15.04.2019

Beol-sae / Sinek Kuşu


Berlinale’de Generations bölümünde Büyük Ödül'ü kazanan Beol-sae / Sinek Kuşu / House of Hummingbird, festivalin Uluslararası Yarışma filmleri arasında bulunuyor.

Gösterimin ardından Koreli yönetmen Bora Kim, izleyicinin sorularını yanıtladı.

Wong Kar Wai'dan etkilendiniz mi?

Ondan çok etkilendiğim söylenemez ama başka Asyalı yönetmenlerden etkilendim. Bunların arasında Edward Yang'ı söyleyebilirim. Yi Yi ve Bir, İki filmleri mesela, yıllar önce festivalde de gösterildi.

Filme niçin Sinek Kuşu ismini verdiniz?

Sinek kuşu dünyadaki en akıllı kuş, saniyede seksen defa kanatlarını çırpıyor. Bal bulmak için çok uzun mesafeler kat ediyor. Eunhee'nin yolculuğunu film boyunca bir sinek kuşunun yolculuğuna benzettim. Çok uzun mesafeler kat ediyor, sevgi arayışında, hastaneye gidiyor birçok insanla tanışıyor. O yüzden bu ismi verdim.




Bir kadın yönetmen olarak Güney Kore'de kendinizi nasıl bir konumda hissediyorsunuz?

Güney Kore halen erkeklerin egemen olduğu muhafazakâr bir ülke. Ben sinema okulundayken sınıf arkadaşlarımdan kadın olanlar şu an benim gibi yönetmen değiller çünkü önlerinde yönetmen olmuş bir kadın örnek yoktu. Ben bir şekilde sıyrılıp ilk filmimi yaptım, onlar yapamadılar. Güney Kore'de şöyle bir şey var; erkek yönetmenler film setinde kendilerini yaratıcılığa bırakabiliyorlar. Ancak kadın yönetmenlerin bir anne edasıyla sette bulunanlardan ve olup bitenlerden sorumlu oldukları düşünülüyor. Ben böyle bir tutum içinde olmamaya çalıştım. Tabii ki de setin sorumlusuydum fakat aradaki dengeyi iyi kurmaya çalıştım çünkü olması gereken de buydu. Bir yandan da bir kadın yönetmen olarak kendimi şanslı görüyorum. Her ne kadar yönetmen olarak kenara itilip marjinalleştirilsek de bu sayede kendimiz gibi kenara itilmiş ve marjinallerin acılarını, çektiklerini anlama ve fark etme imkânımız oluyor. Bunun benim yaratıcılığıma yansıdığını düşünüyorum, bu yüzden şanslıyım.

Filmde söylendiği gibi: Parmaklarınızı hareket ettirdiğiniz sürece umut vardır; vermek istediğiniz mesaj bu mu? Sizin filmdeki gibi bir öğretmeniniz var mıydı, anneniz ile ilişkiniz nasıldı?

Kendimizi kötü hissedince küçücük hareketler bile üzüntümüzü geçirir. Minik parmak hareketleri de ne kadar küçük görünürse görünsün bizi mutlu etmeye, canlı olduğumuzu hatırlatmaya yeter. Evet, benim öyle bir öğretmenim vardı. Ortaokuldayken bana aynı şekilde davranırdı. Bana filmdeki gibi oolong çay yapıp, şarkı söylerdi. Çok iyi bir ilişkimiz vardı. Küçük hareketlerle bile beni mutlu etmeyi bilirdi. Genel olarak filmin otobiyografik özellikte olduğunu söyleyebilirim, benden çok fazla şey vardı filmde. Ailemle ilişkim ben küçükken bozuktu çünkü onlar para kazanmayla meşgullerdi, elbette bize iyi bakmaya çalışıyorlardı ama bu durum onlarla bağımızın güçlenmesini engelledi. Zaman geçtikçe, bizler yaşlandıkça bir bağ kurabildik. Hatta bu filmin araştırma ve yapım sürecinin iyileştirici bir süreç olduğunu söyleyebilirim.

Film hakkında bilgi için tıklayın.