23.10.2018

First Man / Ay'da İlk İnsan


Oscar ödüllü yönetmen Damien Chazelle ve oyuncu Ryan Gosling, altı dalda Oscar ödüllü La La Land’in hemen ardından Universal Pictures’ın First Man / Ay’da İlk İnsan filmi için yeniden bir araya geliyorlar.

Ay’a yapılan ilk insanlı yolculuğun ardındaki etkileyici hikaye, Neil Armstrong’u ve tarihi Apollo 11 uçuşuna giden on yılı konu alıyor.
Armstrong’un gözünden anlatılan duygusal ve özel hikaye James R. Hansen’in kitabından uyarlanmış.
Film, tarihin en tehlikeli görevlerinden birinde Armstrong’un, ailesinin, meslektaşlarının ve ulusun kendisinin yaşadığı zaferleri ve bedelleri ele alıyor.

Chazelle’ın ilgisi ve hikayeleri, başarının bedellerine odaklanmaya devam ediyor.
Başarıya ulaşanlar için mükemmellik, ödenen bedele değse de değmese de.
Chazelle, tıpkı Whiplash’ta ustalığa giden yolda akıl hocalığı disiplinini yeniden tasavvur ettiği ve La La Land müzikal filmini yeniden yorumladığı gibi şimdi de bir “görev filmi”nin temsil etmesi gerekenlerle ilgili beklentilere meydan okuyor.




Ay’da İlk İnsan’ı çok sayıda iş arkadaşıyla birlikte keşfeden Chazelle, izleyicileri bu imkansız yolculuğa çekmek için filme içeriden bir açıyla yaklaşıyor.

Tutkulu, yılmaz, adı duyulmamış kahraman, Neil’ın karısı ve o anların muazzam olmasına yardım eden Janet Armstrong’u Claire Foy (Netflix’te The Crown) canlandırıyor.
Hayatını maceracı yapıya sahip biriyle birleştirdiğini sanıyor olsa da Janet, tarihe geçen bu beklenmedik yolculuğu yapmaları istendiğinde fedakarlıklarla boğuşuyor.
Neil, akla gelmez kayıplarının yasıyla başa çıkmaya çalışarak göklerde dolaşırken, Janet’in de filizlenen uzay programının omurgası olarak Dünya işlerini üstlenmesi gerekiyormuş.
NASA ailelerinin göz önündeki simalarından biri olarak bu yolu, tarihi şekillendirmek için mi seçtiğini yoksa bunun Armstrongların kaderi mi olduğunu sorgulayarak gözlerden uzak bir hayat yaşamış.

Gosling ve Foy’a, Armstrong’la birlikte Gemini programına seçilenleri canlandırmak üzere başarılı bir kadro eşlik ediyor.




JASON CLARKE (Dawn of the Planet of the Apes) Ed White rolünde, PATRICK FUGIT (Gone Girl) Elliot See rolünde, ETHAN EMBRY (Netflix Grace and Frankie) Pete Conrad rolünde, PABLO SCHREIBER (STARZ American Gods) Jim Lovell rolünde, CHRISTOPHER ABBOTT (HBO Girls) David Scott rolünde, COREY STOLL (Netflix House of Cards) Buzz Aldrin rolünde, SKYLER BIBLE (Socially Awkward) Richard F. Gordon rolünde ve SHEA WHIGHAM (Non-Stop) Gus Grissom rolünde yer alıyor.

İlk görevlerde yer alanların komutasında ise Uçuş Operasyonları Direktörü Deke Slayton rolüyle KYLE CHANDLER (Game Night), Uzay Merkezi’nin ilk Direktörü Bob Gilruth rolünde CIARÁN HINDS (Tinker Tailor Soldier Spy) bulunuyor.
Onlara uzay komuta modülü pilotu Mike Collins rolünde LUKAS HAAS (The Revenant), Grissom ve White’ın Apollo Komuta Modülü’ndeki talihsiz yoldaşları, Canaveral Burnu’ndaki uçuş öncesi testte ölen Roger Chaffee rolünde CORY MICHAEL SMITH (TV’deki Gotham) eşlik ediyor.
Ayrıca oyunculara birbirine bağlı mahallelerinde hepsinin karşılaştıkları gerçek tehlikeyi her gün anımsatan biri olarak görev yapan Pat White rolünde OLIVIA HAMILTON (La La Land) da katılıyor.

Oscar ödüllü JOSH SINGER (Spotlight, The Post) tarafından yazılan, onur ve trajedi baskısı altında öncülük etmeyi konu alan epik dramın yapımcıları, Temple Hill Entertainment çatısı altında WYCK GODFREY & MARTY BOWEN (The Twilight Saga, The Fault in Our Stars) ile ISAAC KLAUSNER (Love, Simon) ve Chazelle.  STEVEN SPIELBERG, ADAM MERIMS ve Singer idari yapımcılar. DreamWorks ise filmin mali ortağı.

Chazelle, Ay’da İlk İnsan için La Land’in yaratıcı ekibiyle yeniden bir araya gelmiş.
Ekipte Oscar ödüllü görüntü yönetmeni LINUS SANDGREN (American Hustle) ve muhteşem kostüm tasarımcı MARY ZOPHRES (True Grit) ile Oscar ödüllü editör TOM CROSS (Whiplash) ve Oscar ödüllü besteci JUSTIN HURWITZ (Whiplash) yer alıyor.
Chazelle, övgüler alan yapım tasarımcı NATHAN CROWLEY (Dunkirk, The Greatest Showman) ve Oscar ödüllü görsel efektler süpervizörü PAUL LAMBERT (Blade Runner 2049, The Huntsman: Winter’s War) ile ilk kez birlikte çalışıyor.

Ay’da İlk İnsan : Bir Özel Hayatın Örtüsünü Kaldırmak


James R. Hansen’ın “First Man: The Life of Neil A. Armstrong” adlı kitabından uyarlanan Ay’da İlk İnsan filmi, küresel kahramanın özel hayatından çok özel bir bakış atıyor ve daha önce bilinmeyen karakterini tanımlayıcı anlara yer veriyor.
Ohio State üniversitesinden bilim ve teknoloji tarihi bölümünde doktora yaptıktan sonra 20 yılın üzerinde uzay ve tarih hakkında yazmış olan Hansen, ilk biyografi eserini yazmak için yola çıkmış.
Yazar, ilk kez 2000 yılında Armstrong’a ulaşmış ve kahramanın hikayesini anlatma talebinde bulunmuş. Röportaj taleplerini çok nadir kabul eden, hayat boyu belgelenme fikrinden pek hoşlanmayan Armstrong iki ay sonra talebini kibarca reddetmiş.

Pilotun biyografisinin yazılmasına izin vermesi Hansen’ın ilk talebinden bir süre sonra olmuş. Yazar şöyle anlatıyor; “Ondan izin almam iki yıl kadar sürdü. Neil’ın ailesi bunu yapması için onu yüreklendirdi. Önemli an, beni 20 yıl boyunca yaşadığı Cincinnati’deki evine davet ettiğinde geldi. Öğleden sonrayı çalışma odasında saatlerce konuşarak geçirdik. Çok olumlu hissettim. Ama o toplantıdan sonra tam olarak başlaması biraz zaman aldı.”
Hansen, öznesinin ikiliğini büyüleyici bulmuş. “Neil, bir kokpitte ani kararlar verebilir ama hayatındaki başka şeyler öz konusu olduğunda son derece tedbirli ve planlıydı.”

Hansen, Armstong’la bizzat tanışmasından uzun zaman önce başka kişilerle yüzlerce röportaj yapmış. Armstrong’un güvenini kazanmasına yardım eden de o sözlü tarih alma deneyimi olmuş.
“Onun için önemli olan bir şey de size güvenmesiydi. Sadece çocukluğumuz birbirimizden 80 kilometre uzakta geçmekle kalmamış. O Ohio’da büyümüş. Bense Indiana’da. Ohio State’de okula gittik. İkimizin aileleri de çiftlikte büyümüş. Yerel diyalekt anlamında da aynı dili konuşuyorduk. Neil hakkında bildiklerimiz tek boyutlu, ikonik bir sembol. Ama o yaşayan, nefes alan, 3 boyutlu bir insandı.”

Yapım ekibi için sadece çok sayıda fotoğrafta ve röportajda gördükleri bir kahramanla ilgili bir hikaye anlatmak değil de akıl almaz bir başarıyı elde etmesi için onu motive edenleri, ailesini, NASA’daki meslektaşlarını incelemek çok önemliymiş.
“Bu ne kadar zor olduğunu ne kadar riskli olduğunu ve o adamlar için ne kadar tehlikeli olduğunu gösteren bir hikaye.” Diyor Ay’da İlk İnsan’ın idari yapımcısı Adam Merims.
“Neil, Kore Savaşı’nda pilot olarak başlamış. Sonra Hava Kuvvetleri’nde test pilotu olmuş. Sonra da NASA’da çalışmış. O dönemde test pilotları tehlikeli frekans seviyelerinden dolayı ölüyormuş. Bu yüzden hikayenin başlarında, hayatındaki birçok kişi ölmüş. Ama Neil, yoluna sadık kalmış ve daha önce başarılması imkansız olarak görülen bir şeyi başarmış.”




Yapımcı Wyck Godfrey şunları söylüyor; “Armstrong, biyografisinin yazarına karşı bir yakınlık geliştirmiş. Kendisi aynı zamanda filmin ortak yapımcısı ve bu da yapımın ileri gitmesini sağlamış. “Neil’ın Jim Hansen’la çok iyi bir ilişkisi vardı. Jim’in kitabında yakaladığı ve iletmeyi umduğu fikir konusunda ve Jim’in sağladığı taslağa bağlı kaldığımız sürece bu filmin yapımında ilerlememiz konusunda çok rahattı.”
Armstrong, çok kapalı biri olarak bilinse de yapımcılarla tanıştıktan sonra hayatının filme uyarlanmasını kabul etmiş. 25 Ağustos 2012 tarihindeki vefatından önce Armstrong’la tanışma şansını elde eden Godfrey onun onayı olmadan bu filmi yapmanın mümkün olmayacağını söylüyor. Onunla tanışabilmek sevindirici bir deneyimdi. Neil, hayatı hakkında bir film yapılması fikrine açıktı. Öyle olmasaydı şu anda burada olmazdık.”

Bowen o günü anlatıyor; “Onunla, Los Angeles’taki Jonathan Club’da ikinci karısıyla birlikte tanıştım. Onunla tokalaşana dek ürkütücü olmuyor. Muazzam bir tokalaşması var. Konuşmaya başladığınız anda o deneyim hakkında hala çok fazla detayı bildiğini fark ediyorsunuz.”
Yapımcı Armstrong’da birçok kişinin bahsettiği ilginç bir ikilik gördüğünü söylüyor. “Odadaki ortamı ısıtmayı başarmıştı. Bu karmaşık şeylerden konuşurken birden muhteşem bir mizah anlayışıyla bütün dikkatimizi topluyordu. Olağanüstü biriydi.”

Münzevi biri olarak bilinen Neil Armstrong, ailesinin ve yakınındakilerin gözünde çok daha fazlasıymış. Küçük oğlu Mark Armstrong, filmin babasının gerçek kişiliğine ışık tutacağını umuyor. “Umarım, izleyiciler onu çok zor şartlarla karşılaşmış biri olarak görürler.  Kendisinden çok şey istenmiş. O doğru olanı yapmak için uğraşmış.  İlkesi her zaman buydu. Her durumu doğru şekilde ele almanın yolunu bulurdu.”
Mark’ın ağabeyi, Neil’ın büyük oğlu Rick Armstrong şunları ekliyor; “Onu sadece haberlerde bilenlerin haberi olmayabilir ama o epey komik biriydi. Onu arkadaş ortamında gördüğünüzde tamamen farklı bir imaja sahipti. Umarım bu film onu ortaya çıkarmaya yardımcı olur.”



Cesur Azınlığı Bulmak : Damien Chazelle Katılıyor


Yapımcılar Wyck Godfrey ve Marty Bowen, Ay’da İlk İnsan filmini bir süredir geliştiriyorlarmış. Ama Oscar ödüllü yönetmen Damien Chazelle’i bulduklarında son parçalar da yerine oturmuş. Bu da Chazelle’in Whiplash’i yapımından sonraki, La Land’in yapım öncesindeki dönemine denk gelmiş.
Godfrey şöyle anlatıyor; “Damien’a hikayedeki karakteri anlattık. Çok sevdi ve bize yardım etmek için projeye katıldı. O andan sonra çok hızlı ilerledi.”

Chazelle, yapımcılarıyla birlikte senaryoyu yazması için Oscar ödüllü senaryo yazarı Josh Singer’a ulaşmışlar.  Chazelle, Singer’ın baş karakterin hikayesini hemen algılamasından etkilenmiş ve yazarlarının, kahramanlarının en büyüleyici yanını içgüdüsel olarak hissettiğini düşünmüş.
“Damien, hikayeyi bir gerilim gibi anlatmak istedi. Ay’a bir insanı başarıyla indirmek için yaşananlarla ilgili olarak beklentilere meydan okumak ve o adamların karşılaştığı teknolojik engellerle birlikte size o dönemde nasıl olduğunu yaşatmak istedi.”

Chazelle’in ekipten istediği beyaz perdede görünen her şeyin o döneme ve bu acımasız görevlere özgü olması olmuş. Yapım öncesi hazırlıkların başlamasından aylar önce iş ortaklarıyla birlikte sahneleri çalışmış, Armstrong ailesiyle ve hikayeyi bizzat bilenlerle birlikte vakit geçirmiş.
Yapımcıları da Armstrong’un gerçekliğinin hayalden çok daha dehşet verici olduğunda hemfikirlermiş.
Bowen şunları söylüyor; “Bu da filmin estetiğine gidiyor. Hepimiz uzayda geçen filmler izledik. Uzayı düşününce aklınıza teknoloji, bilgisayarlar, dijital formatlar, bilgisayar grafikleri gelir. Damien’ın amacı olabildiğince gerçekçi yapmaktı. Ve bunun yapmak için de filmin olabildiğince analog olması gerekiyordu. Bu filmin zor ve heyecan verici yanı izleyiciyi o kokpite nasıl koyacağımız oldu. O muhteşem başarıyı sadece görmelerini değil, hissetmelerini ve tanıklık etmelerini nasıl sağlayacağız?”

Yapım öncesinde ortak bir nakarat duyulmuş “Hepimizin cebinde bizi Ay’a götürenlerden çok daha güçlü bilgisayarlar var.”
Bowen şunları söylüyor; “Ay’a insan göndermeye çalıştıklarında bugünkü teknolojinin olmadığını unutuyoruz. İzleyiciye o deneyimi yaşatmayı ve bir amaç uğruna binlerce kişinin çalışması gerektiği detayını göstermeyi umuyoruz. İçlerinden biri yanlış yapsa görev başarısız olurdu.”




Chazelle’in ustalığın getirdiği dağınıklığa duyduğu ilgi kendisinin Armstrong’un hikayesine doğru çekmiş. Aynı zamanda aksiyon setleriyle dolu büyük bir dönem filmine doğal bir evrim gibi görünen ham bir spontanelik duygusu katma isteği de etkili olmuş. Yönetmen, o tür bir film yapmanın ölçeğin getirdiği sınırlamalar veya büyük teknik etkiler nedeniyle genelde imkansız olduğunu da kabul ediyor. Gosling’le birlikte yaptıkları sıkı işbirliğinin ve bu bağı yapım ekibine de yansıtmalarının yapılabilir olmasını sağladığını düşünüyor.
Chazelle şunları söylüyor; “Ay’da İlk İnsan’da çalışmaya başlamadan önce Ay’a gitme görevinin, ikonik başarının hikayesinin kitap anlatımını biliyordum. Ama başka bir şey bilmiyordum. Araştırmaya başlayınca girişimin çılgınlığı ve tehlikesiyle şoke oldum. Birçok kez başarısızlığa işaret etmişti ve göreve katılanlar için bedeli ağır olmuştu. Bu adamları derin uzaya gitmeye neyin zorladığını, deneyimin anbean, her nefeste nasıl hissedilmiş olabileceğini anlamak istedim.”

Büyüleyici detayların karışıklığı ve Armstrong’un da içgüdüleriyle Chazelle daha derin bir araştırmaya girişmiş. “Anlamak için Neil’ın ev hayatını incelemem gerekiyordu. Bunun Ay’la mutfak tezgahı arasında bağ kurması gereken bir hikaye olması gerekiyordu. Uzayın engin derinlikleriyle günlük hayatın dokuları bir arada olmalıydı. Filmi gerçekçi bir yaklaşımla, iki uzay görevini ve Armstrong ailesinin en özel ve korunmalı anlarını “fly on the wall” tekniğiyle çekmeyi seçtim. Umudum bu yaklaşımın tarihin en ünlü amaçlarından biri olan Ay’a ayak basmak adına yaşamış ve kaybedilmiş insanların kalp kırıklıklarını, neşelerini ve hayatlarını vurgulayabilecek olmasıydı.”

Yönetmen başta filmi belgesel tarzında görse de Gosling, o terimi daha gerçekçi bir şekilde ele alması için zorlamış. Ay’da İlk İnsan’ın yıldızı yönetmeninden Ay’a inişe giderken aralardaki anlar da dahil olmak üzere her detayı içeren tam bir film yapmasını istemiş Chazelle şöyle özetliyor; “Ryan ‘mutfak ve Ay’ şeklinde dile getirdi ve ben de Ay’da İlk İnsan filminin tüm departman sorumlularına, filmdeki tüm zanaatkarlara ve oyunculara filmi tanımlarken bu kelimeleri kullandım.”




Spotlight ve The Post gibi tarihi ve perçinleyici senaryolarıyla bilinen Oscar ödüllü senaryo yazarı Josh Singer, Ay’da İlk İnsan’ı yazmaya atandığında yeni bir kahraman türünü araştırmaya başlamış. Yazar süreci şöyle anlatıyor; “Aileyle, astronotlarla, Apollo ve Gemini eğitmeni olan, son derece bilgili Frank Hughes gibi kişilerle çok araştırma yapma fırsatı buldum. Senaryo yazarı olarak bunu yapmayı seviyorum. Bir dünyaya tamamen dalıyorum ve olabildiğince çok şey öğreniyorum. Sonra da onları yazıya aktarmaya çalışıyorum.”
Singer, Armstrong’un tek bir amaç peşinde durmak bilmez olmasından büyülenmiş. “Üst üste başarısız olabilir ama tekrar tekrar ayağa kalkıp aynı zamanda NASA programı olan başarısızlıklarından ders çıkarır. Kariyerine bakarsanız senaryoda ne kadar kısaltılmış olsa da x-15’in sorunları olduğunu biliyorsunuz. Gemini VIII’de başka ölüm kalım sorunları vardı. Fırlaması gereken Ay Modülü’nden hiç söz etmiyorum bile. Yaşadıkları denemelere bakılınca Ay’a gidecek olan ideal kişi gibi görünmüyor. Ama düşününce o denemeler Neil’ı tam da Ay’a inecek kişi yapmış.”

Singer, Armstrong’un yaşadığı zorlukları inceledikten ve hayatıyla ilgili önemli detaylar keşfettikten sonra anlatılacak sinematik bir hikaye olduğundan emin olmuş. “Zorlu olaylardan sağ çıkan ve daha da güçlenerek devam edebilen birey. Kim bu adam?” diye soruyor. “Sonunda fedakarlık, yas ve taşıdığımız yaraları konu alan bir film olduğunu fark ettim. O yaraları nasıl aşıp devam ediyoruz? Neil’ın yaptığı gibi olağanüstü bir şey yapabilmek için ne gerekiyor?”

Singer, kariyer tercihlerinde bu öncünün meraklı bir tanımını bulmuş. Şunları şöyle söylüyor; “Mühendisliğin bir başarısızlığın önüne geçme olduğuna dair bir ifade vardır. Yani bir mühendisin yaptığı iş, sınama, sınama, sınamadır. Bir şeyin durmadan başarısız olduğu yeri bulur ve böylece sonra başarılı olur. Neil’ın kariyerine bakarsanız her zaman başarısızlığa karşı koyar, sonra da ileri gidip başarır. Bunun çok zor olduğunu göstermek istedik. Bir dostunuzu kaybettiğinizde saatinize bakıp tekrar uçmaya gitmezsiniz. Bir dostunuzu kaybedersiniz ve bu acı verir. Kızınızı kaybedersiniz ve bu dünyadaki en kötü olaydır. Asıl güç, yaralarınız ve acınız olsa da devam edebilmektir.  Asıl güç, başarısız olmak ve kendini tekrar ayağa kaldırmaktır.”




Apollo 11’in Ay’a iniş sonucu çok iyi bilinse de o göreve zemin hazırlayan zorlu ve tehlikeli adımlar, ilk adımı atan adamın dayanıklılığı ve kararlılığı birçok kişi için bir sırdı. Chazelle şunları söylüyor; “Dünya tarihinin en ünlü olayının detaylarının ve o ilk adımları atan adam hakkındaki detayların bu kadar az biliniyor olması çok şaşırtıcı. Bu boyutta bir olayın filminin daha önce hiç yapılmamış olması beni çok şaşırtmıştı. Uzaya gitmenin ne kadar ürkütücü olduğunu vurgulamak istedik. Gerçekten çürük bir teneke kutu ya da tabut gibiymiş.”

Yönetmenin amacı izleyicilere bu tür bir görevin eğitimi için neler gerekli olduğuna dair ilk elden bir bakış açısıyla bu tür kokpitlerden birinin içinde olma duygusunu vermek olmuş. Chazelle, Singer ve Gosling’le birlikte bu yolculuğun ne kadar hissedilir, zor ve dehşet verici olduğunu ve Ay’a ilk giden olmak için verilmesi gereken fedakarlıkları yakalamak istemiş.
Chazelle şöyle anlatıyor; “Ay’a inişi anlatan başka birçok hikaye var. Ama ben Ay’daki o ilk adıma giden adımlara yol açan yılların hissettirdiklerini öğrenmek istedim. Ayrıca Ay’da o ilk ayak izini bırakan adam olmanın nasıl bir duygu olduğunu da merak ettim. Tarihte ancak bir avuç insan Ay’a gitti. Neil Armstrong ise ilkti. Daha da önemlisi bu, kozmik bir yolculuğa giderken baba ve eş olmaya çalışan bir adamın duygusal hikayesi.”

Yapımcılar için ilk ayak izini bırakan adamı ortaya çıkarmak ve bu özel kişiliğin arkasındaki gerçeği sergilemek önemliymiş. Yapımcı Isaac Klausner şunları söylüyor; “Bu hikayeyi hakkını vererek nasıl anlatacağını çözmeye çalışmanın çok sayıdaki zorluklarından biri de Neil’ın klasik kahraman benzetmelerine uymayı reddeden çok tatlı dilli bir karakter olmasıydı. Duygusal olarak çok fazla tepki vermemiş. Topluma karşı çok çekingenmiş. Neil’a gerçekten nasıl erişileceğini ve hikayeyi anlatım biçimini çözmek büyük bir bulmacaydı. Bu adama ihanet etmeden onun hakkında bir şeyler öğrenmek istiyordunuz.”




Chazelle, Singer ve yapımcılar, Armstrong ailesinin de yardımıyla Amerikan kahramanını hikayesini beyaz perdeye aktarmak üzere çalışmaya başlamışlar. 1961 ile 1969 yıllarını kapsayan film, izleyicilere NASA’da kapalı kapılar ardında neler olduğu ile ilgili net bir görüş sunuyor. Ayrıca Armstrong’un kapalı olmasıyla ünlü özel hayatına da bir bakış sunuyor.
Ekip için şunu vurgulamak çok önemliymiş; İşi konusunda son derece ciddi olan Armstrong’un çok güçlü bir mizah duygusu varmış.
Godfrey şunları söylüyor; “Çocuklarıyla arası çok iyiymiş. Çok yönlü bir insan olduğunu sergilemeyi ve aktarmayı umuyoruz. Bu on yıldaki baskılar olağanüstüymüş. Ana yine de dikkatleri üstüne çekmemiş. Sonunda elde ettiği başarıya ulaşmak için bu tür bir azim ve kendini adama gerektirmiş. Damien her zaman obsesif karakterlere odaklanır ve filmlerinde yoğun bir obsesyon düzeyi bulursunuz. Dramatik bir açıdan çok büyüleyicidir.”

Neil Armstrong’un 2012 yılında vefatından sonra ailesinin bu projeye verdiği destek çok büyük olmuş. Rick Armstrong şunları söylüyor; “Josh Singer’la 2015’te tanıştım. Bu film üzerinde çalıştığını biliyordum. Bu filmde yer alıp almayacağıma karar vermek için nasıl bir yaklaşım izleyeceklerini görmek istedim. Josh’ın yaptığı araştırmaların miktarı ve doğruluğa verdiği önem karşısında çok etkilendim.”
Armstrong’un oğulları, Chazelle’e yaptıkları görüşmelerden sonra ilerleme konusunda emin olmuşlar. Rick Armstrong şunları ekliyor; “Sonra Damien’le bir araya geldim ve aynı şey yine geçerliydi. Babam için bu çok önemli bir şey olurdu. Mümkün olduğunca yanlışsız bir film yapmak istemeleri iyi bir şeydi. Bu yüzden biz de bunu yapabilmeleri için ulaşabilecekleri bütün bilgilere ulaşmalarını sağlamak istedik.”



Gosling, Armstrong Rolünde : Oyuncu Ekibe Katılıyor


Gosling ve Chazelle, La La Land’da yoğun bir işbirliği içinde çalışmış olsalar da Ay’da İlk İnsan’daki yapım öncesi ve çekim sırasındaki çalışmalarındaki iş birliktelikleri post prodüksiyona da yayılarak başka bir boyuta taşınmış. Yönetmen şunları söylüyor; “Ryan’la aramızda basit bir oyuncu yönetmen ilişkisinden çok daha fazlası var. Bu filmdeki belgesel duygusunun sebebi de budur. Ay’da İlk İnsan için kendisiyle ilk görüşmemde bu filmi bir “görev filmi” olarak görmüştüm. Bunu bir yas hikayesi olarak yorumlayan kendisidir.”

Gosling’le Armstrong’un ailesini canlandıran oyuncular sadece çekim öncesi iki hafta prova yapmakla kalmamış. Yönetmen ve oyuncu bazı sahneler için sahne emprovizasyonları da yapmışlar. Chazelle sonuçta bu sahnelerden çok fazla çekmiş ve o sahnelerden birkaçı da filmin kendisinde yer almış.
Chazelle, oyuncusunun yaratıcı bir şekilde katkıda bulunmasından çok etkilenmiş. “Ryan, Neil’ın sevdiği teremin şarkısı olan ve Apollo 11 görevi sırasında çaldığı “Lunar Rhapsody”yi buldu. Ayrıca Neil’ın üniversitede yazdığı bir müzikal olan “Jelok”u da ortaya çıkardı. Josh’un Neil için yazdığı konuşmanın temelini oluşturan Dünya’nın atmosferiyle ilgili röportajlarından birini de buldu.”

Yapımcıları Gosling’in Ay’a ilk ayak basan adamın yoğun konsantrasyonunu ve epey bir merhametsizlik taşıması gerektiğini aktarabileceğini biliyormuş. Ama yıldızın bu karmaşık karakteri nasıl hiç çaba göstermeden yapıyormuşçasına canlandırmasına şaşırmışlar. Chazelle şunları söylüyor; “Neil’da beni şaşırtan çok içine kapanık, ölçülü ve gösterişsiz olmasıydı. Prototip bir kovboy ya da hızlı konuşan bir pilot değildi. Çok az konuşan, köşede sessizce oturan ama bir anda her şeyi ölçen, odadaki en zeki kişiydi.”
Chazelle’in Gosling’le La Land’deki ortaklığı, oyuncunun kapasitesini deneyimlemesine olanak vermiş. Özellikle de bir sahneyi canlandırma konusundaki hislerini. Şunları söylüyor; “Neil her zaman özel bir yanı olmadığında ısrar eder. Birçokları gibi biri olduğunu ve şartların onu Ay’a giden ilk insan olmasını sağladığını söylemişti. Öyle olağan bir yanı vardı. Ryan’ın tarzı da o kadar ince ki bu role hakkını vermeyi başardı.”

Belki de yapımın en zorlu eleştirmenlerinden biri Armstrong hakkında en çok şeyi bilen az sayıda insandan biriymiş. Neyse ki Gosling, Hansen’ın onayından geçmiş. Yazar şunları söylüyor; “Ryan’dan daha iyi oynayabilecek birini düşünemiyorum. Ryan, Neil’ın sahip olduğu iç gözlemsel, sessiz, alçakgönüllü olma özelliklerine sahip. Ama aynı zamanda Armstrong karakterini alıp Neil hakkındaki kendi anlayışıyla birlikte Neil’da ona gerçekten yakın olmadan göremeyebileceğiniz özelliklerini de ortaya çıkarabilen muhteşem bir oyuncu.”




Hansen, role hazırlanırken Gosling’e paha biçilmez bir kaynak olmuş. “Ryan, Neil’ın karakteri için özellikle de küçük kızın ölümü konusundaki etkileri ne kadar önemli olduğunu anlattıktan sonra Neil’ın kız kardeşi June ile tanıştı. Neil’la birlikte benim oturup görüştüğüm çiftlik evinde Ryan da, Neil’ın çocukluk arkadaşlarıyla oturdu. Hikayeleri dinledi, sorular sordu ve diğer aile üyeleriyle birlikte Neil’ın oğullarıyla tanıştı. Kendisini bu role tamamen adadı. Ödevini yaptı ve muhteşem oyunculuğuyla Neil Armstrong’a hayat verdi.”

Chazelle’in yaklaşımı ve Hansen’ın kitabının birleşimi oyuncunun ilgisini çekmiş. Gosling şunları söylüyor; “Sanırım Ay’ın ne olduğunu öğrenir öğrenmez Neil Armstrong adlı birinin üzerinde yürüdüğünü öğrendim. Ay’la eş anlamlıydı. Ama James Hansen’ın “First Man” adlı kitabını okuduktan sonra ikisi hakkında da çok az bilgim olduğunu fark ettim. Duygusal düzeyde ise Neil ve karısı Janet’ın o tarihi görevlerden önce ve görevler sırasında ne kadar çok kayıp yaşadıklarını öğrendiğimde çok şaşırdım. Uygulamalı düzeyde o görevlerin ne kadar tehlikeli olduğunu tam olarak anladığımı sanmıyorum. O uzay kapsülleri ne kadar klostrofobik ve zayıfmış. Teknoloji günümüz standartlarına göre ne kadar ilkelmiş.”

Gosling’in ilgisini tıpkı yönetmeni gibi Armstrong ve arkadaşlarının dünyasının ne kadar zor olduğu ve bu büyük başarıyı elde etmek için ne kadar çok çalışmak gerektiği çekmiş. “Her zaman bir hikayenin uç noktaları ilgimi çeker. Bana göre bu hikayenin benzersiz yanı o uç noktaların ne kadar uç olduğu. Armstrong’un özel hayatındaki mahremiyet ve yalnızlıkla onu saran uzayın sonsuz doğası arasında bulunandan daha büyük bir ikilik hayal edemiyorum. Bu astronotlar evrenin sonsuz gizemleriyle mücadele etmek için kendi karşılaştırmalı, zayıf bilimsel bilgilerini kullanıyorlarmış. Aynı anda çöpü çıkarıyor ve Dünya’daki bahçelerinde çim biçiyorlarmış.”

Gosling, sanatına olan bağlılığını La La Land’deki Oscar’a aday gösterilen rolünde de üç ayda piyano çalmayı öğrendiğinde görüldüğü gibi defalarca kanıtladı. Aynı şekilde The Notebook filmindeki rolüne hazırlanırken de iki ay boyunca Güney Carolina’daki Charleston kültürünü öğrenmiş ve tıpkı karakteri gibi mobilya yapmayı da gerçekten öğrenmiş.
Gosling, Ay’da İlk İnsan’da küresel ikonu canlandırmak için harcadığı çalışma zamanıyla da kendini işine adadığını kanıtlamış. Yapım ekibi için, yönetmen de oyuncu da ortak bir mükemmeliyetçilik tutkusu paylaşıyorlarmış.
Yapımcı Bowen şöyle söylüyor; “Ryan, kendisini kusursuz bir iş yapmaya adıyor. Arkasında bıraktığı mirasın çok farkında ve genellikle benzer düşünce yapılarına sahip olan insanlar bağ kurabildikleri malzemelerle birbirilerini bulurlar. Ryan ve Damien’ın birlikte çalışmayı istemeleri çok mantıklı. La La Land’i izlediğinizde Ryan’ın canlandırdığı karakter, işine takıntılı olan biri. Çünkü Ryan da kendi işine takıntılı."



Bowen, Gosling’in rollerine özel bir şeyler kattığını söylüyor; “Bu onun insani yanı. Duygusallığı değil de duyguları anlayışı. İnsanlar genelde sizi duygularıyla ezmeye çalışır. Size omuz veren ise, duyguyu nasıl dağıtacağını bilen gerçek sanatçılardır.”
Yapımın başrol oyuncusuna duyulan saygı ekipte görevli olan sayısız kişiye ve çekimler sırasında Chazelle’le ve Gosling’le çalışan destek ekibine kadar uzanıyormuş. Gemini ve Apollo’da astronot eğitmeni olarak görev yapan Frank Hughes, Gosling’i de 1960’larda Armstrong’la birlikte çalıştığına benzer bir şekilde eğitmiş.
Hughes şöyle anlatıyor; “Ryan, kendini işine adamış. Çok şaşırdım. Sadece Gemini’nin kontrol panellerine bakarak zaman geçiriyorduk, Apollo ile başlayıp her düğmeyi ve ne işe yaradığını öğreniyorduk. Kokpite girerdi ve ona bir durumu değerlendirirken ellerinin nereden durması gerektiğini, gözlerinin nereyi taraması gerektiğini gösterirdim.”

Gosling, çok sayıda iş ortağının yardımı olmadan Neil Armstrong olmasının imkansız olduğunu kabul ediyor. “Janet Armstrong’la vefatından önce tanıştığım için çok ayrıcalıklı hissettim. Neil’ın iki oğluyla, Rick ve Mark’la konuştuğum ve Neil’ın kız kardeşiyle Neil’ın doğduğu yer olan Wapakoneta Ohio’da zaman geçirdiğim için de çok şanslıydım. Armstrong Hava ve Uzay Müzesi ve NASA’nın Canaveral Burnu ile Houston’daki tesisleri bana kapılarını açtı. Ayrıca kopyasını yapmaya çalıştığımız her görevin detaylarıyla ilgili danışmam için sette her gün uzmanlar vardı. Aynı zamanda yazar James Hansen’la 700 sayfadan fazla titiz bir çalışmanın eseri olan First Man adlı kitabına da neredeyse her an ulaşabiliyordum. Daha önce bir rol için araştırma yaparken hiç bu kadar yardım almamıştım ve bu yardımı sağlamak için bu kadar hevesli olan bu kadar çok kişiyle bir arada bulunmamıştım.”

Gosling’in Armstrong’a ve iş arkadaşlarına hayranlığı bütün yapıma yansımış. “Bu rol için hazırlanırken ilk içgüdüm uçmayı öğrenmek olmuştu. Neil, araba kullanmadan önce uçuyormuş. Onun ayrılmaz bir parçası gibiydi. Bu yüzden oradan başlamayı düşünmüştüm. Eğitimimin bir noktasında uçağın motorunu kasten durdurmam istendi. Bir aydınlanma anı yaşadım. Çok kötü bir fikirdi. O an, Neil’ın neden dünyanın en iyi pilotlarından biri olduğunu ve benim neden olmadığımı anladım. Diğer birçok astronot gibi Neil de test pilotu olarak başlamış. Daha önce hiç uçmamış bir uçağa anlayışımızı ve havacılığı ileri taşımak üzere sadece kusurlarını bulmak amacıyla binmek ve kırılma noktasına çıkarmak için belli bir insan tipi olmanız gerekir.”

Gosling’in setteki en büyük hayranlarından biri de beyaz perdede karısını canlandıran oyuncu olmuş. Janet Armstrong’u canlandıran Claire Foy şöyle söylüyor “Ryan, samimiyetin vücut bulmuş hali. O konuda çok fazla çaba göstermesi gerekmiyor. Son derece sevimli biri ve Neil da bu özelliğe sahip. Anti sosyal ya da kaba olduğunu düşünmüyorum. Geleneksel biri değilmiş. Herkesin yaptığı şey olan herkesin kendisini harika hissetmesini sağlamaya çalışmıyormuş, tuhaf bir sessizlik olduğunda o boşluğu doldurmaya çalışmıyormuş. Ryan da doğuştan iyi kalpli, cömert, samimi ve içten biri. Bunları doğal olarak sunuyor.”



NASA Kapılarını Açıyor : Astronot Acemi Birliği


Chazelle, NASA’yla ve Apollo 11’e kadar uçuş görevleriyle ilgili yoğun bir araştırma yapmış ve Canaveral Burnu’ndaki Kennedy Uzay Merkezi’ndeki ve Houston’daki Johnson Uzay Merkezi’ndeki operasyonlara çok aşinaymış. Şunları söylüyor; “Deneyimlemek muhteşem bir şey. Filmde bir astronotu canlandıran herkesin ilk elden deneyimlemesini istedim.”
Godfrey şunları ekliyor; “Uzay’a gitmek için alınan eğitim son derece görsel olaylar içeriyor. NASA, filmde çok özel bir şekilde yer aldı. Kapılarını sadece mekanlar için değil oradaki insanlar için de açtı.”

Klausner’e göre bu öncü astronotlar için anahtar unsur, bu görevlere hazırlanırken olağanüstü süreler boyunca eğitim almalarıymış. “Bu role adım atan bir oyuncu için, özellikle de görevlerde görülen oyuncu kadrosu için en büyük zorluklardan biri de astronotların aynı saatler boyunca eğitim almadan belli bir özgüven duygusuyla, rahatlıkla ve bilgiyle rol yapabilme yeteneğidir. Bu astronotlardan bazıları muhtemelen gözü kapalı uçabilirlerdi. Birkaç yüz panelde her düğmenin nerede olduğunu biliyorlardı.”

Oyunculara araştırmalara ulaşmak, uzmanlarla oturmak ve simülasyonlarda yer almak için gereken zamanı vermek çok önemliymiş. Gosling, Clarke, Fugit, Embry, Whigham, Schreiber, Haas ve Stoll Houston’daki Johnson Uzay Merkezi’ne ve Canaveral Burnu’ndaki Kennedy uzay Merkezi’ne astronot eğitimi için gitmişler.
Clarke şunları söylüyor; “Bu filmi yapmaktaki en büyük etki NASA çalışanlarının içinde yaşadıkları dünyaya ve kendilerinden önce gelen dünyaya duydukları sevgileri ve hayranlıkları oldu. Ay’a gitmek onların tarihte yeni ufuklar açan anları olmuş. Tanıştığımız herkesin tek tek bu hikayeyi en ufak detayına kadar gerçekten bildiğini söylemeliyim.”




Ay’da İlk İnsan’ın oyuncu kadrosu NASA’nın Johnson Uzay Merkezi’ni ziyaret ederken hem geçmişi hem de geleceği kuşatan NASA’nın sahne arkası görünüşünü de deneyimlemişler. Bir dizi brifingden, aktif katılımlı aktivitelerden sonra grup astronot eğitimi, uçuş kontrolü ve uzayda insanların uçması için hayati önem taşıyan mühendislik konusunda bir bakış açısı kazanmış.
Ay araçlarına çıkma fırsatı sadece bir hayranlık duygusu yaratmakla kalmamış. Aynı zamanda Singer’ın senaryosundaki sözlerin ve yakında yapılacak çekimlerin çok daha gerçekçi olmasını sağlamış. Klausner şunları söylüyor; “Sıfır yer çekimi ve Ay yerçekimi simülasyonlarında uygulama yaptık. Astronotların nerede çalıştıklarını ve yaşadıklarını, ne yediklerini, nasıl eğitim aldıklarını, uygulama yaptıklarını ve oyuncuların bu rollere bürünmelerine yardım etmesi için gereken çok sayıda aleti gördük.”
Clarke, NASA’yı ziyaret ettikten sonra uzay programının artık elde edilemez hissi vermediğini, deneyimin bu gayreti ulaşılabilir kıldığını anlatıyor. “Fantastik, hayali bir yer değildi. Uygulamalı bir yerdi ve hepsi sevimli, cömert, zeki ve adanmışlardı. İşlerine verdikleri önem duygusunu sergiliyorlardı.”

Oyuncular, Johnson Uzay Merkezi “Hedef Ay: Apollo 11 Görevi” yolculuk sergisini hazırlarken Houston’a da gitmiş. Sergide gerçek Apollo 11 Komuta Modülü olan “Columbia” sergilenmiş. Temmuz 1969’da ilk insanlı Ay görevi sırasında kullanılan üç kişilik mürettebatın yaşam alanını gördükten sonra oyuncular dokunulabilir tarihe çok şaşırmışlar.
Oyuncular için daha ilginç egzersizlerden biri de anti gravite aygıtında geçirdikleri zaman olmuş. Bir donanımla dik durarak Ay’da yürümenin verdiği duygunun simülasyonun yapabilmişler. Schreiber, astronot eğitimindeki deneyimiyle ilgili şunları söylüyor; “Bu işi aldığımda hayatımda belli bir neden için oyuncu olduğunuzu fark ettiğiniz o anlardan birini yaşadım. Hayatınızın geri kalanında çocuk olmak gibiydi. Bir astronotu canlandıracaktım. NASA’ya, hem Houston’a hem de Canaveral Burnu’na gidecektim ve kapalı kapılar ardındaki bütün eğitim araçlarına tam erişimim olacaktı. Tüm bunlar çocukluk hayalimdi."




Oyuncular hayal kırıklığına uğramış olsa da efsanevi (ve ismiyle örtüşen) “Kusma Yıldızı”na binememişler. Schreiber astronot eğitiminin yine de hayatının fırsatı olduğunu belirtiyor. “Anti gravite simülasyonun gerçek hayattaki tek şekli bunu kusma yıldızı denilen bir şeyi yapmaktır. Sizi bir düzlemde yukarı kaldırırlar ve altı saniye içinde belli bir hızla indirirler. Gerçekten ağırlıksız olma hissini tadarsınız. Uzaya gitmediğiniz takdirde tek yolu budur. Biz kusma yıldızını yapmadık. Ama iki robotik simülasyon eğitim programını yapmak gerçekten müthişti.”
Haas şunları söylüyor “O görüntüleri, fırlatma rampalarını, mekiği fırlatma rampasına götüren büyük paleti hayatınız boyunca görürsünüz. Orada olmak ve onu görüp deneyimlemek muhteşemdi.”

Chandler için, sadece Saturn 5 roketini yana yatmış görmek ve 100 metreden uzun boyunda yürüyebilmek ona bu adamların nereye girdiği konusunda bir fikir vermiş. “İlk elden deneyimleme izlenimi veren birçok şey gördük. O kadar yakın olmak, bazı şeylere dokunmak ve uzay kıyafetleri içinde olmak sete gittiğimizde hayal gücümüzün bu karakterlere bürünmesine olanak verdi.”
Başka filmler ve diziler için yapılan araştırmaların iş gibi hissedilebildiğini itiraf eden Stoll bu deneyim farklı olduğunu söylüyor; “Bazı projelerde araştırma biraz sıkıcı olur. Çok sayıda önemli kitap, film ve belgesel vardı. O yüzden teknolojinin ve görevli kişilerin ayrıntılarına girmek eğlenceliydi. Ben uzay uçuşunu kanıksayarak büyüdüm. Ama şimdi bu olayın yeni olduğu döneme dönebiliyoruz ve her şeyi icat etmeleri gerekmiş.”

Chazelle, bir astronotu canlandıran tüm oyuncuları NASA’yı ilk elden deneyimlemeleri konusunda yüreklendirmiş. Ayrıca bütün oyunculara canlandırdıkları gerçek insanların YouTube videolarını göndermiş. Bu da oyuncuların, konuşulan ya da röportaj yapılan kişilerin hareketlerini ve tavırlarını görme fırsatını vermiş. Ayrıca yönetmen tek tek seçilmiş bir tavsiye edilen filmler ve kitaplar listesi de vermiş.
Kitap tavsiyeleri arasında Mike Collins’in “Carrying the Fire”, Deke Slayton ve Michael Cassutt’ın “Deke!” ve James R. Hansen’ın “First Man” kitapları yer alıyormuş. Chazelle’in tavsiye ettiği filmler arasında ise For All Mankind, Moonwalk One ve Mission Control: The Unsung Heroes of Apollo gibi filmler yer alıyormuş.




Stoll şunları söylüyor; “Malzemeyi Damien’ın oluşturması çok güzeldi. Çünkü gereksiz detaylarda kaybolabilirsiniz. Buzz, çok sayıda kitap yazmış. Ben de onun tarzını anlamak için o malzemeleri inceledim. Hepimiz Houston’daki Johnson Uzay Merkezi’ne gittik. Muazzam bir teknik bilgi ve görev kontroldeki insanlara ve astronotlara ait bir o kadar anekdot var. Bu hikayeyi anlatırken önemli olanlara doğru yöneltilmenin yardımı oldu.”
Chazelle ve yapımcılar, her görevi mümkün olduğunda doğru bir şekilde yeniden yaratmak için teknik danışmanları sıraladığında bilgi akını da devam etmiş.

Setteki teknik danışmanlar arasında LLTV (Ay’a İniş Eğitim Aracı) çalışmalarında yardımcı olmak üzere Christian Gelzer da varmış. Gelzer, Jacobs Technology’nin NASA Armstrong Uçuş Araştırma Merkezi Baş Tarihçisi olarak görev yapmış. Ayrıca bütün X-15 uzay aracı çalışmalarında yardımcı olması için Joe Engle da getirilmiş. Engle, Birleşik Devletler Hava Kuvvetlerinde çalışmış ve Neil Armstrong’la birlikte görev alan 12 X-15 test pilotundan biriymiş.
Frank Hughes, NASA’nın Uzay Uçuşu Eğitim Şefi olarak emekli olmuş. Astronot eğitimi ve görev kontrole, ayrıca Gemini ve Apollo 11 çalışmalarına yardım etmiş.  Hughes, Apollo eğitimi sırasında bilgisayar ve güdüm navigasyon ve kontrol sistemleri uzmanıymış ve Apollo 11 astronotlarıyla yakın çalışmış.

Al Rochford ve Ron Woods, kıyafet teknisyenleri olarak destek vermiş. Woods, Apollo 11 için yapılan eğitim ve uçuş öncesi kıyafet aktivitelerine destek vermiş. Mike Collins’i giydirmiş. Rochford ise Mercury-Atlas 6 Dünya yörünge uzay görevi için John Glenn Jr’ı aynı şekilde giydirmiş. Apollo 15’in Komuta Modülü Pilotu olan Al Worden (Mike Collins’le aynı görev) Apollo 11 çalışmalarına destek vermiş. Son olarak James Bilbrey, NASA/Marshall Uzay Merkezi videografı ve editörü arşiv görüntülerini bulmak konusunda destek vermiş.
Bütün danışmanlar Chazelle ve yapımcılarla yapım öncesinde saygın uzmanlık alanları hakkında sürekli iletişim halindeymiş, çekimler sırasında ise sette bulunmuş.
Chandler şöyle anlatıyor; “Tanıştığımız insanlar, farklı astronotlar, bilgi, o gün orada bulunanların özel hikayeleri muhteşemdi. Bunlar işinizi yaparken gerçeği yeniden yazarak aklınızdan uyduramayacağınız şeyler.”



Uzaya Uçmak : Modülleri ve Kapsülleri Tasarlamak 


Yapım tasarımcı Nathan Crowley çalışmasında konunun özüne ve gerçeğe odaklanmayı sevdiğini söylüyor. “Kamerada bazı şeyleri gerçekten yapmak için zorladım. Örneğin bu filmde minyatürler kullandık. Ben tekerleği yeniden icat etmeye çalışmıyorum. Sadece modern teknolojiyle birlikte eski yöntemleri kullanıyoruz.”
Crowley ve Chazelle ilk karşılaşmalarında ortak tasarım fikirlerine uyulmuş. Crowley şöyle anlatıyor; “Damien bu filmi sadece kamerayla yapmak istediğini söylediği dakikada ben de varım dedim. Fiziksel objeleri ve ölçekleri severim. O da bunu kameraya yansıtmak istedi. Bu aslında çok zor bir iş ama keyifli bir zorluk. İkimiz de bu sorumluluğu üstlenmeye gönüllüydük.”
Chazelle için uzaya öncü olarak gitmenin tehlikesini göstermek istemiş. Crowley’nin deyişiyle “teneke kutularda alev alarak”. NASA’nın göz kamaştırıcı yanını göstermekle ilgilenmiyormuş. Daha çok Ay’a ulaşmak için yapılan keskin hatlı yolculukla ilgileniyormuş. Tasarımcı şunları söylüyor; “Bu adamlar çok bilgiliydi ama yine de bilinmesi gereken çok şey vardı. Onlar kaşiflerdi ve bu sıkışık şartlarda, günlerce kalacak olmaları ilgimi çekti.”

İş ortaklarının yapım öncesinde ilk konuşmalarında Chazelle, klostrofobiyle uzayın enginliğini yan yana koymak istediğini belirtmiş. Tasarımın olabildiğince doğru olabilmesi için NASA’nın kaynaklarını kullanmak önemliymiş. Crowler şunları söylüyor; “NASA bize kapılarını açtı. Ben Florida’ya Kennedy’ye gittim ve Ay Modülü’nü ve Gemini kapsülünü yakından inceledim. Houston’a giderek Ay Modülü’ne detaylı bir şekilde baktık. Bütün manüel kontrollerini inceledik. Alabildiğimiz bütün bilgileri aldık. Bu da bu şeylerin içine sıkışmış olma duygusunu yeniden yaratmamızı sağladı.”
“Sıkışmış diyorum çünkü çok küçük. Bu kapsüller konserve sardalye kutusunda olmaya benziyor. NASA’nın amacı kapsüllerini ve uçuş görevlerini sürekli olarak geliştirmekmiş. Bu yüzden referans almak için bütün yanıtları içeren tek bir taslak yok. Sürekli geliştiriyorlarmış. Tasarımı anlamanın en iyi yolu o araçla uçmuş, içinde eğitim almış biriyle birlikte aracın yanında durmaktı.”

Chazelle’in özgünlük arayışı diyagramları ve gösterge tablolarını incelemeye götürmüş. Ayrıca NASA’daki işbirlikçilerine ek olarak uzmanlarla ve uzay meraklılarıyla bir araya gelmişler. Yapım tasarımcının ve yönetmenin bulmacanın her parçasını çözebilmek için kendilerini dedektif gibi hissettiği birçok an olmuş.
Bazı film yapımcıları çekim ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ölçeği değiştirerek uzay araçlarının bütünlüğünden fedakarlık edebilir. Ama Chazelle’in niyeti bu değilmiş. Gemini ve Apollo eğitmeni Frank Hughes, bunun kendi gözetiminde yapılmadığını ve gördüklerinden çok etkilendiğini anlatıyor; “Yanımda o dönemde kullandığımız, kontrol listeleri ve defterleri gibi nasıl yaptığımızı anlatan kendi kütüphanemdeki kaynakları getirmiştim.”

“Bu çocuklar tam yerine düştüler! Oraya hazinelerimle birlikte gittim ve onlar zaten yapmıştı bile. Gerçekten yapmışlardı. Ufak tefek şeylerin değiştirilmesini önerdim. Müthiş bir iş çıkarmışlar. O komuta merkezinde olmak Houston’daki evimde olduğumu hissettirdi. Sonra uzay aracında o şey etrafınızı sarıyordu. Gerçekten çok iyi yapılmıştı.”
Her detaya önem veren Crowley hiçbir aracın %10’dan daha fazla abartılmaması gerektiğini düşünüyor. Gemini için ekibi birebir ölçüyü korumaya çalışmış. Ama kameralarda sorun yaşamışlar. Çözüm, ayrılabilen bir yap boz set yapmak olmuş. Aslında kameranın kendileriyle birlikte kapsüle girmesini sağlamak için tabakaları kırmaları gerekmiş.
Oyuncular için küçük uyarlamalar yapmak gerekmiş. Birkaçı canlandırdıkları astronotlardan daha uzunmuş. Crowley şöyle anlatıyor; “Apollo 11 için boyutu yaklaşık %5 büyüttük. X-14 gerçek boyutundaydı. Ama Koltuğu biraz alçaltmamız gerekti. Çünkü Ryan, Neil’dan daha uzun ve kaskı tavana çok yakın oluyordu.”
Zor olan sadece inşa etmek değilmiş. Crowley şunları da ekliyor; “Bu şeylerin yaratımında çok fazla lojistik unsur da devreye giriyor. Örneğin Ay Modülü’nü yaparken yaşanan zorluk o boyutta bir şeyi inşa etmekti. Ama sonra onun mekana nasıl götürüleceğini de çözmek gerekti. Sonuçta bizim Ay’ımızda mahsur kalmıştık.”



Güneş’i yansıtmak : Ay’ı Yaratmak ve Çekmek


Chris Nolan’ın Interstellar filmi gibi filmlerde çalıştıktan sonra uzayı yeniden yaratma konusuna aşina olan Crowley filmin en büyük tasarım zorluğunu anlatıyor; “Bu benim ilk Ay’a gidişim. Senaryoyu incelediğimde bu filmin zorlayıcı olduğunu biliyordum ama X-15’i, Gemini’yi, Apollo’yu ve Ay’a gidişin üzerinden geçtim. Halletmemiz gereken birçok uçuş görevi vardı ve ben de safça ‘onları halledebilirim’ dedim. Sonra oturum semtlerini, NASA’yı, Houston’ı ve NASA’daki hayatı yapmamız gerekiyordu. Ve bunların hepsine birbirine bağlamalıydık. Ama bu yapabileceğimizi bildiğim bir şeydi.”
“Ama Ay, uzun bir süre boyunca zihnimin gerilerine attığımı bir konu oldu. Çünkü onun sahtesini nasıl yapacağımızı çözmek çok zordu. Yanıtını hemen bulamadım. Ama bir taş ocağına ya da betona ve bize Ay’ın ölçeğini vermesi için uçsuz bucaksız bir yere ihtiyacımız olduğunu biliyordum. Taş ocağının en iyi seçenek olacağını biliyordum ama Ay’ın yüzeyiyle örtüşmesi için gri taşa ihtiyacımız vardı ve o da çok zor bulunur.”

Crowley, bazen bir mekan sorunlarınızı değiştirebilir diyerek gülüyor. “Atlanta’da gri taş ocakları olduğu için şanslıydık. Orada çalışan endüstrinin samimiyeti sayesinde kendi Ay’ımızı Stockbridge’de, şehrin hemen güneyindeki Vulcan Taş Ocağı’nda bulduk. Bizim yontmamıza izin verdiler.”
Chazelle için kusursuz Ay manzarası arayışı çok yorucu olmuş. “Ay’ı sahnede çekmek yerine gece, dış mekanda çekmeyi düşünmüştük. Bu da bize dev bir film ışığıyla güneş ışığını yaratma olanağı verecekti. Bu yüzden Atlanta civarındaki dış mekan alternatiflerine bakmaya başladık. Bu taş ocağını bulmamız biraz zaman aldı. Birkaç başka taş ocağına da baktık. Ya yeterince büyük değillerdi ya da yeterince düz veya uzun değillerdi. Ama bunu bulduk ve biraz yontmayı başardık.”

Chazelle’in ekibi duygusal hikayeyi anlatmak için görüntü yönetmeni Linus Sandgren ile çalışmış. Hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde büyük Ay’ın aydınlatılmasının son derece zor olduğunu görmüşler. Sandgren şöyle anlatıyor; “Nathan Ay’ın dış mekanını büyük bir taş ocağında tasarladı. Set muazzamdı. Bugüne kadar yapımda kullanılan en büyük Ay setiydi. Bundan dolayı da aydınlatmamız gerekiyordu. Bunu yapmak için ise çok fazla ışığa ihtiyacımız vardı. Ama biz çok fazla lamba istemiyorduk. Çünkü Güneş olarak sadece bir tek kaynak ve bir tek gölge istiyorduk. Sonuç olarak çok güçlü ve tek bir ışık kaynağını yaratmak büyük bir zorluktu.”
Tek bir çözüm varmış. O da gezegendeki en büyük ışıkları bulmak. “100K Softsun ışıklarını yapan David Pringle ile konuştuk. 200.000 watt’lık bir lamba yapma konusunda bize yardım edebilir mi diye sorduk ve yardım etti. Bu 200.000 watt’lık lamba bu büyük uzayı çekmek için çok uygun.”




Uzayın enginliği, adamların içinden çıkacağı sıkışık bölmeye büyük bir kontrast oluşturuyormuş. İdari yapımcı Merims şunları söylüyor; “Apollo 11’in çapı 3 metre kadar. Üç adam bir haftadan uzun bir süre boyunca oradaymış. İnanılmaz klostrofobik ve son derece sıkışık bir bölme. Damien yolculuğun ne kadar zor olduğunu göstermek istedi. Buzz ve Neil Ay’a indiğinde Ay sonsuzluk ötesi. Büyük bir zıtlık. İkisi Ay’ın yüzeyinde yürürken IMAX’e 65 milimetreye geçiyoruz. Bu da mümkün olan en büyük format. İzleyicilerin onu hissetmesini ve orada onlarla birlikte olduklarını hissetmesini sağlıyor.”
Sandgren, Ay’a bu kadar yakından bakmayı “ölüler diyarına bakmaya” benzetiyor. “Daha önce hiç görmediğimiz bir şey.” Bir an susuyor ve sonra bu görüntü yönetmeni olarak seçeneklerini oluştururken nasıl etkili olduğunu anlatıyor; “Gerçek, dünyadan çok daha sürreal bir şey. Bundan dolayı yakın plan sahneleri 16 milimetre ile çeker, sonra Ay’ın üzerine çıkarız ve Ay’ın tamamı çok daha fazla negatife ve detaya sahip olan IMAX olur diye düşündük.”

Yapımcı Bowen, bu hissedilir değişimi beğenmiş. “Neil Armstrong Apollo’da giderken 16 milimetreyle görüyorsunuz. Sallandığını görüyorsunuz. Orada olmanın nasıl bir duygu olduğunu hissedeceğinizi umuyoruz. Bu muazzam deneyimi başarırsak bu muhteşem hikaye nihayet anlatılmış olacak.”
Görüntü yönetmeniyle Chazelle’in Ay sahnesi için seçtiği lensler ilginç bir şekilde Armstrong ile Aldrin’in ünlü hareketsiz fotoğraflarını çekerken kullandıkları lenslerin aynısı. Sandgren şunları söylüyor; “Hasselblad fotoğraf makineleriyle ve 6x6 negatiflerle çekmişler. Biz de Ay’ı çekmek için aynı stoğu ve filmi kullandık.”
Ünlü Ay’a iniş sahnesini yeniden yaratmak için ekip Ay’da çekilmiş o fotoğraflara birçok kez bakmış. Gerçek fotoğrafı birebir yaratmışlar. Bu Güneş’in açı uzunluğuna bakmaya kadar gitmiş. Örneğin Güneş’in bir mekandaki açısı orijinal çekimde 15 dereceyse filmde de gölge uzunluklarının aynı olmasını sağlamışlar.

Yapım, Ay sahnesini çekimin son birkaç haftasında, ocak ayının ortalarında, filmin büyük bölümü tamamlandıktan sonra çekmiş. Chazelle şunları söylüyor; “Ay sahnesini çekerken çekimleri tamamlamaya az kalmıştı. Buraya geldiğimizde biz de bu ana gelene kadar yaşananları bildiğimiz için karakterlerimiz gibi hissettik.”
Ay’daki o ünlü ilk adımları nasıl yakaladığı sorulduğunda yönetmen şöyle anlatıyor; “Olabildiğince özgün olmaya ve orijinal görüntüleri o kadar heyecanlı ve etkileyici yapan küçük detayları doğru yapmaya çalıştık. Ama aynı zamanda sadece filme özgü olan benzersiz bir iz de bırakmaya çalıştık. Sadece bir yeniden yaratım olmasını istemedik. Filmin inşa ettiği bazı duygularla da doldurmaya çalıştık.”




Godfrey için önemli olan duygusal yolculukmuş. Bu yüzden Ay’a inişin başarısı sadece karakterler için değil izleyiciler için de bir rahatlama sağlıyor. “Neil ve diğer astronotların yaşadığından haberimiz olmayan belli bir endişe, gerilim ve tehlike yaratmak istedik. O geminin yere değdiği andan itibaren büyük bir rahatlama yaşanıyor.”
Bu sadece izleyiciler için bir rahatlama değil. Aynı zamanda o nadir yürüyüşü yapan oyuncu için de öyle olmuş. Gosling şöyle anlatıyor; “Ben ilk adımları atarken Neil, Buzz ve görev kontrol arasındaki orijinal kayıtları duyabileceğim şekilde bir ayarlama yaptık. O anı Neil’ın da yaşamış olacağı gibi yaşamak çok gerçek üstü bir deneyimdi. Ayrıca o sahnenin çekim açısının heyecan verici bir öğesi de izleyicinin artık Neil’ın da yaşamış olabileceği o anı deneyimleyecek olması oldu.”

Ay sahnesini ocak ortasında Georgia’da çekmek hava şartlarıyla kumar oynamak olmuş. Ay setinde sıcaklık bazı geceler -8 Santigrat dereceye kadar düşmüş. Chazelle şöyle anlatıyor; “Bizim Ay’ımız soğuktu. Gerçek Ay ise süper sıcakla süper soğuk arasında değişir. Yani belki hava şartlarının muhalefeti belki biraz da uygun oldu.”
Sandgren “Yaşadığımız doğal zorluklar bir anda kar ağmaya başlaması oldu. Biraz ara verip birkaç gün için iç mekana dönmek zorunda kaldık. Ama geri döndüğümüzde hava çok iyiydi. Pek rüzgarlı değildi ve bayrak sabit durdu. Tıpkı Ay’ın gerçek çekimi gibiydi.” diyor.

Filmin mmknmrtb notu ::

Gerçekleşmesi sanıldığı kadar kolay olmayan, bilakis yoğun çalışmaların, meşakkatli mesailerin ve büyük fedakârlıkların sonucunda hedefe varılabilen, tarihin bu en teknolojik ve de en fantastik olayına, yani, insanın Ay'da yürümesine, astronot Neil Armstrong’un 'yarası derin' iç dünyasından -hayatın acı gerçeklerini ıskalamadan- bakan, biyografik bir drama..

7   /10