8.07.2021

The Conjuring: The Devil Made Me Do It / Korku Seansı 3: Katil Şeytan




The Conjuring: The Devil Made Me Do It / Korku Seansı 3: Katil Şeytan, gerçek hayattaki deneyimli paranormal araştırmacılar Ed ve Lorraine Warren'ı bile şoke eden, tüyler ürpertici bir dehşet, cinayet ve bilinmeyen kötülük hikayesini konu alıyor. 

Dosyalarındaki en sansasyonel davalardan biri olan bu vaka, genç bir çocuğun ruhu için verilen bir savaşla başlayıp onları daha önce gördükleri her şeyin ötesine taşırken, ABD tarihinde ilk kez bir cinayet zanlısı, savunmasında, içine şeytan girmiş olduğu iddiasında bulunur.

Vera Farmiga ve Patrick Wilson, Michael Chaves'in (The Curse of La Llorona) yönetiminde Lorraine ve Ed Warren olarak başrollere geri dönüyorlar. 



Filmde, ayrıca, Ruairi O'Connor (Starz yapımı “The Spanish Princess”), Sarah Catherine Hook (Hulu yapımı “Monsterland”) ve Julian Hilliard (“Penny Dreadful: City of Angels” ve “The Haunting of Hill House”) rol alıyor.

Korku Seansı 3: Katil Şeytan'ın yapımı, tüm Korku Seansı Evreni (Conjuring Universe) filmlerinde işbirliği yapmış olan James Wan ve Peter Safran tarafından gerçekleştirildi. 



Yönetmenliğini Chaves’in üstlendiği, senaryosunu David Leslie Johnson-McGoldrick'in (“The Conjuring 2”, “Aquaman”) kaleme aldığı, hikayesini Chad Hayes ve Carey W. Hayes tarafından yaratılan karakterlere dayanarak James Wan ve David Leslie Johnson-McGoldrick’in yazdığı filmin yönetici yapımcıları ise Richard Brener, Dave Neustadter, Victoria Palmeri, Michael Clear, Judson Scott ve Michelle Morrissey.

Filmin kamera arkası yaratıcı ekibi de Korku Seansı Evreni gediklilerini yeniden bir araya getirdi: Bu isimler arasında görüntü yönetmeni Michael Burgess, yapım tasarımcısı Jennifer Spence, kostüm tasarımcısı Leah Butler ve besteci Joseph Bishara yer alıyor. 

Filmin kurgusunu yönetmenin “The Curse of La Llorona”da birlikte çalıştığı Peter Gvozdas’la birlikte Christian Wagner (“Furious 7”) gerçekleştirdi.



Korku Seansı 3: Katil Şeytan, dünya çapında 1,8 milyar dolardan fazla hasılat elde eden, tarihin en büyük korku serisi olan Korku Seansı Evreninin yedinci filmi. 

Bu filmler ilk iki Korku Seansı filminin yanı sıra “Annabelle” ve “Annabelle: Creation”, “The Nun” ve “Annabelle Comes Home”u içeriyor.

New Line Cinema’nın sunduğu, bir Atomic Monster ve Peter Safran yapımı olan Korku Seansı 3: Katil Şeytan filminin dağıtımını Warner Bros. Pictures gerçekleştirecek.

The Conjuring: The Devil Made Me Do It / Korku Seansı 3: Katil Şeytan, 9 Temmuz'da sinemalarda.




Kutsa ve Takdis Et


"Plato, dünyaların yaratıldığı ve kozmosun kurgu ile kurgu olmayan arasındaki farkı bilmediği bir yerdir." – Piskopos Bryan D. Ouellette, Şeytan Çıkarıcılar Tarikatı Baş Şeytan Çıkarıcısı, Atlanta Bölümü

“Kutsal Ruh, senin adına toplanıyoruz. Kalplerimizi aydınlat. Bize ışık ve güç ver. Gücünle bizi destekle, çünkü sen Tanrı’sın.” 

Korku Seansı Evreninin en yeni filmi Atlanta'daki Kutsal Nicholean Katolik Kilisesi'nden Piskopos Bryan D. Ouellette'in bu sözleriyle açılır.

Korku Seansı filmlerinin ve türevlerinin yapımın başlangıcında kutsanması, tüm oyuncu kadrosu ve çekim ekibinin davet edildiği bir gelenek ve adet hâline geldi. Bu, çoğunluk için, kişisel inançlarından bağımsız olarak, çekimin geri kalanının atmosferini belirleyen bir rahatlık kaynağı oldu.

Yönetmen Michael Chaves, “Herhangi bir tereddüdü olan herkesi rahatlatan bir şey bu” diyor.

Yapımcı Peter Safran ise şunu ekliyor: “İyi ile kötü arasındaki daimi savaşa olan inancınız her ne olursa olsun, bu merasim gerçekten herkesi sakinleştiriyor”.



“Her neye odaklanırsan genişler ve sana doğru çekilir. Bu çekim yasasıdır. Dolayısıyla, yapıma olumluluk ve koruma duasıyla başlamak bizi niyette birleştiriyor. İyi, kutsal ve saf olan her şeye paye veririz. Bu, Lorraine Warren'ın bana hep söylediği bir şeydi."- Vera Farmiga

Ouellette, oyuncuların bir korku filminde çalışmanın hayata geçirebileceği karanlık arketiplere karşı özellikle savunmasız olduğunu iddia ediyor. Performanslarının inandırıcı olması için, oyuncular bir arketipe akıttıkları enerjiyle bütünleşirler. Umut edilen, set kutsaması ritüelinin bu karanlık enerjilerin etkilerini hafifleteceğidir.

Son sekiz yıldır Korku Seansı Evreninde Lorraine Warren'ı canlandıran Vera Farmiga, “Çalıştığımız alanı takdis ediyor, böylece alan kutsanmış oluyor” diye açıklıyor ve ekliyor: "Yapım için gerekli ve güzel bir başlangıç".


Yeni Bir Bölüm ve Tüm Ayrıntılar


“Yönetmenlik görevlerinden uzaklaşmak benim için zordu. En başından beri bu dünyaya çobanlık ettim.” – James Wan

James Wan ismi “The Conjuring” ile eş anlamlıdır. Wan, tüm Evrenin arkasındaki yaratıcı güç olageldi, hikayeleri geliştirdi, türevleri denetledi ve bugüne kadarki ana Korku Seansı filmlerini yönetti. Gerçek hayatta kahin ve demonolog olan Lorraine ve Ed Warren'ı canlandıran Vera Farmiga ve Patrick Wilson, daha önce “Annabelle Comes Home”da Gary Dauberman tarafından yönetilmiş olsalar da, bu yapım onların Warren çiftini canlandırırken Wan'ın dümende olmadığı ilk uzun metrajlı film olma özelliği taşıyor.

Wan neredeyse “Korku Seansı 2”yi yönetmiyordu ama Farmiga ve Wilson tarafından geri dönmeye ikna edildi. O filmin çekimleri sırasında üçüncüyü yönetmeyebileceğini ima etti, ancak oyuncular onu tekrar ikna edebileceklerini düşündüler.

Farmiga, "Bu filmi yönetmekten vazgeçebileceğini duyduğumda, yine onun peşine takılırım ve eminim işe yarar diye düşündüm” diyor.

Wan, Atomic Monster markası aracılığıyla, uzun metrajlı film yapım kariyerlerinin başlarında olan birçok yeni yönetmene akıl hocalığı yaptı. Bunların arasında, uzun süredir birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni John Leonetti (“Annabelle”), David F. Sandberg (“Lights Out” ve ardından “Annabelle: Creation”), Corin başta olmak üzere, Hardy (“The Nun”), Gary Dauberman (“Annabelle Comes Home”) ve Michael Chaves de (“The Curse of La Llorona”) bulunuyordu. Bu yetenek listesinde Wan'ın serinin amiral gemisinin dümenini vereceği birinin olması doğaldı.

“[James Wan]'ın hikayeyi hâlâ şekillendirip yapımcılığını üstleneceğini, her yerinde parmak izlerinin olacağını biliyordum. Bu yüzden, benim için en önemli şey, James'in vizyonuna uygun, bu filmi yönetmeyi dünyada her şeyden fazla isteyen birini bulmasıydı”. – Vera Fermiga

Wan, “Michael Chaves ile daha yeni çalışmıştım ve adamı gerçekten çok sevmiştim. İlk uzun metrajlı filmi boyunca onun bir sinemacı olarak geliştiğini görerek, yaratıcılığının, enerjisinin ve zihniyetinin tam olarak “KORKU SEANSI  3: KATİL ŞEYTAN”ın ihtiyaç duyduğu şey olduğunu hissettim” diyor.

Safran da aynı fikirde olduğunu şu sözlerle belirtiyor: “Chaves başarılı ve akıllı bir sinemacı. Korkuyu gerçekten anlıyor. O yüzden, film için Chaves'den başkası olamazdı".

Chaves, üçüncü Korku Seansını yapması için ilk olarak arandığında bunu beklemiyordu, ancak ekibe katılmaya bütünüyle hazırdı.

Chaves, karakterine uygun bir neşeyle, "Bir rüyanın gerçekleşmesiydi" diye itiraf ediyor ve ekliyor: “Korku Seansı filmlerinin büyük bir hayranıyım. James çağdaş bir korku ustası. Dolayısıyla, onun yarattığı bu dünyanın dizginlerini almak hem heyecan verici hem de göz korkutucuydu. Sadece James'e değil, hayranlara, seriye ve yarattığı karakterlere karşı büyük bir sorumluluk söz konusuydu. Bunu hiç aklımdan çıkarmadım”.

Patrick Wilson, “Chaves harika bir katkıydı” dedikten sonra, bunu şöyle açıklıyor: “Çünkü bu filmleri seviyor ve James'e büyük saygı duyuyor. Ayrıca, cesur biri. Yeni şeyler denemekten ve yeni fikirler bulmaktan korkmuyor. Bu seriye saygısı var ama aynı zamanda onu ileriye taşımaktan da heyecan duyuyor."

Chaves, Wan'ın bu son Korku Seansı filmini yönetmesi için kendisine teklif getirmesinin nedenlerinden birinin, David Fincher'ın klasik psikolojik suç gerilim filmi “Se7en”e duydukları ortak sevgi olduğunu düşünüyor. Chaves ve Wan, “La Llorona” setinde söz konusu film hakkında konuştular ve bu konuşma “KORKU SEANSI 3: KATİL ŞEYTAN”ın evriminde bir referans noktası olarak hizmet etti.

Chaves, "Bu filmi çekerken, gözden geçirilecekler arasındaki o filmin büyük etkisi oldu" diyor.

Perili ev alt türünden çıkmak ama tüm korku öğelerini korumak istedim. Korku Seansı 3: Katil Şeytan' klasik bir polis dedektifi gerilim filmi gibi işliyor, fakat dedektifler Ed ve Loraine Warren.” – James Wan

Ed ve Lorraine'in beyaz perdede ele alacağı bir sonraki dava dosyasının ne olacağı hakkındaki konuşmalar “Korku Seansı 2”nin çekildiği döneme kadar gidiyor. Wan, bir sonraki bölümün doğaüstü süper kahramanlarını tekrar dört duvarlı hikaye anlatımıyla sınırlamak istemediğini biliyordu çünkü zaten ilk iki filmde bunu yapmıştı.

Wan, “‘Korku Seansı 2' setinde Patrick ve Vera'ya, Ed ve Lorraine'in polisin suçları çözmesine yardım ettiği dünyayı keşfetmek istediğimi söylediğimi hatırlıyorum. Üçüncü filmin farklı hissettirmesini istedim.”

Bu hedefe ulaşmak için Wan, Safran ve senarist David Leslie Johnson-McGoldrick, Warren’ların en ünlü dava dosyalarından birine başvurdu. Manşetlerden alınan, kötü şöhretli “Şeytan Yaptırdı” vakası, içine şeytan girmesi iddiasının yasal bir savunma olarak kullanıldığı ilk ABD cinayet davasını esas alıyor. Korku Seansı ekibi bunun Ed ve Lorraine için becerilerinin sınırlarını zorlamaları, sanıkların masumiyetini ve kötü güçlerin varlığını kanıtlamak uğruna hayatlarını riske atmaları adına mükemmel bir fırsat olduğunu düşündü. Bu, Warren'lar için o zamana kadarki en tüyler ürpertici ve şok edici hikaye olmuştu.

“Bu, Arne Cheyenne Johnson'ın hikayesi. O, 19 yaşında genç bir adamdı. Bir iblis tarafından ele geçirildi. Ev sahibini öldürdü ve mahkemeye çıktı.” - Michael Chaves

Chaves, "Bu vaka müdahil olan herkes için Warren'ların ele aldığı en karanlık hikayeydi. Sanık Arne Johnson için her şeylerini riske attılar" diyor.

“Katil Şeytan”, aynı zamanda, yapımcılara Ed ve Lorraine'i dışarıdaki dünyaya göndermek için mükemmel bir platform sağladı. Çiftin polisle haşır neşir olması ve korkunç bir suça yol açan meşum nedenleri araştırmaları için harika bir fırsattı.

Farmiga, "'Korku Seansı'nda, kötülükten kurtuluş dört duvar arasındaki tek bir alanla sınırlıydı" dedikten sonra şöyle devam ediyor: “Korku Seansı 2'de Ed ve Lorraine'e uçak bileti aldık ve onları yurt dışına gönderdik. Ama yine de, görevleri bir evin duvarları içinde sınırlıydı. Şimdi 'KORKU SEANSI  3: KATİL ŞEYTAN' için perili evin sınırlarından çıkıp en bozulmuş ve korkutucu yerlere gidiyorlar”.

Chaves, bu ‘Korku Seansı’nı gerçekten farklı ve bu denli heyecanlı kılan şey, bir Korku Seansı filminden bekleyeceğiniz tüm korku ve dehşet unsurlarına sahip olmanın yanında, Korku Seansı Evreninin tam olarak konusuyla bağlantılı inanılmaz bir gizemi konu alması”.



Karma Gerçeklik


“Gerçeklik üç perde ve heyecan verici bir finalden oluşmaz. Bunları biz sağlamalıyız.” – David Leslie Johnson-McGoldrick

“Korku Seansı 3: Katil Şeytan”, geliştirme aşamasında iki ana zorlukla karşı karşıyaydı: Korku Seansı Evreni nasıl özgün ve taze soluklu tutulacaktı ve gerçek ile drama nasıl dengelenecekti.

Hikayenin yazımında da Wan'la birlikte çalışan senarist David Leslie Johnson-McGoldrick, “İnsanların önceki filmlerde sevdiği öğeleri korumak istedik” diyor ve ekliyor: “Ama onlara tekrar tekrar aynı şeyi vermek istemedik”.

“Daha ilk birkaç dakika içinde, önceki 'Korku Seansı' filmlerindekinden çok daha farklı bir yolculuğa çıkacağınızı anlayacaksınız”. – Patrick Wilson

Wan, daha başlamadan önce, bu yeni Korku Seansının Lorraine'in durugörü yeteneklerini ön plana çıkaran bir gizem olmasını istediğini biliyordu. John Carpenter imzalı “Eyes of Laura Mars” ve David Cronenberg imzalı “The Dead Zone” gibi filmlerden esinlenerek, Lorraine'in psişik bir dedektif olarak parlayabileceği, yeteneklerinin hikayenin ayrılmaz bir parçası olacağı, onun psişik görülerinin daha önce hiç olmadığı şekilde, korkutma noktaları yerine öykü noktaları olarak kullanılacağı bir vaka aradılar.

Gerçek Lorraine Warren'ın çok sayıda vakada polise danışmanlık yaptığı bilinen bir gerçek. Wan ve Johnson-McGoldrick bu vakaları değerlendirdiler, fakat uyarlamak istedikleri türde bir vaka bulamadılar.

Bununla birlikte, David Glatzel'in son şeytan çıkarma ayininin ardından Arne Johnson'a olanlar, yeni bir hikaye için harika bir sıçrama tahtası gibi göründü. Davanın az bilinen bir öğesi, Glatzel’lerin birilerinin kendilerini lanetlediğini hissetmiş olduklarıydı. Hiç kimsenin bu şüphenin temeline inmeyi başaramamış olması nedeniyle, bu, bir soruşturmanın başlatılması için bir dava dosyasında mükemmel bir gerçek yaşam açısı gibi görünüyordu. Ancak Glatzel'lerin kaygılarının asla sonuca ulaşamamış olması, hikaye örgüsünün yapımcılar tarafından yaratılması gerekeceği anlamına geliyordu. Korku Seansı filmleri anlatımı ilerletmek için hep bir miktar drama yetkisi kullanmış olsa da, bu farklıydı. Wan ve Johnson-McGoldrick'in hem heyecan verici hem de özgün bir fikir bulması gerekiyordu.

Johnson-McGoldrick, “Gerçekliği bir tür karma hikayeyle harmanlamaya karar verdik; farklı durumlarda gerçekleşen çok sayıda hakiki olayı alıp bunları tek bir hikayede birleştiren bir karma hikaye” diye açıklıyor. Gizemi çözdüğümüz ikinci perdede daha kurgusal bir yere gitmekle birlikte, yine de Lorraine'in polisle olan gerçek etkileşimlerinden yararlandık".

Bunun kararı verildikten sonra yapılacak şey, işlerin nasıl başlayacağını bulmaktı. Brookfield Şeytan Cinayeti davası olarak da bilinen Katil Şeytan davasının iki ayrı bölümü vardı: Geçmişte büyük ilgi odağı olan ve Ed ile Lorraine Warren'ın müdahale etmek üzere çağrıldığı David Glatzel'in işkencesi ve ele geçirilmesi; sonrasında ise şeytan çıkarma sırasında David'in iblisine meydan okuyan ve Ed tarafından iblise doğrudan hitap etmemesi konusunda uyarılan Arne Cheyenne Johnson'ın işkencesi ve ele geçirilmesi. Aylar sonra Johnson, şeytan tarafından ele geçirme olduğunu iddia ettiği şey sırasında hem arkadaşı hem ev sahibi olan kişiyi öldürdü. Takip eden duruşmada, Arne'nin savunması, Warren’ların da desteğiyle şeytan tarafından ele geçirilmenin mahkemeler tarafından meşru bir savunma olarak kabul edildiği İngiltere'deki iki davaya da atıfta bulunularak, şeytan tarafından ele geçirilme gerekçesiyle suçlu olmadığı iddiası üzerine kuruldu. Bu, ABD tarihinde ilk kez birinin savunma olarak şeytan tarafından ele geçirilme iddiasında bulunma girişimiydi. Hakim tarafından reddedildi. Bu, hikayenin Wan ve Johnson-McGoldrick'i ilgilendiren kısmıydı.



“Ed ve Lorraine'in eğlenceli yanlarından biri de, evliliklerinde paylaştıkları aşk. Filmlerde genellikle evliliği romantik bir ilişki olarak kutlamıyoruz”. - David Leslie Johnson-McGoldrick

Odağın David'den Arne'ye kaydırılması zorunlu ama nispeten gerçekleştirilmesi kolay olan görevdi. Johnson-McGoldrick, "Normalde bir 'Korku Seansı' filminin sonu olacak şeyle başlamaya karar verdik" dedikten sonra bunu şöyle açıklıyor: "Bu hikayenin perili ev versiyonu zaten perde dışında gerçekleşmişti. Bu filmi daha önce gördüğümüz için doğrudan şeytan çıkarma ayinine geçebildik ve bu da Arne'nin hikayesine hemen başlamamızı sağladı. Arne'nin iblise meydan okuduğu an olan kışkırtıcı olaya çok hızlı şekilde geçebildik".

Arne'nin hikayesini inandırıcı bir şekilde anlatmak için, Johnson-McGoldrick çok yönlü bir araştırmaya daldı. Katil Şeytan davası ulusal bir haberdi. O sırada herkesin konuştuğu sansasyonel bir davaydı. Johnson-McGoldrick, eski Newsweek ve Time dergisi makalelerinin yanı sıra, her gün dava hakkında haber yapan yerel ve bölgesel gazetelere ulaşmayı başardı. Johnson-McGoldrick orijinal mahkeme tutanaklarının kaybolduğunu veya yok edildiğini keşfettiğinde bu yerel belgeler daha da önemli hale geldi çünkü mahkeme salonunda kimlerin olduğunu ve duruşma boyunca hangi tanıkların ifade verdiğini ortaya çıkardılar. Davayı oldukça net bir şekilde anlayan Johnson-McGoldrick, kaynağa gitme zamanının geldiğine karar verdi.

Johnson-McGoldrick, “Arne Johnson’ın yanı sıra Debbie Glatzel ile de röportaj yaptım” diyor ve ekliyor: "İkisi birlikte katıldılar. Böylesi her zaman daha iyidir. Bir yandan olayı anlayıp neler olduğunu öğreniyorsunuz, bir yandan da bu insanların kim olduğu hakkında bir fikir edinmeye başlıyorsunuz. Bu nokta önemli çünkü bir film yapmak için belirli unsurları kurgulamanız gerektiğinde, yine de onların neler hissettiklerini kopyalamak istersiniz”.

Yaratıcı ekibin işleri farklılaştırmak için yapmak istediği şeylerden biri Ed ile Lorraine’in ilişkisindeki güç dinamiğini değiştirmekti; ve bu, Johnson-McGoldrick'in çözmesi gereken başka bir bileşendi. Bunu evliliğin dışından başarmanın bir yolu olmalıydı.

Johnson-McGoldrick’e göre, "Kimse Ed ve Lorraine'in kavga ettiğini görmek istemez. Onlara dair olabilecek tek tartışma konusu hangisinin diğerine daha iyi davranacağı olurdu gibi hissediyorum. Ed ve Lorraine her zaman aynı taraftalar”.

Bunun böyle olması, bir diğer karma hikaye durumunu beraberinde getirdi. Ed Warren’ın gerçek hayatta geçirdiği kalp krizi, ilk “Korku Seansı”nda kısaca tasvir edilen Maurice Theriault şeytan çıkarma ayininin ardından olmuştu.

Johnson-McGoldrick bu konuda şunları söylüyor: “Gerçek Theriault şeytan çıkarma videosunda, Ed iyi görünmediği için Lorraine'in ona iyi hissedip hissetmediğini sorduğunu duyabilirsiniz. Çok geçmeden kalp krizi geçirdi. Biz o olayı buraya taşımayı tercih ettik. Yani Ed'in kalp krizi Glatzel şeytan çıkarma ayini sırasında meydana gelmemiş olsa da, gerçeğe dayanan bir temeli var."

“Ed'in güçlü yönlerinden biri karanlık yeraltı dünyası hakkındaki bilgisiydi. O, şeytan çıkarma ayinlerini gerçekleştirebilen, atanmış bir rahip olmayan yegâne insanlardan biriydi ve birçok rahip için bir kaynak kişiydi”. – Patrick Wilson

Önceki Korku Seansı Evreni filmlerinde Ed, her zaman arabayı tamir eden veya lavaboyu onaran adamdır; o fiziksel ve aktif olandır. O canlı halinden taviz vermek durumunda oluşu onu bir adım geri durmaya ve liderliği Lorraine'in almasına izin vermeye zorlar, ki bu onun için kolay değildir. Johnson-McGoldrick, "Onun yerine Lorraine’in evin altına girdiği sahnede, Ed için dışarıda olmak çok zor. Burada Lorraine'in eyleme geçtiğini görüyoruz." diyor.

Ed ve Lorraine perili evlerde her zaman otorite olagelmiştir. Uzmanlıkları nedeniyle yardıma çağırılmışlardır. İnsanlara kendilerini kanıtlamak için durumunda kalmamıştırlar. "Korku Seansı  3: Katil Şeytan" filminde ise durum farklıdır çünkü Ed ve Lorraine, Arne'ye yardım etmek için mahkemedeki ve polis teşkilatındaki dindar olmayan şüphecileri kendilerine yardım etmeye ikna etmek zorundadırlar. Arne'nin savunma avukatını Hatıratlar odasına götürerek onu kazanmayı başarırlar. Ancak Dedektif Çavuş Clay başka bir konudur.

Johnson-McGoldrick, "Dedektif Clay karma bir karakter" diyor ve bunu şöyle açıklıyor: "O gerçek biri değil, ama gerçek Lorraine Warren'ın danışmanlık yaptığı polisleri temsil ediyor. Diğer vakalardan öğeler aldık ve Dedektif Clay’de bir araya getirdik. O, Lorraine’in kendini kanıtlaması gereken bir şüpheci. Bu durum, gerçek Lorraine'in düzenli olarak karşılaştığı bir şeydi".



Eski Biri, Yeni Biri


“Her 'Korku Seansı' filmi, doğaüstü bir gerilim filmi olarak nakşedilen bir aşk hikayesidir. Her şey dönüp dolaşıp Ed ile Lorraine arasındaki ilişkiye dayanır”. – Peter Safran

Vera Farmiga ve Patrick Wilson, son sekiz yıl içinde, Ed ve Lorraine Warren'ı diğer üç Korku Seansı Evreni filminde daha canlandırdılar: “Korku Seansı”, “Korku Seansı 2” ve “Annabelle Yuvaya Dönüş”. Bu süre boyunca, iki oyuncunun birbirlerine olan samimi sevgisi de büyümeye devam etti, ve bu, beyaz perdede açıkça görülüyor. Herhangi bir kaliteli şarap veya bir çift iyi deri çizme gibi, harika bir evlilik de ancak yaşlandıkça daha iyi olur; ve tıpkı gerçek Ed ve Lorraine Warren'ın birbirlerine olan sevgisi nasıl zamanla güçlendiyse, Wilson ile Farmiga arasındaki dostluk da aynı şekilde güçlendi.

Farmiga, "Sahte eşimle yaşlanmak inanılmaz bir şey" diyor gülerek ve ekliyor: "Kulağa klişe gelmesi riskini göze alarak diyebilirim ki, yaşlı Patrick Wilson'a olan aşkım tüm ateşiyle devam ediyor. Ona tapıyorum. Onunla çok iyi dostuz. Birlikte gülerek yaptığımız karanlık, duygusal işi hafifletiyoruz. Beni her türlü kıkırdatıyor".

Wilson ise şunu söylüyor: "İlk günden beri birbirimize güvendik. Aramızdaki kimyanın kaynağı bu. Birbirimizle tamamen rahatız ve çok eğleniyoruz."

“Ed ve Lorraine karakterleri seviliyor. İnsanlar onları Patrick ve Vera'nın canlandırmasını da seviyor. Gerçek hayattaki çiftin bu sinematik yorumunu seviyorlar.”

“Lorraine, 'Düşman saldırdığında, Tanrı'ya yaslanırım' ve 'Şeytana direnirim ve o sizden kaçar' derdi. Şimdi bile hâlâ sesini duyabiliyorum..”- James Wan

Hikaye anlatımı açısından, yapım ekibi Ed ve Lorraine karakterlerinin insaniyetleriyle temas halinde olduğundan emin olmak için hep büyük çaba harcadı. “İlk ‘Korku Seansı’ndan ‘Korku Seansı 3: Katil Şeytan’a kadar olan hikaye akışında geçen on yılda, Ed ve Lorraine her zamanki gibi sert ve sarsılmazlar ama bir yandan da hastalık ve yaralanmalara karşı daha savunmasızlar. Sevgileri derinleşirken birbirlerinin esenliği konusundaki endişeleri de derinleşti ki bu çok şefkatli ve sevecen bir şey.

Safran ise, “Her şey dönüp dolaşıp Ed ve Lorraine arasındaki ilişkiye dayanıyor” diye açıklıyor ve şöyle devam ediyor: “Daha en başlarda aldığımız en büyük övgülerden biri, kendisi ile Ed arasında var olan şeyi güzel bir şekilde yakaladığımızı hisseden gerçek Lorraine Warren'dandı. Hikayeleri geliştirirken bunu her zaman aklımızda tuttuk. Ed ve Lorraine'in yaptığımız şeyden gurur duymasını istedik".

Farmiga da şunları ekliyor: “Serinin kalbi Ed ile Lorraine'in bağı ve aşkı; bu, seriyi diğer korku filmlerinden ayıran şey. Bu bir aşk hikayesi".

Filmin Ed ve Lorraine’in uzak geçmişlerine kısa bir bakış sunması onların hayranlarına bu sefer de özel bir hediye olacak. Çifti ilk kez, ilişkilerinin başında aşık gençler olarak göreceğiz. Ortalama bir korku filminin tipik olmayan dokunaklı bir ânı bu. Kötülükle hiçbir ilgisi yok. Sadece filmi ve bu karakterleri değil, bir bütün olarak Korku Seansı Evrenini temelini oluşturan, basit, güzel bir hikaye. Açık ve net bir şekilde, tüm o girdabın merkezindeki riskleri açıkça ortaya koyuyor.

Gerçek Ed ve Lorraine ile başlayan ve Wilson ve Farmiga'nın onları betimlemelerinde yaşamaya devam eden sıcaklık, sevgi ve ışık hissi, bu hikayeleri hayata geçiren yapım ekibinin bütününe de uzanıyor. Korku Seansı Evreninde çalışmak bir ailenin parçası olmaktır. Makyaj, kostüm, yapım tasarımı, dublör, müzikal puanlama, birim tanıtım, sahne yapımı, sinematografi ve set dekorasyonu ekiplerinin yanı sıra, yönetmen yardımcıları ve oyuncular da dahil olmak üzere film kadrosunun çoğu, tekrar tekrar bu filmlerde görev almak üzere geri dönüyorlar. Bu durum aralarında özel bir dil oluşturmakla kalmayıp, Wan'ın yıllar içinde beslemeye çalıştığı ortamın net bir kanıtını oluşturuyor.

Wan, “Film çekmek çok stresli olabilse de, ben harika zaman geçirmek istiyorum” diyor ve ekliyor: “Katılan herkes için mümkün olduğunca keyifli bir deneyim olmasını arzu ediyorum. Film çekmek zor ama aynı zamanda eğlenceli olmalı”.

Çekirdek seride sürekli tekrar eden üç karakter bulunuyor: Steve Coulter tarafından canlandırılan, Warren’ların resmi Katolik sırdaşı Peder Gordon'ı oynayan; Shannon Kook’un canlandırdığı, Warren’ların özel paranormal araştırmacı asistanı Drew Thomas; ve Sterling Jerins’in canlandırdığı, Warren'ların sık sık eziyet çeken ama azimli kızı Judy.

Chaves, "Drew ve Peder Gordon bu filmde daha önemli bir rol oynuyor, vakayı çözmeye aktif olarak yardımcı oluyorlar" diye açıklıyor.

Korku filmi tarihinin en ikonik görüntülerinden birine şapka çıkaran, Peder Gordon'ın Brookfield'deki Glatzel evine gelişi, “The Exorcist”te Peder Merrin'in Georgetown'daki MacNeil konağına gelişini aksettiriyor: Peder Gordon da bir taksiden indirten sonra, benzer bir sokak lambasının altında bir an durur; kare neredeyse aynıdır; başında siyah bir fötr şapka ve elinde deri bir çanta vardır; ele geçirilmiş çocuğun saklandığı pencereye bakar ve dönüp kaybolan bir figür görür. Peder Gordon daha sonra kararlı bir şekilde kapıya doğru yürür.

Chaves, “Orijinal 'Exorcist'in büyük bir hayranıyım ve kesinlikle o filme bir selam vermek istedim. Bu komik çünkü aslında hem 'Exorcist'e (“Şeytan”) hem de 'Psycho'da (“Sapık”) annenin pencerede olduğu görüntüye bir saygı duruşu”.

Coulter ise şunu ekliyor: "Michael Chaves çok eğleniyordu ve onun bu coşkusu bulaşıcıydı. James Wan da aynıydı. İkisi de filmleri öylesine seviyorlar ki diğer filmlere küçük birer saygı duruşunda bulunuyorlar”.

“Korku Seansı”nın bu bölümü nasıl Ed ve Lorraine'i evden uzaklaştırıp dış dünyayla daha fazla bağ kurmalarını sağlıyorsa, aynı zamanda Drew'nun onlarla nasıl çalıştığını ve kendisinin çiftin araştırmalarının ne kadar ayrılmaz bir parçası olduğunu görmemizin yolunu açıyor.

Kook, "Chaves, Drew'yu daha derin bir seviyeye taşıma amacıyla, onu daha az komik bir rahatlama unsuru olarak değerlendirip, araştırmalara ve ivedi tehlikelere daha keskin şekilde odaklanmasını sağladı" diyor ve ekliyor: “Ed ve Lorraine ile olan ilişkisine daha iyi bir bakış sunuyoruz. Drew onları hep kolluyor".

Tüm eski tanıdık yüzlere rağmen, bu yeni bir dava dosyası, yeni bir aile ve yeni bir düşman. Hikayenin merkezinde Patrick Wilson'ın kardeşi Paul Wilson ve Charlene Amoia'nın canlandırdığı Glatzel çifti Carl ve Judy var. Çocuklar Debbie ve küçük kardeşi David’i, sinemaya yeni adım atan Sarah Catherine Hook ile çekimler sırasında sekiz yaşında olsa da, deneyimli korku ustası Julian Hilliard canlandırdı. Debbie'nin erkek arkadaşı Arne Cheyenne Johnson, İrlandalı aktör Ruairi O'Connor tarafından canlandırdı.

Debbie ve Arne'yi inandırıcı bir şekilde canlandıracak oyuncuları bulmak, kapsamlı seçmeler ve uzun bir oyuncu seçme süreci gerektirdi. Arama, canlandıracakları karakterler arasında sarsılmaz ve ömür boyu sürecek bir bağ olan, Hook ve O'Connor, ile meyvelerini verdi. Genç oyuncular önceden tanışmıyorlardı, ancak aralarında anında ortaya çıkan kimya çekimler sırasında kayda değer bir arkadaşlığa dönüşerek Wilson ve Farmiga arasındaki dostluğu anımsattı.

“Bunlar olağanüstü derecede önemli iki rol” diyen Safran, şöyle devam ediyor: “Karakterlerine Ed ve Lorraine'in birbirlerine duydukları sevgiyi yansıtan türde bir sevgi aşılamayı başardılar”.

Chaves ise şunu söylüyor: “Ruairi ve Sarah Catherine, bu karakterlerin özünü ve birbirlerine olan aşklarını gerçekten yakalıyor. Kendilerini içinde buldukları o çok karanlık dünya köşesine rağmen, onlarla bağ kurmanızı sağlayan harika bir sıcaklık ve çekiciliğe sahipler”.

Gerçek hayattaki Arne Johnson ve Debbie Glatzel, 41 yıl önce tanışmalarından bu yana boyunca birbirlerine olan bağlılıklarından hiç şaşmadılar. Debbie onun en ateşli savunucusu ve koruyucusuydu. Ona ne kadar hayran olduğu sonuna kadar açıktı. Arne birinci derece adam öldürmekten cezasını çekmek üzere hapisteyken evlendiler ve Debbie'nin 2021'deki ölümüne kadar evli kaldılar. Çift, Ed'in 2006, Lorraine'inse 2019'da vefatına kadar Warren’lara ve kızları Judy ile kocası Tony Spera’ya yakın kaldılar.

Hook, Debbie için, “Sevdiği tüm insanlara inanılmaz derecede sadıktı ve en çok da Arne'yi seviyordu” diyor.

Filmde, Hook'un çizdiği portre bu bağlılığı aktarıyor. "Şeytan çıkarma sırasında Debbie'den duyduklarınız karakterin kim olduğunu mükemmel şekilde ortaya koyuyor: Ailesine koşulsuz sevgi, Ed ve Lorraine'e ise hayranlık ve saygı duyan bir insan. Ailesinin –ve küçük kardeşinin– tarafını tutuyor çünkü David böyle bir şey yaşamayı asla istemezdi. Hikayenin ilerleyen kısmında da Arne'ye olan inancının da aynı olduğunu görüyorsunuz".

Buna rağmen, bu karakterleri gerçek insanlardan yola çıkarak oynamak için ruhlarının çok karanlık kısımlarına giden hem Hook hem de O'Connor için zorlayıcıydı. Hook, Debbie'nin birini ölümüne bıçakladığını gördükten sonra Arne'yi neden desteklediğini ve rolü inandırıcı bir şekilde oynayabilmek için bunun onun sadakatini nasıl test edeceğini, bunun üstesinden nasıl gelebileceğini kendi kendine sık sık sordu.



“Ruairi'nin gerçekten ağır bir yükü vardı; şeytan tarafından ele geçirilmeyi tasvir ediyordu. Bu kolay bir rol değil; karakteri çok fazla duygusal ve zihinsel kargaşa yaşıyor.” – Patrick Wilson

O'Connor ise kendini çok daha karanlık bir deliğin içinde buldu. "Arne Johnson karmaşık bir rol" diyor Chaves ve ekliyor: "Pişmanlık, ıstırap ve öfke gibi gerçekten güçlü duygularla dolu; ve tüm bu duygular korkuyla iç içe".

Arne'nin kendini bulduğu olağanüstü durumlar için, O'Connor'ın onu ikna edici bir şekilde hayata geçirecek bakış açısını bulması gerekiyordu; ve O'Connor'ın Arne portresi derin ıstırap içindeki bir kişi. Bu, bir sanatçı olarak haftalarca içinde bulunmak için zor bir yer.

O'Connor, "Karakteriniz için empati bulmalı ve onu yargılamamalısınız. Böylece onların bakış açısını gerçekten anlayabileceğiniz noktaya ulaşırsınız. Yani demek istediğim şu ki bunun için kelimenin tam anlamıyla ele geçirildim. Kendimi o lanetli yere götürmeyi başardım”.

O'Connor çekimlerde çoğu zaman ruhun o karanlık gecesinde kendi kendini izole ederek, kendi Arne versiyonunun yaşadığı dünyada kalabilmek için çekimler arasında kulaklıklarını takıp 80'lerin müziğini dinleyerek yaşadı. Kafasındaki şeytani gürültüden kurtulmak istemiyordu. Ama bir süre sonra bu durum olumsuz sonuçları ortaya çıkmaya başladı. O'Connor deneyimli profesyoneller Wilson ve Farmiga'nın çok yoğun ve genellikle fiziksel olarak yorucu çekimlerden çıkıp, çekim aralarında şakacı ve eğlenceli insanlara dönüşümünü izledi. Bir dakika önce iblislere haykırırken ya da hayatları için bağırırlarken, bir sonraki dakika internette komik videolar izliyorlardı. Çalışmanın başka bir yolu olduğunu görebilen O'Connor için bu bir tür kendiyle hesaplaşma oldu.

O' Connor, "İblislerin hakimiyetinde yaşadığım o korkunç fiziksel zorluklardan, bütün o çığlıklar ve dövülmelerden uzaklaşmak önemliydi. Bu yüzden arada komik videolar izlemeye başladım çünkü Patrick ve Vera bu sayede çok kaygısızlardı” diyor.

Filmin en üzücü sahnelerinden bazılarında yer alan Hilliard da benzer bir yaklaşım benimsedi. Genç aktör, rolünü ve karakterine bir iblisin musallat olduğunu çok iyi anladığını belirtiyor ve şunu söylüyor: "Üstesinden gelmesi gereken çok şey var çünkü canavar onun içinde. İblisle birlikte olmaktan hoşlanmadığını kesin olarak biliyorum ".

Hilliard’ın payına da epey korku düşüyordu ama bu konuda çok pragmatikti. Korku sekanslarını gerçeklikten kolayca ayırt etti. Yoğun, korkutucu bir sahnenin ortasındayken bile her zaman eğlendi. Yönetmen Michael Chaves ile olan arkadaşlığı, onun karaktere gerçekten girmesine de yardımcı olan çok özel bir şeydi. “Michael Chaves oyunculuk da yapan çok hoş ve tatlı bir yönetmen” diyor ve ekliyor: “Gizli bir el sıkışmamız bile var. Sır olduğu için söyleyemem ama gizli bir el sıkışmamız var. Bu oldukça havalı".

Hilliard'ın çekimler sırasında edindiği bir diğer özel arkadaş da, Romanya'da “The Nun”ın çekimleri sırasında bir ekip üyesinin kurtardığı Transilvanyalı kedi Pookie’ydi. Korku Seansı Evreni ailesinin geri dönen bir başka üyesi olan Pookie, mümkün olduğunda mekan çekimlerine devam ediyor. Hilliard, "Pookie bir erkek kedi ve çok iyi huylu. Yeni insanlara karşı biraz utangaç ama çok tatlı bir kedi ve bence onu seveceksiniz. Çok sevimli. Ona Pookie Monster demeyi seviyorum” diyor.

Hilliard, genel olarak, filmin çekimlerinde kendini yuvasından uzakta bir yuvada gibi hissetmenin yanı sıra, tüm oyuncu kadrosu ve çekim ekibiyle olmaktan gerçekten keyif aldı. Setteki en sevdiği anılarından biri de doğum gününü kutladıkları zamandı. Hilliard, "Gerçekten harikaydı, çekime başladığım ilk gün sekizinci yaş günümü kutlamak için iki pastayla bana sürpriz yaptılar" dedikten sonra şunu da ekliyor: "Bütün oyuncular ve ekip bana şarkı söyledi ve ulaşım departmanından yaklaşık 20 yo-yo'luk bir hediye aldım; harikaydı!"

Bu filmin önceki Korku Seansı filmlerinden bir diğer farkı da, düşmanın doğaüstü bir düşman olmamasıydı. Lorraine, Eugenie Bondurant tarafından canlandırılan rakibi Okültçü ile karşılaşıyor. Bu rakip, aynanın karanlık yüzü; Lorraine'in temsil ettiği her şeyin tam tersi. Ed ve Lorraine'in inancıyla alay eden bu bedenli, somut tehdit, aynı zamanda karanlık güçlere komuta etmek için Şeytandan yararlanıyor. Lorraine'in Okültçü’ye karşı savunmasızlığı ve meydan okuması, Korku Seansı serisinde riskleri yeni ve güçlü bir şekilde artırıyor.

Johnson-McGoldrick bu konuda şunu söylüyor: “Lorraine farklı bir yoldan gitmiş olsaydı, kendisi Okültçü olurdu” diyor.


Filmin mmknmrtb notu  5   /10