29.11.2019

Charlie’s Angels / Charlie’nin Melekleri


Yönetmen Elizabeth Banks, Charlie’nin korkusuz meleklerinin bir sonraki kuşağını yeniden uçuşa geçiriyor.

Banks’in cesur vizyonuyla çektiği filmde, Kristen Stewart, Naomi Scott ve Ella Balinska, uluslararası boyutaki güvenlik ve soruşturma bürosu gizemli Charles Townsend için çalışıyorlar.

Artık gezegenin dört bir yanında en zorlu görevleri üstlenen, dünyanın en zeki, en cesur ve en iyi eğitilmiş kadınlarından oluşan Melek takımları ve her takımın ayrı bir Bosley’si vardır.

Columbia Pictures; Perfect World Pictures ve 2.0 Entertainment işbirliğiyle, bir Brownstone-2.0 Entertainment-Cantillon Company yapımı olan, Elizabeth Banks filmi Charlie’s Angels / Charlie’nin Melekleri'ni sunar.




Başrollerini Kristen Stewart, Naomi Scott, Ella Balinska, Elizabeth Banks, Djimon Hounsou, Sam Claflin, Noah Centineo ve Patrick Stewart’ın üstlendiği filmi Elizabeth Banks yönetti.

Filmin yapımcılığını Doug Belgrad, Elizabeth Cantillon, Max Handelman ve Elizabeth Banks; yönetici yapımcılığını ise Matthew Hirsch, Leonard Goldberg, Drew Barrymore ve Nancy Juvonen gerçekleştirdi.





Filmin Evan Spiliotopoulos ve David Auburn tarafından yazılan hikayesini Elizabeth Banks senaryolaştırdı.

Charlie’s Angels / Charlie’nin Melekleri'nin görüntü yönetimi ASC’den Bill Pope’un, yapım tasarımı Aaron Haye’in, kurgusu ACE’den Alan Baumgarten’ın, kostüm tasarımı Kym Barrett’in, müziği ise Brian Tyler’ın imzasını taşıyor.
Filmin müzik amirliğini Julianne Jordan ve Julia Michels gerçekleştirdi.





Bir bölümü, aralarında Four Seasons Hotel Sultanahmet’in de yer aldığı, İstanbul’da farklı lokasyonlarda çekilen Charlie’s Angels / Charlie’nin Melekleri, Türkiye’de 29 Kasım’da Türkçe dublaj ve altyazılı seçenekleriyle gösterime girdi..





Filmin mmknmrtb notu ::

Yetmişli yılların ikinci yarısında, tek kanallı TRT'de Çarli'nin Melekleri adıyla yayınlanmış olup, genç-yaşlı cümle Türk erkeklerinin rüyalarını süslemiş üç meleğe sahip Charlie'nin Melekleri, yeniden sinemalarda..

Söz konusu rüyaların bir numaralı güzeli olan 'sarışın bomba' Farrah Fawcett bir süre sonra diziden ayrılınca tüm ülke erkeklerinin (kadınların durumu neydi tam bilemiyorum) yasa boğulduğunu, sarışın kontenjanından yerine geçirilen Cheryl Ladd'in tüm çabasına rağmen oluşan devasa boşluğu dolduramadığını falan hüzünle hatırlamamak hiç elde mi sayın seyirciler..

En tepedeki 'patron' Charlie ve onunla melekler arasındaki irtibatı sağlayan Bosley ile asıl kadrosu tamamlanan dizinin/filmin içeriği; mesleklerine 'özel dedektif' diyebileceğimiz bu üç güzel ve seksi kadın ile onlar tarafından -her fırsatta- 'dayak manyağı' yapılan bir takım 'kriminal' erkeklerin, aksiyon ve de komedisi yoğun maceralarından ibaret olup, seyirciye 'eğlenceli dakikalar' yaşatmak tek hedeftir..

2000'li yılların başında -diziye oldukça sadık- iki adet filmle sinemaya geçiş yapan, ne dizi ne de bu filmlerle, kalitesi vasata dahi yaklaşamayan Charlie's Angels'ın; sanırım, yetmişlerden bugüne artan dünya nüfusu ve suç oranına uygun olarak Bosley'lerin ve Meleklerin sayısını arttırmış, kırk yıllık Charlie'nin cinsiyetini 'tartışma konusu' yapmış bu son hâline, 'en iyisi' diyebiliriz..

5   /10




YAPIM HAKKINDA

İkon olmuş serinin son yapımında yönetmen koltuğuna oturan Elizabeth Banks, “Başrolünde birden fazla kadının olduğu pek az film var. ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’nin birden fazla esas kadını olan bir hikayeyi anlatmak için uygun olduğunu düşündüm: Hayatları büronun işleri etrafında dönen ve hikayenin de itici gücünü oluşturan üç harika, güçlü kadının hikayesi bu” diyor. 
Ortak yazar-yönetmen-yapımcı ve oyuncu olan Banks ve daha nice kadın için, “Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri” bir yol göstericiydi. “Bu karakterler erkekler dünyasında çalışan ve kendi yollarını çizmeleri gereken kadınlardı. Daha önce hiçbir sinema türünde kadınların birilerini hakladığını görmemiştik; bu bir devrim niteliğindeydi. Charlie’nin Melekleri gerçekten de bir şeyi temsil ediyorlardı”.

“Elizabeth bir aksiyon filmi yapma fikrine ilgi duyuyordu; yeni bir casuslar dünyası yaratabilmek ve o çerçevede çalışabilmek düşüncesi onu heyecanlandırıyordu” diyen yapımcı Max Handelman, şöyle devam ediyor: “Ayrıca, o noktada, ve hatta şimdi daha da şiddetle, bu küresel markayı modernize etmek için doğru zamanın geldiğini hissetti. Bir yandan, arkasında büyük bir markayı barındıran, eğlenceli bir film; bir yandan da kadınlar adına savaşan kadınlardan, kadının gücüne ve olumluluğa dair temalardan söz edebileceği ve çizgi romana ya da komediye dayanmaktan öteye giden bir film olabilmesi açısından, Elizabeth adına doğru zamanda doğru projeydi bu”.




Doug Belgrad ve Elizabeth Cantillon filmin yapımcılığını Banks ve Handelman’la birlikte gerçekleştirdiler. 
Belgrad kendi bağımsız yapım şirketi 2.0 Entertainment’ı kurmadan önce Sony Pictures Motion Picture Group’un başkanıydı. “20 yıldan uzun süredir Sony Stüdyoları’nda çalıştım ve ilk ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’ filmlerinin yapımı sırasında oradaydım. O zamanlar küçük olan kızım bu serinin büyük bir hayranı olmuş, filmleri tekrar tekrar izlemişti. Dolayısıyla, şunu biliyordum ki ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’ kadınlar için ilham verici, önemli bir niteliğe sahipti. Ayrıca, diğer birçok kadın yöneticiyle yaptığım sohbetlerde şunu da hissettim ki bu harika karakterlerin yeni kuşak için yeniden yorumlanma zamanı gelmişti” diyor Belgrad.

Yapımcı sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bunu gerçekleştirmesi için ilk tercihimiz Elizabeth Banks’ti. Yönetmen ve yapımcı olarak yaptıklarıyla, çok eğlendirici ve taze soluklu ‘Pitch Perfect’ serisindeki başarısıyla kendini kanıtlamıştı. Ofisimde Elizabeth’le yaptığımız ilk toplantıdan itibaren, hikayenin yeni bölümünü hayata geçirmek için kendisinin mükemmel seçim olduğu açıktı”.

Cantillon ise şunları ekliyor: “Elizabeth Banks ‘Pitch Perfect’ ile genç kızlar ve kadınlar için bir seri yarattı; bu seri kızlar ve kadınlar için mutlaka izlenmesi gerekenler arasında yerini aldı. Aynısını ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’nde de uygulamak çok doğal geldi. Elizabeth’in tarzı bu seri için mükemmeldi. Her neslin kendine ait bir ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’ filminin olması gerekir. Serinin ilk filmi kadınların özgürleştikleri ve kendi potansiyellerini ortaya çıkardıkları o dönemin bir yansımasıydı. İkinci film, kadınların ve onların işbirliğinin bir kutlamasıydı. Liz Banks’in versiyonu ise bu fikirlerin her ikisinin birden üzerine inşa ediliyor: Fırsat verilirse kadınlar her şeyi yapabilirler ve kadınlar iş konusunda birbirlerini desteklerler. Bu bir kız kardeşlik gibidir, kucaklayıcıdır; ve –bir şeyin parçası olmak– tüm kadınların hayal ettiği bir şeydir ama filmlerde bunları pek fazla görmüyoruz. Bunları ifade etmek Elizabeth Banks için önemliydi; ve benim için de önemliydi”.




Banks yönetmenlik görevini üstlenirken, senaryoyu yazmayı da kabul etti. Hikayeyi modernize etmek için, önce serinin temel noktalarına geri döndü. 
“Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri” dizisi ilk olarak 22 Eylül 1976 tarihinde ABC televizyonunda yayınlanmıştı. Ivan Goff ve Ben Roberts’ın yaratıcısı olduğu dizinin yapımcılığını ise Aaron Spelling ve Leonard Goldberg üstlenmişti. Dizi kimliği asla açıklanmayan, Charles adındaki gizemli milyonere ait özel Townsend Dedektiflik Bürosu’nda çalışan üç güzel kadının suçla savaş maceralarını konu alıyordu. 

İlk bölümü anında hit olan dizi toplamda 110 bölüm olarak çekildi ve beş sezon boyunca seyirciyle buluştu. Ayrıca, diziden iki büyük sinema filmi de türedi.

“‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’ televizyonda kadın gücünün desteklenmesinin temellerini attı” diyor Banks ve ekliyor: “Dolayısıyla, ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’ni devam ettirme sürecine başladığımızda, serinin daha önceki her özelliğini bir araya getirmek istedik”.

Fakat markalaşmış bu seriyi yeniden çekmek onu yeniden yaratmaktan çok, ona yeniden hayat vermeyi gerektiriyordu. Başlangıç noktası, ki Banks’in “Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri” vizyonunun özünde olan da buydu, Townsend Dedektiflik Bürosu’nun 40 yılın ardından şimdi nerede olduğuydu. Bu yeni çağda, şirket küreselleşmişti ve Melekler ile yöneticileri Bosley’ler uluslararası bir ağ oluşturuyordu. “Şu soruya yanıt vermek istedim: Charles Townsend Dedektiflik son kırk yılda ne inşa etti?” diyor yönetmen.  

“Elizabeth doğrudan mitolojiye yönelmek istedi” diyen Handelman ise, şöyle devam ediyor: “Bunun ardında yatan fikir yeni filmin Charles Townsend Dedektiflik Bürosu mitolojisinin bir sonraki kısmını sunmasıydı. Film Charlie’nin Melekleri'nin hakkında olduğu kadar Townsend Dedektiflik Bürosu hakkında da. Burada amaç hikayeyi genişletmek. Kökeniyle bu bağlantısı önemli bir nokta”.




Meleklerden Sabina Wilson’ı canlandıran Kristen Stewart ise şunları aktarıyor: “Liz hepimizin aşina olduğu bu dünyayı alıp daha da genişletti. İleri tuşuna basıp, 2019 civarlarında nerede olabiliriz diye düşündü. Artık daha çok Melek var. Sesimiz daha güçlü çıkıyor. Sayıca daha güçlüyüz. Özellikle bu kuşakta kadınlar olarak geliştirdiğimiz kayda değer benlik anlayışına gerçekten uyan bir yaklaşım bu. Her zaman konu en iddialı ya da fiziksel açıdan güçlü olan değildir. Esas olan, bireyler olarak birlikte nasıl çalıştığınız ve nasıl grup olarak muhteşem bir birim oluşturduğunuzdur. Bizler karakterlerimizi kahramanlar olarak yüceltmiyor, siz onlardan biri olmazmışsınız gibi hissettirmiyoruz. Burada asıl konu bir şeye sevgi ve akılla nasıl yaklaşacağınızı bilirseniz, kaç şınav çekebildiğinizin ya da kötü adama silah çekmenizin önemi olmadığı. Asıl konu birini akılla yenebilmek ve bunu haklı nedenlerle yapmak; esas galip gelecek olan budur”. 

Banks de bu filmde gerçekçiliğin çok önemli olduğunu belirtiyor: “Film olağanüstü şeyler yapan gerçek kadınları konu alıyor. Her gün çevremde olağanüstü kadınlar görüyorum; ve filmimiz de bununla ilgili; başka kadınlara güvenen, onlara inanan ve hayatta başarılı olmalarını isteyen kadınların her günkü kahramanlıkları”.

Öte yandan, film yine de bir “Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri” filmi: Yani, serinin hayranlarının bildiği ve sevdiği gibi, aksiyon yüklü, kılık değiştirmelerle, şakalaşmalarla ve pataklamalarla dolu. “Kendini fazla ciddiye almayan bir film yapmak istedim” diyor yönetmen ve ekliyor: “Bence bu filmlerde eğlenmemiz ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’nin en önemli yönü. Seyircilerin tüm film boyunca keyif aldıklarından emin olmak istiyoruz”.

Banks sözlerini şöyle sürdürüyor: “Drew Barrymore’un ilk filmleri yapmak için inanılmaz bir oyuncu kadrosunu ve McG’yi bir araya getirmesi benim için büyük bir ilham kaynağıydı. Kariyerimi nasıl yönetmek istediğimi düşündüğümde örnek aldığım kadınlardan biri o. Gerçekten çabalamış. Ve birlikte çok eğlenmişler. Aralarında adeta bir kardeşlik anlayışı olduğunu gerçekten hissediyorsunuz. Hatta orijinal televizyon dizisinde bile benim için en önemlisi kadınların bu işi birlikte yapmalarıydı. Piyasada pek çok kahraman var: Jason Bourne olsun, James Bond olsun çok bireyseller; her şeyi kendileri hallediyorlar. ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’ bir takım olarak beraber çalışabilme fırsatı sunuyor; ve bence kadınlar gerçekten de böyle çalışmaktan hoşlanıyorlar. Biz çok işbirlikçiyiz; ve bu bana hitap ediyor. Tüm farklı becerileri ve farklı kadınları bir araya getirebilmeyi, onları bir takım hâline getirerek başarılara uğurlamayı seviyorum”.


21. Yüzyıl Melekleri (ve Bosley’leri)


Meleklerle birlikte görevleri de evrim geçirmiştir. Bu filmde, elektrik üretmek için kullandığımız yöntemde devrim yaratan sürdürülebilir enerji kaynağı Calisto’yu yaratan dahi bilim insanı ve mühendis Elena Houghlin’le (Naomi Scott) tanışıyoruz. Patronları onun icadını piyasaya alelacele sunmaya kalkınca, Elena sistemde bir kusur olduğuna dair onları uyarır: İcadı, yanlış ellerde ölümcül bir silah olarak kullanılabilir. Ne yazık ki, o yanlış eller bizzat Elena’nın patronlarıdır. Bunu gören Elena yardım almak için Townsend Dedektiflik Bürosu’na başvurur. 
21. yüzyıl Meleklerine yakışır çağdaş bu muhbir hikayesinde, Elena’nın adalet mücadelesi, aygıtın korkunç bir şeye sebep olmadan önce ele geçirilebilmesi için tüm dünyaya yayılan bir maceranın fitilini ateşler.

Fakat casusluk hiç bitmeyen bir iştir. Melekleri ilk gördüğümüzde, doğal olarak bir görevin ortasında, Rio de Janeiro’da gösterişli bir çatı katının terasındadırlar. Sabina hedefini ağına düşürmek için seksi bir kadın kılığına girmiştir ve nihayetinde de Güneş Sirki’ne yakışır bir hareketle onu perdeye sarıp sarmalar. 

Takımın ele avuca sığmaz, özgür ruhlu seksi üyesi Sabina tam anlamıyla bir jokerdir. “Bana öyle geliyor ki, eğer Sabina bir köpek olsaydı, diğerleri arasında sizin için kesinlikle kurşun yiyecek olan köpek olurdu. Bu sadakati karaktere yansıtmak istedim. Filmin başında, Sabina en sosyal, en dışa dönük Melek gibi görünüyor… sanki dünya kadar arkadaşı varmış gibi. Ama aslında sadece takımını bulmaya çalışıyor. Arkadaşlarının olması için yapmayacağı şey yok; ve sadece ailesini istiyor” diyor Stewart. 

Daha en başından itibaren Banks’in aklında Kristen’ın olduğunu söyleyen Handelman, şöyle devam ediyor: “Hem Liz hem de Elizabeth Cantillon, Meleklerden birinin Kristen Stewart olması fikrini sevdiler. Bu rol Kristen için çok beklenmedik; ve bizim için de bu, filmimizin daha önceki tüm ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’nden tamamen farklı olması fikrine gerçekten son noktayı koyan şeydi”.

Cantillon ise şunu ekliyor: “Hep Kristen Stewart’ı istedik. Onun röportajlarda ya da ‘Saturday Night Live’da izlediyseniz, mizah anlayışında sarsıcı bir şey olduğunu biliyorsunuzdur. O biraz sinsi. Üstüne üstlük, Kristen bu kuşağın aktrisi; daha 30 yaşında bile olmadığı halde o kadar çok şey başardı ki”.





Stewart projeye —ve kendisiyle özdeşleşmiş daha dramatik rollerden çok başka olan bu karaktere— anında ilgi duyduğunu belirtiyor: “Hayatta tanıdığınız en budala insanlar sizin kendinizde görmediğiniz yanları sizde görürler; ve Liz de benim Sabina gibi olduğuma fazlasıyla ikna olmuştu” diyor aktris.

Banks’in buna yanıtı şöyle: “Kristen seyirciler için en büyük sürpriz olacak, çünkü bence onun bu kadar komik ya da bir aksiyon kahramanı olarak bu kadar müthiş olmasını beklemiyor olacaklar. Çok iyi dövüşüyor ve bunu yüzünde bir gülümsemeyle yapıyor. O gerçekten de filmin rock and roll’u, kalbi ve ruhu. Üstelik, herkesin her an birlikte olmasını ve hayatlarından en çok keyfi almalarını isteyen bir kız kardeş gibi oluşu, onu takımın doğal lideri kılıyor”.

Sabina birlikte akşam yemeği yediği suçluyu sımsıkı bağlamış olarak hayatın tadını çıkarırken, kapılar açılır ve bir askerin yüreğine sahip Melek Jane Kano (Ella Balinska) içeri dalar. Böylece, ikilinin suçlularla dolu odayı yerle bir edişini izleriz.

Eski bir MI-6 ajanı olan Jane, Sabina’nın olmadığı her şeydir: “Tutucu, kararlı, konsantre” diyor Balinska çıkış rolü için ve ekliyor: “Gücünü fiziksel aktiviteden alıyor; çok disiplinli ve işin tamamlanmasında asla başarısız olmuyor”.

Banks için yeni isim Balinska heyecan vericiydi. Aktris silahlardan adam adama dövüşe kadar her alanda eğitimli olmanın yanı sıra, rol için de mükemmel bir eşleşmeydi. “Jane arkasından gidilecek, yapılması gereken neyse onu yapan türde bir karakter; Ella da tam anlamıyla öyle bir aktris, özellikle de fiziksel bir kişi olarak” diyor Banks ve ekliyor: “Ella bu rolü üstlendiğinde aktris ile karakterin mükemmel karışımını hissettim”.

Stewart da bu görüşe katılıyor: “Ella tanıdığım en pratik kişi. İnanılmaz bir A Tipi insan: Ona göre, A noktasından B noktasına gitmek için dümdüz tek bir çizgi var; kavisler ve zikzaklar çizmek çok saçma. Ben ise B noktasına gitmek için resmen dans ediyor ve bunu severek yapıyorum. Ella bu filme enerjisinden fazlasını kattı ki bu hayranlık duyulacak bir şey. Film için yapmayacağı şey yoktu. Tehlikeli sahneler için herkesten çok çalıştı. Kendisi utanç verici derecede samimi. İçi dışı bir; çok tatlı ve verici; ve çok iyi bir arkadaş”.




Sabina aile arayan bir yalnız kurtken, Jane bağımsızlığını kanıtlamaya kararlı bir kişiliktir. Kimseye ihtiyacı yoktur ve kimsenin de ona ihtiyacı olmasını kesinlikle istemez. 

“İlk başta grubumuzun hiçbir unsuru birlikte başarılı olmuyor çünkü hepimiz çok bireyseliz ve kadınların zorunlu olduğu şekilde, neredeyse gereksiz ölçüde bir bağımsızlık geliştirmişiz” diyor Stewart ve ekliyor: “Kendi başıma yapabilirim, diye düşünüyorum, tek başıma iyiyim. Ama film ilerledikçe, enerjim şöyle bir şeye dönüşüyor: Hiç ayrılmasak ve çok sağlam bir birim olsak bir sürü çılgınca şey yapabiliriz bence”.

Meleklerimizin korumakla yükümlü oldukları dahi bilim insanı Elena’ya gelince, sinemaseverlerin canlı aksiyon “Aladdin”in Jasmine’i olarak tanıdıkları aktris Naomi Scott için, bu rol yepyeni bir dünyaydı.

Banks aktris için şunları aktarıyor: “Naomi zekanın ve coşkunluğun öylesine mükemmel bir bileşimi ki her an kıvılcımlar saçıyor. Onun gerçekten çok eğlendiğini hissediyorsunuz; ve filmde nihayet dövüşmesi gerektiğinde, bu konuda çok zekice davranıyor. O adeta operasyonların beyni; ve kendisinin iki misli bir adamı püskürtmek için yaptığı şeyler tüm filmin en eğlenceli kısımlarından birini oluşturdu”.

Elena her kadının içinde taşıdığı potansiyelin bir ifadesi olarak filmin kilit temalarından birini yansıtıyor. Scott bu konuda şunları söylüyor: “Elena illa Melek olabileceğini düşüneceğiniz türde olmayan bir kızı temsil ediyor; yani, herhangi birinin Melek olabileceği fikrini. Konu, gerçekten iyilik yapmak için kendi becerilerinizi geliştirmek ve elinizden gelenin en iyisi olmak”.

Meleklerin her biri ne kadar güçlü olsalar da, Bosley’leri olmadan uyumlu bir takım oluşturamazlardı, çünkü Bosley, üçlü ile gizemli işverenleri Charlie arasındaki köprüdür. Globalleşmiş Townsend Dedektiflik Bürosu için, Bosley artık bir mevki olmuştur. Meleklerin dünyanın dört bir yanındaki şehirlerde kendi Bosley’leri vardır. Sabina ve Jane’le ilk tanıştığımızda, Sir Patrick Stewart’ın canlandırdığı ilk John Bosley’yle de tanışıyoruz. Bu Bosley ikonlaşmış ama eski bir dünyayı, rolün eski ekol versiyonunu temsil ediyor. 




Handelman, “Karakteri kimin canlandıracağını düşünürken biraz eğlendik. Patrick hep ilk tercihimizdi. Bosley öylesine ikonlaşmış bir karakter ki bence Patrick hem bu rolü, hem de biraz daha oyuncu ve eğlenceli bir filme adım atmayı heyecan verici buldu”.
Stewart, özellikle de Banks’in dikkatli gözlemi altında, bu maceranın bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu dile getiriyor: “Elizabeth ilk başta çok hazırlıklı ama sonrasında gerçekten özgür. Dolayısıyla, her zaman doğaçlama anları ve biraz yaratıcılık söz konusu”.
Stewart’ın Bosley’si istemeden emekli olunca, Djimon Hounsou’nun Edgar Bosley’siyle tanışır ve onun Berlin’de bir kahve dükkanında, Elena’nın sıkıntısını dinlerken görürüz. Bu esnada, kötü adamlarımızın sosyopat sağ kolu Hodak (Jonathan Tucker) ortaya çıkar. Takip eden akıl almaz ve heyecan yüklü aksiyon sekansı Bosley’yi, Melekleri ve sarsılmış Elena’yı çılgın bir araba kovalamacasına sürükler. Hounsou’nun Bosley’si bu kovalamacada trajik bir şekilde ölür. Hodak ise daha yeni başlıyordur.

“Film önceki hikayelerin mizahına ve sıkı aksiyonuna sahip. Dolayısıyla, bu bir güncelleme olduğu kadar, bir saygı duruşu” diyen Tucker, karakteri Banks’le birlikte geliştirmekten ve gerçek hayattaki MMA (Karma Dövüş Sanatları) becerilerini gösterebilecek olmaktan mutlu olduğunu da sözlerine ekliyor: “Doğru dövmeleri bulmak, doğru mücevherleri seçmek, bu karakterin nasıl hareket edeceğini, yürüyeceğini, dünyayı nasıl gördüğünü anlamaya çalışmak… Oyuncular için çok leziz bir ziyafettir bu”.

İlk kadın Bosley’miz “Boz” —Banks tarafından canlandırılan eski bir Melek— devreye girer ve Melekleri uyumlu bir birim hâline getirmek için dizginleri ele alır. Bu yeni takımı yaratmakla sorumlu Bosley olarak, Banks kadının güçlendirilmesine ve birlikten kuvvet doğar anlayışına çağdaş bir yaklaşım getirdi. 




Banks bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Kadınlar ve kızlara kendilerini önemli hissettiren, günümüz dünyasındaki potansiyellerinin kutlaması olan bir şey yapmak istedim; ve özellikle de beraber çalıştıklarında, kadınların neler başarabileceğini göstermeyi hedefledim. Bu kadınların birlikte çalışmaları, birbirlerine iltifat etmeleri, birbirlerinin omuzlarında ağlamaları, birbirlerini kollamaları bence filmin en çekici yanı”. 

Saint [Aziz] (Luis Gerardo Méndez) kelimenin tam anlamıyla azizlik mertebesine layık biridir. O bir gurudur, takımın beslenme uzmanı, şifacısı ve Musevi annesidir. “Saint onu görmek için eve koşarak gittiğiniz ve onun gibi olmayı istediğiniz kişi. Sağlık işlerini çekip çeviriyor, muhtemelen vergi işlerini de hallediyor. Antrenmanlarımızda, beslenme programımızda bize yardım ediyor. Hatta zorlu bir günün sonunda muhtemelen bize bolca terapi de uyguluyor” diyor Banks. 

Elena’nın asistanı Langston rolündeki Noah Centineo projeye dahil olmadan önce, (romantik komedi “To All the Boys I’ve Loved Before” sayesinde) çoktan internetin aranan erkek arkadaşı olmuştu bile. Dolayısıyla, onun ve Jane’in rahatsız edici bir şekilde hemen kaynaşması son derece uygundu. “İnsanlar Noah için yanıp tutuşuyor, iç falan çekiyorlardı” diyor Kristen Stewart ve ekliyor: “Tamam havalı ama kim bu çocuk, dedim. Bana söylemeleri gerekti. Ama sahiden çok çekici. Şaka değil”.

Kötü şaka ise Elena’nın öğrendiği şeydir: Patronları Peter Fleming (Nat Faxon) ve teknoloji uzmanı kardeşi CEO Alexander Brok (Sam Claflin), gizli ortaklarıyla birlikte, Calisto’yu kötü amaçlar için kullanmayı planlamaktadırlar. Faxon ve Claflin teknoloji sektörünün stereotiplerini ti’ye almayı eğlenceli bulsalar da, karakterlerin hikayenin akışındaki önemlerini de gözardı etmediler. “Peter şovenist bir yönetici; pek çok kadının ‘her gün böyle pisliklerle uğraşıyorum’ diyeceği türde, çok tanıdık bir karakter. İşyerinde, topluluklarda kadınları sürekli olarak küçülten ve ezen biri” diyor Faxon ve ekliyor: “Bir aktör olarak, iğrenç bir karakteri canlandırmanın, sınırları gerçekçilikten uzaklaşmadan zorlamanın eğlenceli bir yanı olduğunu söyleyebilirim. Eğlenceli çünkü o tür adamların suçuna işaret ediyor”.




MELEKLERİN GÖRÜNÜMÜ

Daha en başından itibaren, Elizabeth Banks için Meleklerin gerçekçi görünmelerini sağlamak önemliydi. Elbette kötü adamları haklayacaklardı ama doğru araç gereçler verildiğinde —beyin ya da Krav Maga eğitimi veya bir roketatar— bunu her kadın yapamaz mı? 

“Elizabeth’in ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’ versiyonu bu kadınlara kesinlikle müthiş işler yaptırıyor ve normalde zor olan görevlerin üstesinden geldiriyor ama bunu yaparken üstlerinde her kızın giymek isteyeceği ve aşina olduğu çok moda sokak kıyafetleri var” diyor kostüm tasarımcısı Kym Barrett ve ekliyor: “Bence kıyafetlerde böylesi bir hafiflik olması önemli çünkü ne fazla ciddiler ne de fazla laubali. Bu dengeyi yakalamaya çalışırken, diğer ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’ kızlarının ruhunu da canlı tutmaya uğraştık”. Banks de bunu doğruluyor: “Modayı seviyoruz. Meleklerin en güzel, en modern kıyafetlere sahip olmaları gerektiğini hissettik ve öyle de oldu”.

2019’un Melek görünümünü yaratmak, harika bir streç kostüm ve ışıl ışıl bir makyaj geliştirmekten çok, karaktere odaklanmaktan geçiyordu. Yapım ekibi göz kamaştırıcı görünümler yaratmak yerine, karakterlerin bireysel özelliklerini ve gelişimlerini dikkate aldı. Bunun ardından da, Melekler takım olarak bir araya geldiklerinde nasıl göründüklerine odaklandı. Makyaj departmanı sorumlusu Melanie Hughes-Weaver, “Eski Melekler çoğunlukla sırf yüksek topuklu ayakkabıları ve gür kirpikleriyle öne çıkarlardı; biz bunun ötesine geçtik. Bizim filmimizde kadınların kimliklerini ve görünümlerini geliştirdiklerine, görünümlerinde gücün de yer alabileceğine tanık oluyoruz. Böyle kadınlar için bir aksiyon filmi tasarladığınızda, bu bence çok önemli. Zaman zaman bir yandan gerçekten nefes kesici bir güzellikle, bir yandan da güç, zeka ve estetiğin buluştuğu müthiş bazı dövüş görüntüleriyle karşılaşacaksınız”. 




Yeni Meleklerimiz farklı arka planlara sahip oldukları için takıma farklı görünümler, yaklaşımlar ve deneyimler katarlar. Bu durum karakterlerin tasarımında yaratıcı ekibin çok eğlenmesine imkan verdi. Banks’e göre, tıpkı Stewart gibi tam bir bukalemun olan Sabina da, her zaman her şeyi yapmaya istekli ve daha asi ruhlu. Bacaklarını ve dekoltesini bol bol sergiliyor. “Sabina —ve Kristen— kendilerinin bambaşka bir versiyonlarını oynayabilecekleri fikriyle çok eğlendiler” diyor Barrett ve ekliyor: “Kirsten kesinlikle kendisinin bin bir türlü versiyonuna dönüşebileceğini gösterme fırsatı buluyor”. 

Öte yandan, Jane ise kelimenin tam anlamıyla daha tutucu. Çoğu zaman takım elbise ve derli toplu kıyafetler giyiyor. Makyaj sanatçısı Maha Lessner’ın Jane için yarattığı savaşçı görüntüsü Hughes-Weaver’a göre, “Müthiş bir manifesto: Savaşçı görünümü güçlü ve şık, gösterişli ve güçlü, ama abartılı değil. Bunun yanı sıra, güzel görünüm ve yumuşak görünümlerimiz de var”.

Kamera arkası ekibi, Naomi Scott için, yumuşak görünümden güçlü görünüme doğru evrilen ve böylece Elena karakterinin gelişimini yansıtan bir dönüşüm yarattı. “Elena bazen yumuşak ve profesyonel ama sonra sertleşiyor ve dövüşüyor, makyajı dağılıyor” diyen Hughes-Weaver’a Banks de katılıyor: “En büyük dönüşümü elbette Elena geçiriyor çünkü filmin başında bir Melek değil, bilim dehası. Ve biz onu kanatlarımızın altına alıp, kıyafet seçmesi için kocaman bir gardırop sunuyor ve film ilerledikçe görünümünü güncelliyoruz”.

Öte yandan, kahramanlarımızın gizli göreve giderken kılık değiştirmek için giydikleri giysiler olmadan “Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri”nin kostümleri tamamlanmış sayılmazdı elbette. Banks bu konuda şunları söylüyor: “Bakın, saçlarının bir kadın için en önemli şey olduğunu herkes bilir. Hillary Clinton bunu doğrulayacaktır. Peruklar ve kılık değiştirmelerin olmadığı bir ‘Charlie’s Angels/Charlie’nin Melekleri’ düşünülemez”. Saç departmanı sorumlusu Camille Friend çeşitli peruklar ve saç stilleriyle şekerleme dükkanındaki bir çocuk kadar eğlendi —özellikle de üç kahramanımızın da aynı karakterin kılığına girdiği, nefes kesici ölçüde zekice sahnede. Barrett’in özellikle yoğunlaştığı nokta ise, fazlaca abartılı olmayan güzel ve eğlenceli kılık değiştirmeler yaratırken, çoğu sahnede kendi dublörlüklerini yapan aktrislere fiziksel özgürlük de sağlamaktı. 

Açılış sahnesi herkesin özellikle favorisiydi. “Kristen’ın filmde bir bukalemun gibi hissetmesini, herhangi biri olabileceğini, her şeyi yapabileceğini hissetmesini istedim, ki  aktris olarak bu niteliklere sahip olduğuna zaten inanıyorum” diyen Banks, sözlerini şöyle noktalıyor: “Ama daha önemlisi, filmde onun imajıyla çok oynamak istedim. Filme sarı bir perukla başlaması gerektiğini hissettim. Onun Barbie gibi görünmesini istiyorum dedim: Pembe elbise, pembe dudaklar, pembe tırnaklar, tepeden tırnağa pembe. Onun görünüm itibariyle dünyanın en kız gibi kızı olmasını istedim ki daha sonraki dönüşümünde ayırımın farkına gerçekten varalım ve tüm film boyunca bu karakteri oynadığını anlayalım”.