4.1.26

tırıvırı :: Yürüyelim Arkadaşlar (9)


Sevgili Kadın ve Mutlu Manav


 Sevgili okurlarım.. 

Eskisini geride bırakıp da yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde 2026'nın ilk tırıvırı'sıyla karşınızdayım.. 

Aynı zamanda, Emin Çölaşan'ın gazete yazılarının da giriş kalıbı olan bu girizgâh, aslında benim oldukça gıcık olduğum bir hitaba dikkat çekmek içindir..

Evet o hitap, hemen her zaman her yerde bol keseden kullanılan SEVGİLİ'dir..


Çevrenizdeki -sizi sevmese de- sizin sevdiğiniz ve bu yüzden de değer verdiğiniz, çok az sayıda insan sizin için "sevgili"dir, öyle değil mi?.

Hâl böyleyken, yerli yersiz herkese sevgili diyen bir takım insanlar vardır ki doğrusu onlardan nefret ederim; yok "Sevgili Hüsamettin", yok "Sevgili bilmem ne".  


Bu durumu iyice abartan bir kadın tanıyorum (ki kendisi yukarıda bize gülümsemektedir); bu kadın, aralarındaki ilişki, sadece arada sırada dükkanlarına gidip alışveriş yapmak olan mahalle esnafına bile -kolayca- "Sevgilim" hatta "Aşkım" dahi diyebilmektedir.. Sevgili ne ki!.

Bu arada sakın bu kadın hakkında aklınıza öyle kötü şeyler falan getirmeyin, hiç ama hiç alâkası yok..

Olmaz olasıca, tuhaf bir alışkanlık olsa gerek bu.. 


Bir zamanlar, "Sevgili" manyağı bu denyolarla (pardon ama bunu demek zorundaydım) en güzel şekilde dalgasını geçenler, "Müebbet Muhabbet" adlı programlarında, kullandıkları hemen her sözcüğün başına "Sevgili" getirerek konuşan, Sevgili Cenk ve Erdem ikilisi idi..

Şimdi bir araştırayım dedim, gördüm ki onlar hâlâ dalga geçiyorlar.. 




Bu arada, yürümeyi ve yürürken neler olduğunu ya da neler olabileceğini unutmuş değilim elbette..

Eee.. buyrun o zaman:  


Az tanıdığınız biriyle yan yana yürümek


Geçen tırıvırı'da 'yürüyüş sırasında tanımadığınız birileriyle yan yana yürümek zorunda kalmak', bir başka deyişle 'istemeden yan yana yürümek'ten bahsederken, insan denen 'sözde sosyal' yaratığın bu durum karşısında adeta anlamsızca coşan tedirginliğine umarsızca değinmiştik..


Peki.. Elbette yine yürürken, bu tedirginliğe rahmet okutacak başka bir kötü vaziyetin, tanımadığınız değil de aksine tanıdığınız biriyle yürürken meydana gelebileceği hiç aklınıza gelir miydi?

Şimdi aklınıza gelmese de başınıza muhakkak gelmiştir; daha yeni tanıştığınız ya da eskiden beri tanıdığınız ama hakkında neredeyse hiç birşey bilmediğiniz (hani, tanışıklık düzeyi "merhaba merhaba o kadar" olan tanıdıktan bahsediyorum) birisiyle yan yana yürümek zorunda kalmanın ne beter bir şey olduğunu, bu durumu yaşayanlar yaşamayanlara anlatsın lütfen..


Bir de o mesafe uzunsa ve bi şekilde ondan kurtulamıyorsanız eğer; zaman geçmez, o yol bitmez olur..

Zorlayarak açtığın sohbet bir türlü yürümez, havadan sudan konuşmalar hemen tükeniverir, aklına gelebilecek konular bir anda anlamsızlaşır, susarsın; yanındaki de senin gibi 'boş konuşamayan' biriyse eğer, sessizliğin gürültüsüyle eş güdümlü huzursuzluk resmen tavan yapar..

Ki Allah düşmanımın başına versin!.


Bir gün ben bunun katmerlisini yaşadım..

Katmerlisi de nasıl oluyor derseniz; az tanıdığınız o kişinin hiç tanımadığınız bir arkadaşıyla yürümek zorunda kalmakla oluyor.. 


Bir basın gösterimi sonrasında sinemadan birlikte çıkmak zorunda kaldığım 'merhaba merhaba o kadar' sinema yazarının yanında, o günkü gösterime katılmış 'merhaba merhaba o kadar' bile olmadığım bir arkadaşı vardı..

Bu fazlasıyla korkutucu ihtimallerle dolu durumdan bir an önce kurtulma amacıyla 'ortamdan uzama' hamlesine kalkışmıştım ki 'merhabacı' arkadaş aceleyle ünledi: Sen vapurla karşıya geçiyodun di mi, benim arkadaş da karşıda oturuyor, benim bir yere yetişmem gerekiyor da, yalnız bırakmış olmayayım, iskeleye kadar seninle gitse olur mu?.


Herife bak, sanki bana çocuk emanet ediyor, bir de "yalnız bırakmayayım" diyerek yalnız birakıyor..

Eşşek kadar adam, kendi başına iskeleye gidemiyor mu?  

Ne yapayım, herifi elinden tutup tay tay mı yapayım?

Arkadaşın güzel bir kadın olsaydı bana bu teklifle gelmezdin di mi onun bunun çocuğu!?


Tabii ki bu dört cümle -harflerin italikliğinden de anlaşılacağı üzere- içimden geçirdiklerimden ibarettir..

Bu gerzekçe teklif karşısında ne yapabilirim ki, isteksizce de olsa kabul etmekten başka..


Elbette, oldukça kötü bir vaziyete düşürülmüşümdür; ama bu durumda bile çaresiz değilsinizdir, çare sizsinizdir..

Yapılabilecek son hamlelerden birini devreye sokarak; yâni, 'Merhaba merhaba o kadar' denen herifin taktiğinin bir benzeriyle, siz de felaha kavuşabilirsiniz..


'Merhaba merhaba o kadar' bile olmadığın o kişiyle birlikte atılan bir kaç adım sonra aniden durulur, yüz hafiften ekşitilir, ters yöne doğru elle işaret edilerek ve söylenerek hemen harekete geçilir: "Aaa pardon, şey, unutmuşum.. Benim şu taraftaki bir yere uğramam gerekiyordu da.. Görüşme(me)k üzere, hadi bay baaaay!.