![]() |
| Yavuz Aydar ile Şebnem Savaşçı |
Hatırlarsanız eğer, geçen tırıvırı'yla, bir zamanlar paylaştığımız müzik üzerine olan yazılarımızı yeniden diriltmeye girişmiştik..
Bu 'tembel' özellikli girişimimizin büyük bir ilgiyle karşılandığını söylemek isterdik ama tabii ki yok öyle bi şey!
Öte yandan bizim de, bu 'sözde proje'den dönmeye niyetimiz yok..
Öyleyse devam..
Aşağıdaki yazımıza "Evvel zaman içinde" diyerek başlamışız ama -yeniden diriltilmiş- bu yazıya bugünden baktığımızda, "Evvel zamanın da evvel zamanı içinde" biçiminde olaya yaklaşmak, galiba daha doğru ve daha gerçekçi olacak..
Ya da şöyle söyleyelim; rahmetli kurucu yazarımız Numan Serteli'nin bahsettiği bu olaylar ve insanlar, bugünün okuyucularının büyük bir kısmının umurunda bile olmayacaktır..
Bu durumun farkındayız ve son olarak ekliyoruz ki; işbu yazı 2012 yılında yazılmıştır, okurken buna göre değerlendirmeniz, sevgili kurucu babamız hakkında "neden bahsediyor bu yaşlı herif yoksa demansa mı yakalandı" deyu düşünmemeniz rica olunur..
![]() |
| Stüdyo FM |
Bir Radyo Fenomeninin Sonu :: 'Stüdyo FM' veda ediyor!
Evvel zaman içinde Trt3 de yayınlanan, ilkini büyük ihtimalle dinlediğimi sandığım, programdan öte bir şeydi Stüdyo FM..
Yetmişlerin sonu ve seksenlerin tümünde -her şeyde olduğu gibi müzik konusunda da- imkânsızlıkları yaşayan Türkiye'nin Rock Müzik hastası gençlerinin ilacıydı Stüdyo FM..
En eskiden en yeniye, müzisyenleri ya da grupları tanıtan -o da bir ihtimal- bize bir kaç yıl sonra erişebilecek en son çıkan albümleri -yapımcı firmasından kapağına, prodüktöründen geri vokaldeki ablanın kimliğine kadar- en küçük ayrıntısıyla özümüze belleten bir okuldu Stüdyo FM..
Müziğe -eskiye nazaran- artık çok daha kolay ulaşılabilirlik ve özel radyoların varlığı nedeniyle, yirmi yıldan fazladır maalesef dinleyemediğim 'efsanevi' programa geçenlerde rast geldiğimde, aynı özgün çizgisini taviz vermeden sürdürdüğüne tanık olmak çok hoştu..
Stüdyo FM'i, anımsattığı bin bir duygular içinde, aynı güzel insanların, yani Yavuz Aydar ile Şebnem Savaşçı'nın bilgili, sevgili ve saygılı sunumuyla, sanki aradan sadece bir hafta geçmişcesine aşina ve de huşu içinde dinledim..
Kimi, kimleri ve neyi dinlerseniz dinleyin, o şey Stüdyo FM farkıyla ya da Yavuz Aydar'ın sihirli değneğiyle bambaşka bir güzelliğe bürüneceğini hep bilirdik ki inanın hiç yanılmadık..
Sadece Rock değil, Blues, Jazz hatta Pop üzerine, neredeyse 34 yılı aşkındır meraklısına hazineler sunan bu güzel insanlara ve dolayısıyla da Stüdyo FM'e artık vedanın zamanı geldi..
Oysa, İstanbul'un ya da Beyoğlu'nun tarihi, Emek Sineması olmadan nasıl eksik kalırsa, Stüdyo FM'i zikretmeden bize ait bir müzik ve Rock tarihini yazmak da o denli eksikliktir..
Ve ekliyorum: Tatlı ve profiterol seven birisi için İnci Pastanesi ne ise, müzik ve Rock sever için de Stüdyo FM odur..
Belli ki bu sorunlu ve zorunlu bir ayrılık..
Tam 34 yıl, 4 aydır yaptığı canlı müzik yayınlarıyla, batının 'batıl' kültürüyle birlikte o yere batasıca ahlakını aşılayan; şanlı ecdadımızın, gavurun o pis kanına bulanmış kılıçlarının ucunda ta arşa yükselen törelerimize uygun bir şekilde, dindar ya da kindar bir nesil yetiştirmekten uzak bir radyo programının bu kadar uzun süre yaşaması zaten bir mucizeydi..
Evet.. Her nasılsa, yıllar boyunca gözden kaçmış bir yanlışlık böylece düzeltiliyor ve Yavuz Aydar ile Şebnem Savaşçı, 28 Aralık’ta, yani bugün son kez yayına çıkıyor..
Not: Yavuz Aydar'ın geçen Cuma günkü programında yaptığı veda anonsunu dinlemek isterseniz..
+++
Vay Anasını Sayın Seyirciler!.
Ve korkulan oldu; tırıvırı'nın bir diğer yan başlığı olan 'Yürüyelim Arkadaşlar' içerikli yazı dizisinde zırt pırt karşımıza çıkan, 'kerameti kendinden menkul' yazar Memet Kopilot, maalesef buraya da bulaştı..
"Sizi CİMER'e şikayet eder, topunuzu kapattırırım ulan!" mesajıyla editörlerimizi tehdit ederek korkutan bu adamın kısa öyküsünü yayınlamak zorunda kaldığımız için özür dileriz..
(Konumuz olan müziğe uygun olarak, öyküsünde danstan bahsetmesi dikkatli gözlerimizden kaçmayan bu saçmasapan yazar, kahraman olarak da kendisine Hilal adlı bir bayanı seçmiş..
Şunu beliretelim ki; bu hikayedeki karakter ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur.. Tamamen hayal ürünüdür.)
Gölgelerin Dansı
Küçük kasabanın sakin sokaklarında, gölgeler sessizce dans ederdi.
Her gece, eski çınar ağacının altında toplanırlardı.
Kimi zaman hüzünlü, kimi zaman coşkulu bir ritimle hareket ederlerdi.
Gölgelerin sırrı, kimse tarafından çözülememişti.
Bir gün, kasabanın genç rüyacısı Hilal, bu gizemi çözmeye karar verdi.
Gölgelerin dansını izledi, notlar aldı, hatta onlarla konuşmaya çalıştı.
Ama gölgeler sessizdi.
Sadece dans ediyorlardı.
Hilal, eski kütüphanenin tozlu raflarında araştırmalara başladı.
Efsaneler, gizemli olaylar ve unutulmuş hikayeler...
Hepsi onun ilgisini çekiyordu.
Bir gün, eski bir günlük buldu.
Sayfalar sararmıştı, ama yazılar hala okunaklıydı.
Günlük, kasabanın kurucularından birinin kaleminden çıkmış gibiydi.
Gölgelerin dansıyla ilgili birçok ipucu vardı.
“Gölgeler, geçmişin hayaletleriyle dans eder,” yazıyordu.
“Onların hikayelerini dinleyin, sırlarını çözün.”
Hilal, bu ipucunu takip etti.
Gece yarılarına kadar mezarlıklarda dolaştı, eski evlerin bodrum katlarını araştırdı.
Gölgelerle konuştu, onların hikayelerini dinledi.
Bir zamanlar aşık olanların, ihanete uğrayanların, kaybolanların gölgeleri...
Hepsi bir dansın parçasıydı.
Bir gece, Hilal eski çınar ağacının altında oturdu.
Gölgeler yine dans ediyordu.
Bu sefer, Hilal onların arasına katıldı.
Dans etti, hikayelerini anlattı.
Gölgeler ona minnettar gözlerle baktılar.
Artık sessiz değillerdi.
Gölgelerin dansı, kasabanın kalbinde devam etti.
Hilal, her gece onlarla birlikte olurdu.
Onların sırlarını çözmüştü.
Gölgelerin hikayeleri, kasabanın tarihini yeniden yazdı.
Ve Hilal, bu gizemli dansın anahtarıydı..



