9.07.2021

Bir zamanlar İstanbul plajları



Suyla iç içe bir kent olan İstanbul’da, Batılılaşmanın etkisine rağmen halk 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren denizden tahta perdelerle ayrılmış “deniz hamamları” ile yetinmek zorunda kaldı. 

Önceleri ticaret, seyahat ve manzara gibi nosyonları çağrıştıran deniz Cumhuriyet’le birlikte yeni anlamlar kazanmaya başladı. 

Yerleşmeye başlayan laik toplum anlayışı insanı daha görünür ve özgür kılarken halk da denizle barışacaktı.

Deniz hamamından plaja geçiş ise bir devrim niteliğindeydi. 


Meşhur İsmet İnönü çivilemesi

Rus ihtilalinde ülkelerinden kaçan Beyaz Ruslar, İstanbul’da pek çok dönüşüme neden olmuşlardı, bunlardan en önemlisi de halkın denizle buluşmasına vesile olan plaj alışkanlıklarıydı. 

1920’lerden itibaren deniz hamamları evrilerek yerlerini yavaş yavaş kadın ve erkeğin beraber denize girebildiği plajlara bıraktı. 

Bu blog yazımızda İstanbul’un plajlarını ve onların özelliklerini ele alıyoruz.


Caddebostan plajı 1965

Suadiye ve Bostancı Plajı


Suadiye, çevresindeki kıyı yörelerine oranla denizle daha geç tanıştı. 

Caddebostan iskelesinden Bostancı mendireğine doğru sahil şeridi girintili çıkıntılıydı. Çam, söğüt, kavak, çınar ve bilumum ağaçların denize kadar uzandığı bir dizi koy vardı. Suadiye kıyısı oldukça kayalık, bir ötesi Bostancı çok daha şanslıydı. 

Deniz, Teksin, Yumurcak ve Derya adlarında yan yana dizilmiş dört plajı vardı. 

Daha da ötede Küçükyalı’da yalılara yakın Çamlık plajı, ardından İdealtepe’de iki halk ve bir özel plaj olmak üzere üç plaj kıyıyı donatmıştı. 

1920’li yılların sonlarına doğru çok yönlü girişimci Mustafa Güler Suadiye sahilinde geniş bir arazi aldı ve 1929 yılında plaj, otel, lokanta, gece kulübü ve gazinodan oluşan, Atatürk’ün de sık sık uğradığı son derece modern bir plaj tesisi kurdu. 

Zaman içinde el değiştiren plaj ve tesis sonunda sahillerin betonlaşmasından nasibine düşeni aldı.




Fülürye Florya Oldu


Plaj modasını İstanbul’a getirenler Rus göçmenler olmuştu. 

Florya’da sere serpe yarı çıplak denize giren Rus güzelleri kısa sürede İstanbul sekenesinin ilgi odağına dönüştü. 

Yüzyıllardır denizden kaçan İstanbul halkı bu kez “Fülürye”ye koştu. 

Eskiden halk, tarihi çınarlar ve memba suları ile meşhur Fülürye’ye fülürye kuşunu dinlemek için giderken bu kez kızgın kumlar üzerinde yatan Rus güzelleriyle önce göz, ardından deniz banyosu yaptılar. 

Bu arada “Fülürye” Rus şivesi ile “Florya”ya dönüştü. 

Böylece mahremlik giderek kalktı; İstanbullu kadın ve erkekler için de plajlarda açılıp saçılma devri başladı.



Adalar 


Cumhuriyet’le birlikte İstanbul’un yeni burjuvazisinin en seçkin sahillerinden biri haline gelen adalarda da, yerini zamanla plajlara bırakmış deniz hamamları vardı. 

Plaj modasıyla birlikte Büyükada Yörükali plajıyla ünlendi. 

Heybeliada’da ise Çam Limanı ve Sadık Bey Plajı tercih ediliyordu. 

1924 yılında sukunetine hayran kalarak yazlarını Heybeliada’da geçirmeye başlayan İsmet İnönü ise devlet ricalinin temsilcisiydi.


Ataköy


Ataköy


1956-1957 yılında Ataköy Sahil Sitesi’nin parçası olarak Sirkeci-Florya Sahil Yolu’nun kıyısında yapılan Ataköy Plajı, mimarlık ve şehircilik projelerine büyük önem veren 1950-1960 dönemi Demokrat Parti politikalarının bir ürünüdür. 

Dört milyon metrekarelik bir arazide konumlandırılmıştır. 

Arsanın sahibi T. Emlâk ve Kredi Bankası 1955 yılında bir proje yarışması açmış, derece alan projelerden yola çıkarak hazırlanmış, “İstanbulluların plâj ve eğlence ihtiyacını en modern bir şekilde karşılayacak”  motel, plaj ve kamp tesisi olarak planlanmıştır. 

Ataköy Plajı’nın devamı olarak inşa edilen moteller ise 1959 yılında hizmete girmiştir.


Moda


Moda Plajı


Moda, 19. yüzyıldan itibaren İstanbul’un en seçkin semtlerinden biriydi. 

Kentin ilk yelken kulüplerinden Khalkedon Racing Club burada kurulmuş, yine semt sakinlerinin buluştuğu  Moda Deniz Kulübü’nün ilk evresi de burada oluşmuştu. 

Moda Deniz Hamamı ve Plajı Kadıköy halkını kısa sürede denizle buluşturdu.

Anadolu yakasında ilk deniz hamamının da Moda’da Hayik adında bir Ermeni tarafından kurulduğu söylenir. Ama Moda Koyu özellikle Cumhuriyet yıllarında şenlenmişti. 

Kaptan İhsan Akdağ ile Levanten ortağı Moda Koyu’nda yeni bir deniz hamamı kurmak üzere girişimde bulunmuştu. 

Etrafı çuval bezlerle örtülü bir kadınlar hamamı, atlama kulesi, çocuklar için havuz, gazino ve kahve de vardı. 

Hamamdan plaja geçildiğinde ise spor etkinlikleri önem kazandı. 

Kısa sürede Anadolu yakasının su sporlarının merkezi Moda oldu. 

1937 yılında ilk kez Macaristan-Türkiye yüzme yarışları burada düzenlenmişti. 

Birçok yüzücü ve tramplen atlayıcısı bu plajda ünlendi, Türkiye şampiyonu oldu. Moda’da her yıl 1 Temmuz Kabotaj Bayramı kutlanır, plajda yüzme yarışları yapılırdı. 

Plaj, spor etkinlikleri yanı sıra gösteri ve eğlence mekânı olarak da meşhurdu.


Süreyya plajı


Süreyya Plajı


Süreyya Plajı Anadolu yakasının zamanla en modern ve büyük plajı oldu. 

İdealtepe ile Maltepe arasındaki eski bir bostanın yerinde yerel yönetimlerin desteğiyle Süreyya İlmen’in yaptırdığı plaj 8 Haziran 1946 yılında açıldı. 

Plajla birlikte bölge rağbet gördü; kısa sürede Maltepe’nin en gözde yerleşim yerlerinden biri oldu. 

Otel ve özel aile odalarıyla yalnız günlükçülerin değil, sezonluk tatil ve eğlence için gelenlerin de ihtiyacını da karşılıyordu. 

Rağbeti gören Devlet Demiryolları plajın önüne önce bir peron inşa etti. 

Yaz mevsiminde bundan böyle banliyö treni peronda kısa süre durmaya başladı, zamanla istasyona dönüşerek banliyö tren tarifelerinde yer aldı.

Güzel havası, temiz ve ılık denizi, sıcak ve ince kumunun yanı sıra Süreyya Plajı her türlü eğlencenin de sunulduğu bir mekândı. 

Kimi geceler mehtap alemleri ve festivaller düzenlenir, seçkin sanatçılar katılırdı. Ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla değişik saatlerde halk otobüsleri de işletiliyordu.



Betonlanan Kıyılar


Cumhuriyet’le birlikte plaj kültürü İstanbul’da altın çağını yaşamaya başladı. 

Bu bir ölçüde 60’lı yıllara kadar sürdü. 

Türkiye 1940’larla 1980’ler arasında bir demografik devrim yaşadı. Nüfus hızlı bir şekilde arttı. 

Ayrıca kırsaldan kente göç başladı. Bu dönüşüm en belirgin İstanbul’da oldu. 

Nüfus, yarım yüzyılda 1 milyondan 15 milyona yükseldi.

Bu insanlara karalar yetmedi; deniz kıyıları da işgale uğradı. 

Ayrıca neredeyse kapalı bir deniz sayılabilecek Marmara da bu nüfus yoğunluğunu kaldıramaz oldu. 

Kıyılar betonlandı, asfaltlandı. İstanbul’un denizi kirlendi. Bundan böyle deniz risk faktörü taşır oldu. 

İstanbullu yeni yazlık mekânlar keşfetmeye ve Bodrum, Marmaris, Antalya gibi mekânlarda yazlık edinmeye başladılar. 

İstanbul’un deniz sefası bundan böyle son buluyordu.


(İşbu yazı Pera Müzesi tarafından hazırlanmıştır)