6.10.2017

Kervan 1915 :: Tehcir Günlerinde Aşk



"Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı topraklarına giren Ruslara, Anadolu’daki Ermenilerin destek verme ihtimali üzerine Osmanlı hükümeti, Ermeni isyanlarını önlemek için 1915’de Ermeni tehcirini onaylar. 
Aynı yılın Haziran ayında Giresun meydanında onlarca kişiden oluşan kafile eşyaları ile ortada bekleşmeye başlar. 
Ermeni kadın ve çocuklardan oluşan bu kafileyi, göç ettirmek için ihale düzenlenir ve Katırcı Salim, kötü niyetli olduğunu düşündüğü Murat’ın önüne geçerek, kafilenin önemli kısmını alarak bu işi üstlenir. 
Kafilede yer alan Hayganuş isimli bir kadın, Salim’in istememesine rağmen hamile kız kardeşi ile bunak kayınvalidesini gizlice kafileye dâhil eder. 
Hayganuş’un ailesini bir arada tutma gayreti, kızı Suzan ile Katırcı Salim’in en güvendiği adamı Ahmet’in ilk görüşte birbirlerine âşık olmalarıyla sonuçlanacaktır. 

Savaş nedeniyle göç yolu tekinsizleşmiş, işler çok zorlu bir hal almıştır. 



Yol dağlara doğru gittikçe yükselir ve kafiledeki çocuklar, hamile kadınlar sağlık sorunları yaşamaya başlarlar. 
Üstüne bir de hava koşulları sertleşir. Onlarca insanın sorumluluğu Katırcı Salim’i yıldıracak mıdır? 
Taşıdığı her emaneti sahibine teslim etmekle nam salmış Salim, bu sefer başarabilecek midir?

Yapımcılığını Aynur Güneş’in, senaryo yazarlığı ve yönetmenliğini İsmail Güneş’in üstlendiği Kervan 1915, beş yıl süren zorlu bir yapım sürecinin ardından vizyona girdi.

Filmde Murat Han, Ayşe Akın, İbrahim Kendirci, İpek Tuzcuoğlu, Meriç Başaran, Fatih Ayhan, Haldûn Boysan, Mehmet Emin Eren, Reshad Strik, Mehmet Usta, Zekeriya Karakaş, Aylin Lusin, Roza Shake Hovenisyan, Vugar Ali Alisoy, Semra Güzel, Tuba Görgün, Alara Duran, Cem Çelebi, Aliye Kaya Çelebi ve Ali Kemâl Yılmaz’ın da yer aldığı kalabalık bir ana oyuncu kadrosu rol alıyor."





Son yıllarda sinemada da ilgi gören tarihi bir meseleye, yani -adamına göre adı değişen- 1915 Olayları ya da 1915 Ermeni Tehciri yahut 1915 Ermeni Soykırımı'na, Devlet-i Aliyye'ye toz kondurmayan bir zaviyeden bakan Kervan 1915'in tek kusuru, keşke bu 'taraflı' bakış açısı olsaymış..

Filmin sinemasal kusurlarını tek tek saymadan -lütfen ya yormayın beni- söylemek gerekirse; en son, Ateşin Düştüğü Yer adlı filmini izlediğimiz İsmail Güneş, her işinde sergilediği o müsameremsi estetiği, bir nebze dahi geliştiremeden aynen sürdürüyor..

Hem de -belli ki- epeyi arttığı açıkça belli olan prodüksiyon imkânlarına rağmen gösterilen bu 'istikrar'la adeta, "Adım Hıdır, elimden gelen budur." itirafında bulunuluyor..
 



Mevcut seçeneklerden Ermeni Tehciri'ni benimseyen film, Osmanlı'nın bu girişime mecbur kalışından; bunu yaparken de, Giresun'dan taa Halep'e kadar -hem de yürüyerek- götürülecek kadın ve çocuklara azami ihtimam gösterildiğinden; buna rağmen, yolda karşılaşılan soygun ve katliamların sorumlusunun -ne idüğü belirsiz- eşkiyalar olup, o sırada Çanakkale'de savaşan devletin elinde güvenlik gücü yokluğundan bunlara müdahale edilemediğinden falan bahseder..

Ve acaba 'beklenilen' gerçekleşecek de; Karadeniz'deki güzelim yurtlarından sökülen Ermeni kardeşlerimiz, Allahın izni, Devlet'in buyruğuyla ve Katırcı Salim gibi -cüzi bir meblağ karşılığı harekete geçen-Türk kahramanlar sayesinde, Suriye çöllerine bırakılabilecekler mi?.

Ha.. bu arada ve hem de o hengamede 'yakışıklı' Ahmet'in, Ermeni kızı Suzan'a aşık olmasını; kızın anası  'müzmin muhalefet' Hayganuş'un da 'bizim' Katırcı Salim'e -çaktırmadan- göz süzmesini atlamayalım..
Ne diyeyim ki.. Allah tamamına erdirsin!.


3  /10



RABİA SERTELİ dedi ki...

Dün akşam televizyonda yönetmeni dinledim ve üzüldüm. Film, çok az sinemada yer bulabilmiş, öncesinde oyuncu bulmakta da zorlanmış. Bazı menajerler oyuncularını göndermemişler. Ötekileştirildiğini düşünüyor. Tehcirin bir yara olduğunu ve bunu kaşıyarak kanatmak yerine sevgiyle merhem sürmek istediklerini söyledi. Ermeni oyuncular da varmış. Müzik de Ermeni bir müzisyene aitmiş. Senin eleştirini okuyunca tüm bilgilerim çöp oldu. Teşekkür ederim :)

numan s. dedi ki...

reca ederim rabia hanım :)
yalnız şu var; benim beğenmediğim doğru, ama bu sizin de filmi beğenmeyeceğiniz anlamına gelmez.. konusu ilginizi çektiyse eğer, izleyiniz derim ben..

yönetmenin karşılaştığı o zorlukları duymadım, bilmiyorum; fakat o bahsedilen, "yaraya merhem sürmek" tarafı tamamen doğru..

benim bu merhem yöntemine itirazım şöyle olabilir: yaranın durumuna bakmadan, teşhisi koymadan pansuman yapmaya kalkışmak yanlış olur..
1915 olayı bir yaraysa eğer, bu yarayı açan ve derinleştiren her şeyi ve herkesi açıkça ve de sansürlemeden ortaya koymalı, tarihi gerçeklerle korkmadan yüzleşilmelidir..ki bu bir türlü yapılmıyor..

ondan sonrası ise sanatçının meşrebine göre değişir artık; yaraya merhem mi sürer yoksa asit mi döker.. bunu kendi bilir ve tabii ona göre de eleştirilir..

öte yandan, asıl sorumluların bu yüzleşmekten kaçarak, sanatçıları öne sürmesi ise büyük haksızlıktır..
tabii sanatçıların da bu gerçeği bile bile, kafalarına göre pansumana kalkışmasının yara iyileştirmeye bir katkı sağlıyacağını hiç sanmıyorum..

RABİA SERTELİ dedi ki...

Merhaba numan bey, yine ben :) Evvela teşekkür ederim, zaman ayırıp cevap verdiğin için. Filmin konusu aslında ilgimi çekmiyor. Çünkü, bildiğim, anlamaya çalıştığım ama bir yandan da içimi acıtan bir konu. Filmlerin yaraları iyileştireceğini düşünmek biraz saflık olur elbette ama yaşanmış acılara dair bazı insan hikayelerinin beyaz perdeye aktarılması da gayet normaldir. Ancak, şunu da ilave etmekte fayda var güzel çekilmiş bir film konusu ne olursa olsun seyredilir de kötü bir filmi konusu için kimse seyretmez. Sevgiyle...