29.08.2020

Tenet



Christopher Nolan imzalı yeni orijinal bilimkurgu-aksiyon Tenet'ın başrolünde John David Washington yer alıyor.

Kahramanın sahip olduğu tek silah bir kelimedir: Tenet.

Tüm dünyanın ayakta kalabilmesi için mücadele eden Kahraman, uluslararası casusluğun alacakaranlık dünyasında seyahat ederken üstlendiği görev onu gerçek zamanın ötesine götürecektir.

Zaman yolculuğu değildir bu. Evirtmedir.

Tenet'in uluslararası oyuncu kadrosunda yer alan isimler şöyle sıralanıyor; Robert Pattinson, Elizabeth Debicki, Dimple Kapadia, Aaron Taylor-Johnson, Clémence Poésy, Michael Caine ve Kenneth Branagh.

Nolan, yazıp yönettiği filmin hikayesini perdeye taşımak için IMAX® ile 70mm tekniklerinden yararlandı.

“Tenet”ın yapımcılığını Emma Thomas ve Nolan; yönetici yapımcılığını ise Thomas Hayslip üstlendi.




Nolan’ın kamera arkası ekibinde yer alan isimler ise şöyle sıralanıyor; görüntü yönetmeni Hoyte van Hoytema, yapım tasarımcısı Nathan Crowley, editör Jennifer Lame, kostüm tasarımcısı Jeffrey Kurland, görsel efektler süpervizörü Andrew Jackson, ve özel efektler süpervizörü Scott Fisher.
Filmin orijinal müziği Ludwig Göransson tarafından bestelendi.

Tenet yedi ülkede, farklı lokasyonlarda çekildi.

Warner Bros. Pictures bir Syncopy yapımı, bir Christopher Nolan filmi olan “Tenet”i sunar.
Filmin tüm dünyadaki sinema ve IMAX’lere dağıtımını Warner Bros. Pictures gerçekleştirecek.





Tenet, 26 Ağustos'ta Türkçe altyazılı, Türkçe dublaj ve IMAX® seçenekleriyle sinemalarda!


Dünyaya yeni bir şekilde bakmaya başlamalısın.


Çoğu insan zamanı var oluşumuzun değiştirilemez bir dinamiği olarak görür. Fakat sinemacı Christopher Nolan’ın ellerinde zaman, ilginç bir şekilde, kolayca kontrol edilebilen, eğilip bükülebilecek, yan yana konulabilecek, hatta evirtilebilecek bir akış oldu. “Tenet”ın yazarı, yönetmeni ve yapımcısı olan Nolan, “Hikaye, zamanla ilgili fikirleri ve onu nasıl deneyimlediğimizi ele alıyor —bir bilim kurgu bileşenini casus türünün klasik öğeleriyle etkileştiriyor”.

Nolan, “Tenet”ın bir süredir üzerinde düşündüğü bir kavram olduğunu ifade ediyor ve şöyle diyor: “Bir sinemacı olarak, çeşit çeşit fikirleriniz vardır —çekmecenin dibindeki bu fikirlerin olgunlaşması onlarca yıl sürebilir. Zaman her anlamda doğru olmalı. Benim için bu, ‘Dunkirk’ten sonra daha geniş bir film yapımcılığına geri dönmek istememin ve dünyanın dört bir yanındaki izleyicileri hiç olmadığı kadar çok yere götürmenin bir bileşimiydi. Ayrıca, her zaman yapmayı planladığım casus türüne soyunmaya hazır olduğumu hissettim. Çocukluğumdan beri casus filmlerini severim; gerçekten eğlenceli ve heyecan verici bir kurgu türüdür. Ama taze bir soluk getirebileceğimi hissetmediğim takdirde bu tür bir film yapmak istemedim. Yaklaşımımızı en basit şekilde, ‘Inception’la soygun türünde yaptığımız şeyi ‘Tenet’te casus film türünde yapmaya çalışmak olarak açıklayabilirim."




Bu küresel aksiyon-gerilim filminin yapımcılığını Nolan ile birlikte üstlenen Emma Thomas, "'Tenet' o kadar zorlayıcıydı ki on yıl önce bunu başaramazdık diye düşünüyorum, yani bu hikayenin Chris'in beyninden tam da doğru zamanda çıktığını hissediyorum. Bu, Chris'in sadece prodüksiyon anlamında değil, aynı zamanda hikayeyi geçmişte yaptıklarının sınırlarının ötesine taşıması açısından da yaptığı en iddialı film. Kendisinin geçmişten bugüne uzanan filmlerine baktığınızda, her birinin bir öncekine dayandığı hissi uyanıyor. Dolayısıyla, 'Tenet' kesinlikle uzun yıllar içinde edindiğimiz deneyimin bir ürünü".

Nolan hikaye ayrıntılarını kendisine yakın tutmasıyla tanınmaktadır ve seyircilerin olay örgüsünün manevralarını ve dönüşlerini sinemada filmi izlerken keşfetmelerini tercih eder. Bu yüzden de, hikayeyi tanımlarken, şifreli bir şekilde şunları söylüyor: “‘Tenet’, merkezinde Kahraman'ın bulunduğu bir casusluk gerilim filmi. Kahraman, Tenet olarak bilinen, gizlilerden de gizli bir örgüte dahil ediliyor. Genellikle bu tür karakterler çok sert ve alaycı olarak tasvir edilir. Yine de, bu karakterlerin özverilerinin ve kendilerini feda edişlerinin ölçüsü diğer insanlara bir ahlak, sorumluluk ve güvenilirlik anlayışı yansıtır. John David Washington da ben de, burada bu niteliklerden daha fazla yararlanma fırsatımız olduğunu hissettik. Bu nitelikler Kahraman'ın en uç şeyleri, insanlığın faydası uğruna daha da iyi yapmasına motivasyon oluşturdu".

Sadece Kahraman olarak bilinen karakteri canlandıran Washington, "'Tenet', özünde, dünyayı kurtarmaya çalışan bir adamı konu alıyor" diyor. Öte yandan, girift şekilde örülmüş olay örgüsü en sıkı sarıldığımız ilkelerimizden bazılarını da irdeliyor. “Film, zamanı yorumlayışımız, algıladığımız şeyi gerçek olarak yorumlayışımız, öğrenilmiş davranışlarımız gibi geleneksel yöntemlere meydan okuyor” diyor aktör ve ekliyor: "Bunların dışında olup biten daha pek çok şey var. Daha önce böyle bir şey ne okumuş ne de görmüştüm. Herkes için de durum böyledir. Chris, zamanın fiziğini nasıl anladığımızı bu karakterin merceğinden çok zeki bir biçimde ele alıyor. Zamana olan merakının ne olduğunu bilmiyorum ama filmlerinde bunu irdeleyiş biçimine bayılıyorum".




Thomas, bir şekilde herkesin Nolan’ın zamana olan hayranlığını paylaştığını gözlemliyor. "Hepimiz biraz zamana takıntılıyız, değil mi? Her kim olursanız olun, nereli olursanız olun, yaşam deneyiminiz ne olursa olsun, zaman konusunda hiçbir şey yapamazsınız. Sizi yönetir. Chris adına konuşamam, ama benim bakış açım bu. Zamanın evrensel olduğu gerçeği göz önüne alındığında, onun aynı zamanda öznel olarak da hissettiğiniz bir şey olması gerçekten ilginç: Bilirsiniz; çocuklar zamanı yetişkinlerden çok farklı hissederler. Ben zamanın ölçülemez bir şekilde hızlandığını hissediyorum. Ve ayrıca, bu pandemi sırasında, zaman algımız bambaşka bir şey oldu… günler haftalar gibi geldi ve aylar dakikalar gibi geldi. Çok tuhaftı".

İlginç bir şekilde, meğer zamanı evirtme fikri modern fizikçiler için olasılık alanının dışında olmayıp, en temel ifadeyle, her şeyin düzensizliğe doğru gittiğini söyleyen entropi yasasıyla ilgiliymiş. Nolan, "Entropi haricindeki her fizik kanunu simetriktir —zamanda ileri veya geri gidebilir ve aynı olabilir" diye açıklayan Nolan, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Teori şöyle: Bir nesne için entropi akışını evirtebilirseniz, o nesne için zaman akışını tersine çevirebilirsiniz. Yani, hikayemiz güvenilir fiziğe dayalı. (Fizikçi) Kip Thorne'a senaryoyu okuttum ve kendisi bazı kavramlarda bana yardımcı oldu. Ancak, hikayemizin bilimsel olarak doğru olduğu konusunda herhangi bir iddiada bulunmayacağız. Ama kabaca gerçek bilime dayanıyor".

Thomas senaryoyu ilk okuduğunda düşündüklerini şöyle aktarıyor: “Ölçek beni biraz korkutmuştu ama önermesi son derece özgün ve ilgi çekiciydi. Chris’in bazı filmleri yalnızca kağıt üzerinden okuyup kafada canlandırma anlamında oldukça zorluydu, fakat görsel olarak gördüğünüzde her şeyin mantıklı olacağını biliyorsunuz".




Aslında, Nolan, filmin görsel ortamının, hakikaten öykünün belirli yönlerinin gerçekleştirilebileceği tek yol olduğuna işaret ediyor: “Kameranın özelliği aslen zamanı görmesi. Hareketli görüntü kamerası ortaya çıkmadan önce, insanların ağır çekim veya geriye hareket gibi şeyleri düşünmesinin bir yolu yoktu. Öyleyse, bu projenin meyve vermesine izin veren şey, zamana açılan bir pencere olan sinemanın bizzat kendisidir. Kelimenin tam anlamıyla, yalnızca kamera var olduğu için var olan bir proje bu".

Bununla birlikte, kameranın zamansal varyasyonları resmetme konusundaki özel yeteneği yeterli olmayacaktı. Yönetmen vizyonunu gerçekleştirmenin “kamerayı ters çevirmek veya bir şeylerin geri gitmesi kadar basit olmayan bir kurallar dizisi" gerektireceğini biliyordu. Bunu, "Zamanın yönü ile içinde bulunduğumuz çevre arasında bir etkileşim var: Etrafımızda nesnelerin hareket edişinde ve hatta soluduğumuz havada” diye açıklayan Nolan, şöyle devam ediyor. "Evirtme kavramı asimetrik bir kavramdır, bu nedenle kural dizisi karmaşıktı ve daha karmaşık şekillerde ele alınması gerekiyordu. Bu, kullanılan tekniklerde çeşitlilik anlamına geliyordu: Oyuncu kadrosu ve dublörlerin dövüş sahnelerini hayata geçirirken farklı yönlerde koşup yürüyebilmelerinden, araçların çeşitli konfigürasyonlarda ileri veya geri gitmelerine kadar. Ancak bu şekilde, kare kare, belirli bir görseli yaratmak için kullandığımız tekniği tamamen değiştirebilirdik. Yıllar içinde öğrendiğimiz şeylerden biri şu: Kareden kareye kullandığınız hileyi değiştirmeye devam etmenize izin veren bir dizi farklı tekniğiniz varsa, izleyici için filmden çıkabilmek çok daha zor hale gelir. Film çok daha sürükleyici olur".




Bu sürükleyici film izleme deneyimini güçlendirmek için, Nolan bir kez daha IMAX kameralara ve geniş format filmlere bel bağladı. "Yıllardır IMAX formatıyla çalışıyorum" diyor yönetmen ve ekliyor: "Seyirciyi hikayenin derinine alabilme anlamında olağanüstü bir güce sahip. Son derece eğlendirici ve eğlenceli olmasına çalıştığımız böyle bir hikayeyle, filmin seyirciyi bütünüyle sarıp sarmalamasını ve onları bir serüvene çıkarmasını istediğimizi gerçekten hissettik".
Filmin kötü niyetli düşmanı Andrei Sator'u oynayan Kenneth Branagh, daha önce Nolan'la “Dunkirk” te çalışmıştı. Aktör, “‘Tenet’, olağanüstü bir film yapımcısından tüyleri diken diken eden, riskli bir gerilim filmi. Bence Chris, seyircilere birkaç şey vaat ediyor: Birincisi, onları kesinlikle, olumlu bir şekilde eğlendireceği vaadi; buna hiç şüphe yok. Ama bence diğer vaadi seyircilerin zekalarına, ilgilerine ve tutkularına hitap edeceği. Hikayeyi sinema yoluyla anlatan bir adam bu. Kendisi gibi çok bilgili bir yapımcı olan Emma'yla birlikte iddialı bir filmin nasıl başarılı olacağını lojistik olarak biliyorlar" diyor.

Filmde Kahraman ile birlikte çalışan Neil karakterini canlandıran Robert Pattinson ise, “Bu daha fazla Chris Nolan filmi olamazdı. Filmlerinin her birinde öylesine özgün bir vizyon var ki. Bu filmi yapmak her yönden olağanüstü bir başarı oldu. Oldukça şaşırtıcı… gerçekten de bu filmle karşılaştırılabilecek hiçbir şey yok" diye ekliyor.

"Tenet" filminin çekimleri, yapımcıları, oyuncu kadrosunu ve çekim ekibini Estonya, İtalya, Hindistan, Danimarka, Norveç, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri'ne götürdü. Nolan, çekimin küresel doğasının hikayeye uygun olduğunu söylüyor: “'Tenet'in uluslararası unsuru çok önemli çünkü tüm dünya için —bir bütün olarak varoluş için— bir tehdidi konu alıyor. Dolayısıyla, filmin gerek ritminin gerek kapsam ve ölçeğin oluşturulması için bu küresel hissin çok önemli olduğunu düşünüyorum".




Uzun süredir aksiyonu kamerayla görüntülemeyi tercih eden —hakiki setleri yeşil ekrana yeğleyen ve görsel efektlerden çok özel efektlere bel bağlayan— yönetmen için mekanlar çok önemli. Bu konuda şunu kaydediyor: “Oyuncuların görüntüleri ve içinde bulundukları durumlar ile filmin —bir binaya çarpan bir uçak ya da çarpık bir zaman mevhumu gibi— daha az olası unsurları arasındaki sınırları bulanıklaştırmayı seviyorum. Fantastik ile karakter tabanı arasında böyle bir ayrım olmadığında, filmde çok daha eşit bir ton elde ettiğinize ve izleyiciyi filmin içine daha fazla alabildiğinize inanıyorum".

Nolan’ın yaklaşımı aynı zamanda oyuncuları da filmin daha çok içine çekti. Sator'un karısı Kat'i canlandıran Elizabeth Debicki bunu doğruluyor: "Neye adım atacağınızı ve neyin içine gireceğinizi gerçekten görebilmek, bir sanatçı için büyük bir nimet. Orada olmanın ne kadar olağanüstü olduğunu fark ettiğim anlar oldu; bunun duygusal anlamda bana muazzam yardımı olduğuna inanıyorum. Etrafınızda titreyen bir şeyin etkisini ya da teknenin altınızda sallandığını hissetmek nasıl yardımcı olmasın? Her ne kadar rol yapmak bizim işimizse de, sözünü ettiğim unsurlar performansın gerçekliğini organik olarak besliyor. Bu, kesinlikle paha biçilemez".

Nolan, "Uzun zamandır film yapıyorum ve artık çalıştığım ortamın çok farkındayım" diyor ve ekliyor: "Bana ilham veren ve yaratıcı seçimlerimi mümkün olan her şekilde etkileyen şey ortam —senaryoyu yazarken, neler olacağını düşünürken, oyuncu seçerken… Her şey izleyicilere verme niyetinde olduğumuz o muazzam deneyim için. Her karar, seyircinin bir sinemada bir araya gelerek filmi büyük ekranda seyretmesi fikrine göre veriliyor. Bu, yaptığımız her seçimi ve yaptığımız her şeyi etkiliyor. "
Thomas ise, "Yapım zordu. Bu tartışma götürmez" diyor ve ekliyor: "Ancak, sektörün kesinlikle en iyileriyle birlikteydik. Hem hikayeyi aktarmada hem de karakterleri hayata geçirmede bize yardımcı olan bu müthiş yetenekler sayesinde çok iyi hissettik".




OYUNCULAR

Nolan başkarakter olan Kahraman rolü için oyuncu seçimi konusunda, “Perdeyi doldurabilecek bir oyuncuya ihtiyacımız vardı. 'Tenet'ı kafamda oluştururken benim için en önemli anlarından biri, Cannes Film Festivali'nde 'BlacKkKlansman'ın dünya galasıydı. Film ayaklarımı yerden kesmekle kalmadı, John David Washington'ı izlerken onun perdede çok belirgin olan doğal karizmasına da çarpıldım. İşte bu bana kendisinin 'Tenet'ın hikayesinin güçlü merkezi olabileceğine dair büyük bir güven verdi" diyor.

Washington ise kendisini "Tenet"a ilk çeken şeyin tek bir isimle özetlenebileceğini söylüyor: "Christopher Nolan. Filmlerinin her birini izledim, bu yüzden ne yapmamı isterse yapıyorum. Kendisi bu üst kavramları bir araya getirme ve bu eşsiz dünyaları inşa etme şekliyle son derece dinamik ve sinematik bir hikaye anlatıcısı. Gördüğünüz şey sizi büyülüyor; gerek aksiyon, gerek zekice gerilim unsurları, gerek müzik… Ama özünde insan bağlantıları ve de Nolan'ın insanın durumunu, arkadaşlık ihtiyacımızı ve yaşadığımız farklı duyguları irdeleme biçimi var. Benim her zaman en önemsediğim şey karakterler oluyor".

Aktör şunu da aktarıyor: “Senaryoyu okuduğumda beni hemen yakalayan şey, Kahraman’ın birçok yönden seyirci olmasıydı. Onun yaptığı yolculuğun aynısını seyirci de yapacak. "

Nolan, “John David muazzam sıcak ve cömert bir insan” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “Ama esas önemli olan konu bir oyuncu olarak neler yapabildiği, çok yönlülüğünün ne olduğu, gücünün ne olduğu ve bir performansa neleri kanalize edebildiği. Bu da nihayetinde senaryonun analizi ve anlaşılmasıyla ilgilidir. John David'in senaryoyu tahlili dolaysız, keskin ve ihtiyacımız olduğunu hissettiğim şeyle çok uyumluydu. Sözünü ettiğim şey, casus kavramına taze bir soluk getirmekti: Tek başına, dünyayı dolaşarak etrafındaki her şeyi ve herkesi yok edecek felaketi önlemeye çalışan bir casus. John David'in bunu başından beri güçlü bir şekilde kavradığını düşünüyorum".

Washington ise, "Karşımızda, yalnızca görev için değil, uğruna savaştığı insanlar için ölmeye istekli bir adam var ve ben bu rolü sevdim" diyor ve ekliyor: "Bence bu, onun ne tür bir insan olduğunu anlatıyor. Hikaye boyunca, ölüme bakış şekli birkaç kez yeniden tanımlanıyor. Sanırım keşfettiği şey, zamanı yöneten bu farklı kurallarla bir şeyleri değiştirebileceği… ve dünyayı yeni bir şekilde kurtarma becerisine sahip olabileceği. Ya da belki ne olacaksa olur. Fakat inanıyorum ki bunu bilince, bir şeyleri nasıl gördüğümüz —kendimizi nasıl gördüğümüz— sonsuza dek değişir".

Kahraman'a görevinde yardımcı olması için bir ortak verilir: Neil. Thomas bu karakteri canlandıran rol arkadaşı Pattinson için şunları söylüyor: “Filme gerçek bir ışık getiriyor ki bu harika. Elbette çalışmalarını yıllarca izlemiş ve beğenmiştik ama son filmleri gözlerimizi bambaşka bir oyuncuya açtı ve ilgimizi daha da yukarı taşıdı. Onun bir rolün içinde kendini yok etmeyi başarışını görmek heyecan vericiydi. Dolayısıyla, bu filmde yer almayı kabul ettiğinde çok sevindik. Tek kelimeyle muhteşem biri".




Neil’in geçmişinin ve önceki bağlantılarının açıklanmıyor oluşunun karakterde özellikle ilgi çekici bulduğu bir yön olduğunu söylüyor Pattinson: “Neil’in John David’in karakteriyle olan ilişkisi hemen dikkatimi çekti: Arkadaş mı yoksa düşman mı? Birine ne zaman güveneceğinize ve ne zaman şüpheci olacağınıza nasıl karar verirsiniz? İçgüdülerinizin güvenilir olup olmadığını nasıl anlarsınız? Bunlar bildiğimiz dünyada karmaşık meselelerdir, fakat bu şeylerin, bilinen gerçekliğin kuralları değiştiğinde ve tersine evirtildiğinde katlanarak daha karmaşık hale gelebileceğini görmek hoşuma gitti. Bilinenler belirli karakterlerden sökülüp alınırken, bazı şeylerin insan tarafı nasıl değişir veya güçlenir? Neil, uzmanlık, deneyim ve içgüdünün birleşimiyle hareket ediyor. Bilebileceğiniz şeylerin bir sınırı var; dolayısıyla, kendinizden daha büyük bir şeye bel bağlamalı ve bir inanç sıçraması yapmalısınız... ve neye inandığınızı veya yaptığınızın doğru mu yanlış mı olduğunu bilmediğinizde inanç sıçraması çok daha ilginç olur. Bu hoşuma gitti".

Büyük bir aksiyon filminde ilk kez bir araya gelen aktörlerin her ikisi için de güven sorunu söz konusu değildi. Pattinson, "JD tek kelimeyle harika" diyor ve ekliyor: "Zorlu bir çekimdi ama kendisi sete her zaman sarsılmaz bir enerji ve pozitiflik getirdi ki bu harikaydı".

Washington ise şunları söylüyor: "Rob'ın çalışma şeklini seviyorum. Çoğu zaman ne yaptığımızı fazla tartışmamıza gerek yoktu; sadece anların olmasına izin verdik. Dürüst olmak gerekirse, senaryoda yazılanın hepsi olduğu gibi oradaydı. Olay, o gün ne tür nüanslar ya da sürprizler olursa olsun, onlara açık olmak, onları sevgiyle kucaklamak, hayata geçirmek ve akışla hareket etmekti".

Kahraman'ın görevinin merkezindeki kişi, Andrei Sator adlı güçlü bir Rus oligarşi üyesidir. Rolü canlandıran Kenneth Branagh, “Elbette bir düşmanınızın olması gerekiyor” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: "Chris'le karakter hakkında konuştuğumuzda, bana bu adamın olabildiğince kötü olduğunu söyledi. Tam olarak kullandığı ifade, ‘İnsanlığın dehşet verici bir parçası’ydı. Öte yandan, Chris'in karakter için yazdıkları ona şiddetli ve travmatik bir kişisel geçmiş veriyor. Dolayısıyla, Sator'a sempati duymuyorsunuz ama belki neden Faustvari bir yanı olduğunu anlayabilirsiniz".
Branagh sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hikayenin katmanlı yapısı, elbette benim bakış açıma göre,  Sator ile başlayan bir muammanın içine hapsolmuş bir yapboz. Sator acımasız bir egomanyak, üstelik bunun gibi bir karakterde bulunabilecek o en tehlikeli özelliğe sahip: Enerjik ve işi bitirici. Kısacası, hepimizin korkması gereken türde biri. Böylesi bir ahlak yoksunluğu; son derece pervasız olabilen, zeki bir varlığın içinde gerçekten dehşet verici. Ayrıca, onun hikayenin merkezinde yer alan risk alma özelliği diğer tüm karakterleri ve dünyamızı riske atan şeyin ta kendisi".




Thomas ise şunları söylüyor: "Bence, şimdiye kadar yaptığı hiçbir şeye benzemeyen bir rol oynamak Ken için heyecan verici bir meydan okumaydı. Demek istediğim şu: Onu daha önce de kötü adamları oynarken görmüştüm ama böylesini —tamamen ürkütücü ve feci bir adam— hiç görmedim. Ancak tüm bunların ötesinde, Ken’in performansının en etkileyici yanı şuydu: Karşınızda tanışma ayrıcalığına sahip olmayı umabileceğiniz, kesinlikle en tatlı ve en çekici bir adam var. Onunla sette güzel bir sohbet ediyorsunuz ve sonra göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede bir canavara dönüştüğüne tanık oluyorsunuz. Kesinlikle inanılmazdı. Üstelik bunu çok inandırıcı bir şekilde yapıyor".

Sator, Kat adında bir kadınla evlidir. Rolü üstlenen Elizabeth Debicki senaryoyu ilk okuduğunda hemen şunu merak ettiğini belirtiyor: “Neden bu kişiyle birlikte? Bu ilişkinin kökü nedir?" Aktris şöyle devam ediyor: "Başından beri, Kat hakkında çok belirgin olan şey, bu kadının hayatta kalmak için kendisiyle ilgili muazzam miktarda şey sakladığı ve her an başını suyun üstünde tutmaya çalışırken feci bir utanç ve kafa karışıklığıyla boğuştuğu duygusuydu. Kendisine sürekli olarak sorduğu soru şuydu: 'Nasıl oldu da kendimi bu duruma soktum? Nasıl bu noktaya geldim?' Oğluna yakın kalmak için tüm yaşadıklarına katlanıp, bu ilişkiden kaçamasa da, Sator ile ilişkisinin tüm sorumluluğunu üstlendiği için kendini hiçbir zaman bu durumun kurbanı olarak görmüyor. İşte bu ikilik, film boyunca yaptığı mücadelenin bir parçası. Bu, karakterin özüne yazılmış son derece zengin ve güçlü bir mücadeleydi".

Thomas, Kat rolünün aslında Debicki için yeniden tasarlandığını dile getiriyor: "Rol aslında daha yaşlı biri olarak yazılmıştı. Fakat Liz’i 'Widows'da görmüş ve o filmdeki performansına kesinlikle vurulmuştum. Chris'ten filmi özellikle onun için izlemesini istedim ve o da kabul etti. Yani Kat, Elizabeth düşünülerek yeniden yazıldı ve o da rolde muhteşemdi".

Aktris ise, “Chris'in senaryoya çok güçlü bir kadın yazdığını hissettim ve gerçekten Kat'in gücü zekası. O çok hızlı ve sezgisel bir müzakereci. İhtiyaç duyduğunda zekasını durumları manipüle etmek için kullanıyor. Bu anlamda feleğin çemberinden geçmiş biri. Bir odaya girer girmez oradakileri okuyabiliyor ve oyunda kendini sizin önünüzde hissetmeyi seviyor. Bu sayede hep hayatta kalmış” diyor ve ekliyor: “Ayrıca, ince bir mizah anlayışı var ki bunu seviyorum. Size bu kadar derin ve ilginç bir senaryo, Kat gibi bir rol ve de Chris Nolan kadar kayda değer biriyle çalışma fırsatı sunulduğunda, teslim olursunuz. Neden olmayasınız ki? Kimse şu konuda Chris'in eline su dökemez: Destansı bir hayatta kalma öyküsü yaratmak ve onun içine inanılmaz derecede insani bir hikaye dokumak. Hayat size yaratıcı anlamda böyle bir hediye sepetini pek sık vermez. İşte benim için bu film böyle bir sepetti".




Aktris bu hediyelerden birinin Branagh ile kamera karşısına geçmek olduğunu söylüyor: "Ken ile çalışmak çok büyük bir ayrıcalıktı. Elbette olağanüstü bir oyuncu ama aynı zamanda nazik, sevimli ve çok komik bir insan. Karakterlerimizle karanlık bazı yerlere gitmemiz gerekiyordu; o yüzden de sahne partnerimin Ken olmasına minnettarım. İkimizin de, bu iki karakter arasındaki ilişkiyi hayata geçirirken perdeye yansıttığımız görüntülerin ciddiyetini anladığımızı hissettim".

Hayranlık karşılıklıydı. Branagh, "Elizabeth birlikte çalışmak bir zevkti" diyor ve ekliyor: “Yaşının ötesinde bir vakara sahip olduğunu söyleyebilirim. Ama aynı zamanda küstah ve oyuncu bir hava da taşıyor. Sağlam bir performans sergiledi".

Usta Hint aktris Dimple Kapadia, Bombay’da yaşayan, Sator hakkında hayati bilgilere sahip olan Priya karakteriyle uluslararası oyuncu kadrosuna katıldı. “Bu filmin bir parçası olduğum için minnettarım; Hollywood'daki Külkedisi ânımdı” diyor aktris ve ekliyor: “Senaryoyu okuduğumda tamamen büyülendim. Bu tam bir Nolan yolculuğu ve bence kesinlikle muhteşem".

Oyuncu Aaron Taylor-Johnson da aynı görüşte: “Chris bilim kurgu evreninde dünyalar yaratıyor, fakat yine de bir şekilde gerçekliğe dayandıkları hissini veriyor. Bu dünyaların hepsi mümkün ve birbirleriyle ilişkilendirilebilir gibi geliyor; ayrıca, içlerindeki karakterlerle her zaman empati kuruyorsunuz".
Filmde, Taylor-Johnson, "Evirtme alanında milis bir uzman ve Kahraman'ın görevinde bir takım lideri" olarak tanımladığı Ives'ı canlandırıyor. "Hazırlık aşamasında askeri danışmanlarla vakit geçirme şansına eriştim. Herhangi bir role yaklaşırken, olabildiğince fazla özgünlüğe sahip olmak istersiniz ve bu araçları bir yönetmenin kullanması için hazır hale getirmek benim işim" diyor aktör.

“Tenet”ın ana oyuncu kadrosunda, ayrıca, Martin Donovan, Fiona Dourif, Yuri Kolokolnikov, Himesh Patel, Clémence Poésy’nin yanı sıra, Thomas'ın kendi nazarlıkları olarak nitelediği efsanevi aktör Michael Caine de yer alıyor. Thomas gülümseyerek, "Bu noktada Michael Caine olmasaydı bu gerçekten bir Chris Nolan filmi olmazdı. Onunla sürekli olarak çalışabildiğimiz için son derece mutlu ve onurluyuz" diyor.




Oyuncuların bir film için antrenman yapması sıradışı olmasa da, "Tenet" için yaptıkları antrenmanların sıradan bir yanı yoktu. Nolan bu konuda şunları söylüyor: "'Tenet'ın ilginç olan yönü, filme dahil olurken kuralları akıl yoluyla öğrenip daha sonra bir şeyleri görselleştirebileceğinizi varsaymanızdı ama meğer durum öyle değilmiş. Her şeyi çizerek planlamamız ve sonra onları kurallara göre sürekli olarak incelememiz gerekiyordu; yani herkes tetikte olmak zorundaydı. İçgüdüsel olarak anlayabileceğiniz bir şey değildi; eğitim ve çalışma gerektiriyordu. Oyuncular ve dublör ekibi açısından bunun anlamı, konseptleri kavramakla kalmayıp, aynı zamanda kendilerini kontrol etmeleri ve yaptıklarının mantığını kontrol etmek için prosedürler geliştirmeleri gerektiğiydi”.

Washington, "Çığır açan bir antrenman programıydı" diyor ve bunu şöyle açıklıyor: "Tekrar, tekrar, tekrar, artık düşünmek zorunda kalmayana, sadece tepki verene kadar tekrar. Vücudumun bunu yapabileceğini biliyordum ama bunun için her gün ama her gün defalarca tekrar yapmam gerekti. Fiziksel talepler ve o savaşçı zihniyetine sahip olma anlamında atletik deneyimimden daha önce hiçbir proje için olmadığı kadar çok faydalandım. Yaptığım şeyin fizikselliği de bana Kahraman'ın kim olduğuna dair birçok bilgi verdi".

Dublör ekibi, oyuncu kadrosunu eğitmekten sorumluydu. Fakat önce kendilerinin hareketlerde ustalaşmaları gerekiyordu. Dublör koordinatörü George Cottle şunu aktarıyor: “Çok fazla deneme yanılma vardı; zor bir süreçti ama aynı zamanda büyüleyiciydi. En çok şey öğrenmesi gereken kişi John David'di ve sahiden de yaptığı işte bundan daha fazla çaba sarf edemezdi. Bağlılığı inanılmazdı ve bence bu, perdeye de yansıyor".

Nolan'ın, Washington’ın fiziksel yeteneklerinden daha fazla etkilenmesi ya da onun bu göreve olan adanmışlığını daha fazla takdir etmesi mümkün değildi. "Sırf bir aksiyon-casus filminin gereklilikleri anlamında bile John David’in rolü son derece fizikseldi. Üzerine bir de evirtme katmanını eklediğinizde, bu ona muazzam bir görev yükledi. Böylesine bir yeteneğe ve enerjiye sahip bir oyuncumuz olmasaydı, kamera çekimiyle yapmanın mümkün olmayacağı şeyler vardı. Bu film hakkında, özellikle John David başta olmak üzere, Rob Pattinson ve Ken Branagh ile ilgili hissettiğim şey şuydu: Kendilerini bu yapımın gerektireceği şeyin ruhuna ne kadar vakfedebileceklerse, o kadar çok şeyi gerçek kamera çekimiyle yapabilecek ve böylece filmin tam dokusuna ve derinliğine erişebilecektik".




ZAMAN DİLİMLERİ

"Tenet"ın ana çekimleri, Nolan ve yapım ekiplerini üç ayrı kıtadaki yedi farklı ülkeye götürdü: Amerika Birleşik Devletleri'nden İngiltere'ye, Doğu Avrupa'daki Estonya'dan İtalya'nın Amalfi Sahili’ne ve Hindistan'dan İskandinav ülkeleri Danimarka ve Norveç'e.

ESTONYA:

Ağır silahlı bir ekibin Kiev'deki opera binasına dalmasıyla, daha en başından "Tenet"ın aksiyonunun fitili ateşlenir. Bu sekans, Estonya'nın eski Sovyetler Birliği'nin bir parçası olduğu dönemde 1980 Moskova Olimpiyatları için inşa edilen, Tallinn şehrinde geniş bir mekan olan Linnahall'da çekildi. Tüm ihtişamına rağmen, Crowley’nin aktardığına göre, "Binaya pek bakmamışlar; yaklaşık 10 yıldır metruk kalmış. Koltuklar berbat bir durumdaydı, tüm halılar gitmişti ve betonda çok fazla hasar vardı. Her yerde grafiti ve kırık camlar görebilirdiniz ve ışıkların hiçbiri çalışmıyordu. Onu hayata döndürmek çok büyük bir işti".
Yapım tasarımcısı şöyle devam ediyor: “Her şeyi temizledik, sahneyi yeniden inşa ettik, betonu cilaladık ve yıllar içinde aşındıkları için dış duvarların bir kısmını yeniden inşa ettik. Kapıları onarmak ve muazzam miktarda camı değiştirmek zorunda kaldık. Mevcut aydınlatmayı düzelttik ve çekimler için kendi ışıklandırmamızı ekledik. Seyircilerin oturma yerleri ve halılarla uğraşmak için çok zaman harcadık. Bunları bizden sonra da orada kalacak. Bizim için önemli olan eski halinin lezzetini alabilmek ve biraz katkıda bulunmaktı; ve bu gerçekten ödüllendiriciydi. Harika bir bina. Umarım Tallinn onu korur".
Şüphesiz, en zorlu sekanslardan biri, Tallinn'in merkezinde işlek bir otoyol olan, arabaların çift yönlü hareket ettiği Laagna Tee'de gerçekleşen incelikli soygundu. İlk adım, sadece otoyolun uzun bir bölümünü kullanma izni almak değil, aynı zamanda onu birkaç haftalık çekim için güvence altına almaktı. Yönetici yapımcı Thomas Hayslip, “Estonya'nın en yoğun nüfuslu bölgelerinden birinin ortasında altı şeritli bir otoyolun sekiz kilometresini kapattık" diyor.

Estonya'daki diğer mekanlar arasında, Oslo serbest limanının lobisi yerine kullanılan, Tallinn'deki Kumu Sanat Müzesi; Tallinn limanını barındıran bir deponun içi; bir demiryolu; ve Kahraman'ın Estonya'ya geldiği liman bulunuyordu.




İTALYA – AMALFİ SAHİLİ:

İtalya'da, birincil "plato" enfes manzaralı Amalfi Sahili açıklarındaki masmavi denizin üzerindeydi: Andrei Sator'a ev sahipliği yapan lüks bir süper yat. "Tenet"ta görülen çok çeşitli teknelerin temininden sorumlu olan deniz koordinatörü Neil Andrea, Planet Nine adlı yatı buldu. Yetmiş üç metreden biraz uzun olan yatın altı güvertesi ve kendi helikopter pisti vardı. "Pist, yapmamız gereken bazı sahneler için çok önemliydi ve yatı sevmemizin temel nedenlerinden biriydi" diyor Crowley ve ekliyor: "Güçlendirilmiş çelik gri gövde aynı zamanda daha endüstriyel görünmesini sağladı ve bu da Sator karakteri için doğru geldi."

Branagh da aynı fikirde olduğunu belirtiyor: “Sator, burayı kendi sarayı, kaçışı, sığınağı olacak şekilde tasarlamış ve inşa etmiş. Bu da size onun dünyaya nasıl tepki verdiğine dair bir ipucu veriyor: Hem saldırgan hem de savunmacı. Teknenin kendisi inanılmaz heykelsi ve yapısaldı. Tüm filmler için sıradan çekim diye bir şey olmadığını söylemek yerinde olur ama bir Chris Nolan filminin her karesinde, her an hikayeye neyin eklenebileceğine dair bir kanaatin söz konusu olduğunu hissedersiniz. Dolayısıyla bu tekne —askeri yapısı, rengi, açısallığıyla— sizi Andrei Sator'un zihnine götürüyor ve hem sinsi hem de tehditkar bir görüntü yansıtıyor".

Yattaki önemli sahneler Vietnam açıklarında geçse de, yapımcılar Planet Nine'ı Güneydoğu Asya'ya götürmenin pratik olmadığını biliyorlardı. Bunun yerine, Amalfi Sahili'nin Vietnam'ın yerine geçmesine karar verdiler. Yapım tasarımcısı Crowley, “İtalyan mimarisine ve coğrafyasına hiçbir benzemeyen bazı uçurumlar ve yakın bölgeler vardı. Bu yüzden orayı Vietnam olarak kullanabiliriz diye düşündük. Plaja küçük bir iskele yaptık ve bazı İtalyan balıkçı teknelerini Vietnam balıkçı teknelerine benzetecek şekilde boyadık. Vietnam'a hoş geldiniz” diyor gülümseyerek.





BİRLEŞİK KRALLIK  – SOUTHAMPTON VE LONDRA:

Planet Nine, kendisinin okyanus evi olarak hizmet verse de, Andrei Sator açık denizlerde heyecan yaşamak için son teknoloji ürünü iki F50 katamaran kullanır. F50'ye kendine özgü profilini veren 24 metre uzunluğundaki yelken, bir uçak kanadına benzer şekilde serttir, etrafındaki rüzgarı bükerek daha fazla güç üretir. F50'ler rekor şekilde saatte 50 knot'tan (60 milden) yüksek hızlara ulaşabilirler. Dolayısıyla, onları kullanmak hem çelik gibi sinir hem de dümen becerisi gerektirir.
Kahraman'ın kendisiyle temasa geçmesinden sonra, Sator onu F50'lerinden birine çıkararak diğerine karşı yarışır. Hem karakter hem de onu oynayan oyuncu için heyecanlı bir yolculuğun tanımıydı bu. Washington, "Bunlar çok acayipti. Adeta uçuyorlardı. 'Şaka mı bu?' diye düşündüm ama çekingen olamazdım, özellikle de Chris ve Hoyte'un bizi görüntülemek için katamaranın ortasına bağlanmış hallerini görünce: Resmen cennetteydiler, yolculuğun her anını seviyorlardı. Çok eğlenceliydi. Yumuşak bir yelkenli gezisiydi!" diyor.
Debicki ekliyor: “Üçümüz yan tarafta asılıyken tekne sudan yukarı kalktığında, daha önce hiç hissetmediğim gibi hissettim. Canlandırıcıydı ama aslında oldukça korkutucuydu da… en azından denizci olarak yetişmemiş insanlar için. Ama bu, bir Nolan filminin armağanlarından biri: Kendinizi başka türlü asla içinde olmayı, yaşamayı ve hatta tanık olmayı düşünemeyeceğiniz şeyleri öğrenirken buluyorsunuz".
Birleşik Krallık'ta kullanılan mekanlar arasında Kahraman'ın Kat ile ilk karşılaştığı, Londra'daki Shipley'nin Müzayede Evi; Sator ve Kat’ın oğlunun gittiği özel bir okul; ve Kahraman'ın Michael Caine’in karakteri Michael Crosby ile buluştuğu bir özel kulüp bulunuyordu.




HİNDİSTAN - BOMBAY:

Yapımcılar, oyuncular ve çekim ekibi Hindistan'ın Bombay kentine muson sezonunun bitimine doğru gittiler: Bazen çok şiddetli yağan yağmur, bir kez daha çekimlerde dış öğelerin söz sahibi olması demekti. Hayslip bunu şöyle örneklendiriyor: "Samimi söylüyorum, çekime hazırlanırken güneş ihtiyacımız olan konumda oluyordu ve Chris, 'Tamam çocuklar, hadi başlamaya hazırlanalım' diyordu. Ama o sırada bir de bakıyorduk ki devasa bir bulut bize doğru geliyor. Bunun üzerine, her şeyi örtüp sağanak yağmurda orada duruyorduk. Ama bulut gider gitmez, sırılsıklam vaziyette çekime geri dönüyorduk".

Gece çekiminde, hava durumuna rağmen kendi içinde karmaşık olan bir dublör sahnesi görüntülendi. Kahraman ve Neil'ın, önemli bir temas yapmak üzere 20'den fazla katlı bir binanın sıkı korunan çatı katına erişmesi gerekmektedir. Ama içeri girmenin tek yolu dışarıdandır. Cottle şöyle hatırlıyor: "Farklı seçeneklere bakıyorduk ve ben, 'Onları binanın yan tarafından çıkarsak nasıl olur?' dedim. Chris bunu bir üst seviyeye taşıdı ve, 'Onlara tersten bungee yaptırsak nasıl olur?' diye sordu. "Neden olmasın?" dedim. Ama daha önce de belirttiğim gibi, Chris ile hile olmayacağını biliyordum. Bu dublörlük sahnenin hazırlanması için çok fazla planlama yapıldı çünkü bunu sahiden gerçekleştirmemiz gerekiyordu ve her zaman olduğu gibi en büyük önceliğimiz güvenlikti".

Memleketi Bombay'da çekim yapmanın inceliklerini çok iyi bilen Dimple Kapadia, "Hiç bu tür bir çekim deneyimi yaşamadım. Hindistan'a gelmek ve her şeyi böylesine büyük bir yapımda bir araya getirmek kesinlikle harikaydı. Her şey o kadar organize ve o kadar güzel yapıldı ki, işler saat gibi tıkır tıkır işledi. Chris ve ekibinin orada başardığı şey karşısında herkesin ağzı açık kaldı".

İSKANDİNAVYA – DANİMARKA VE OSLO-NORVEÇ:

"Tenet"ın başlarında, Kahraman, bir sonraki hamlesi için eğitilmek üzere, geniş bir açık alandaki deniz rüzgar çiftliğinde, yüksek bir rüzgar türbininde izole edilmiştir… burada o görevin ne olduğunu öğrenmeyi beklemektedir. Burasının gerek iç gerek dış mekan çekimleri Danimarka açıklarında Baltık Denizi'ndeki bir rüzgar çiftliğinde, gerçek bir türbinde gerçekleştirildi.
Havanın lojistik üzerinde etkili olmaya devam ettiği deniz çekimleri büyük bir buz kırıcı gemideki sahneleri de içeriyordu. Neil Andrea, "Dünyanın bu bölümünde çekim yaparken yaşadığımız en büyük sorunlardan biri hava durumuydu" diyor ve ekliyor: “Bir rüzgar çiftliğindeydik, yani zor olacağını biliyorduk. Zaman zaman 40 knot üzeri rüzgarlar ve 2-3 metrelik dalgalar oldu. Ancak, 'Dunkirk'teki deneyimimizden öğrendiklerimize dayanarak bununla nasıl başa çıkacağımızı biliyorduk".
Yapım ekibi, ayrıca, bir günlüğüne Norveç'in Oslo kentinde de çekim yaptı. Kahraman ile Neil'in Oslo Opera Binası'nın çatısında buluştuğu sahne ve bir uçak düşürme “senaryolarını" şehrin sokaklarından birinde  tartıştıkları diğer bir sahne Oslo'da çekildi.




AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ – GÜNEY KALİFORNİA

Son derece dramatik olan uçak kazası aslen Oslo'da geçse de, çekimi Mojave Çölü'nün güneybatı sınırında bulunan California-Victorville havaalanında gerçekleştirildi. Nolan en patlayıcı aksiyon sekanslarını bile kamerayla çekme arzusuna rağmen, ilk başta, bu belirli sahneyi minyatürler ve görsel efektler kullanarak görüntüleme niyetindeydi. Anlaşılacağı üzere, gerçek bir uçağı düşürmenin birkaç yönden sakıncaları olabileceğini varsaymıştı. Fakat Thomas şunu söylüyor: "Rakamları incelediğimizde, [şaşırtıcı bir şekilde] ıskartaya çıkmış bir uçak satın almanın bir minyatür ve uçağın içi için tam boyutlu bir set inşa etmekten daha uygun maliyetli olduğu ortaya çıktı".
Nolan, Crowley ve Hayslip, hurdaya çıkarılan eski yolcu uçaklarının depolandığı Victorville'deki havaalanına gittiler. Nolan'ın karar verdiği uçak bir 747 jumbo jetti... ama ironik bir şekilde, uçağı düşürmeden önce onu eski haline getirmek zorunda kaldılar. Scott Fisher bunu şöyle açıklıyor: “Bir uçak hizmet dışı bırakıldığında, frenleri ve diğer parçaları çıkarılır. Bu yüzden asıl odak noktamız önce frenleri değiştirmekti çünkü onu durdurabilmek en önemli şeydi. Ayrıca uçağa nasıl yön vereceğimize, çekici aracımızın ne olacağına karar vermemiz ve her şeyin olması gerektiği gibi çalıştığından emin olmamız gerekiyordu".

Uçak, tekerlek boşluğuna yakın bir bölmedeki bir sürücü tarafından yönlendirildi. Fisher, "Kokpitte herhangi birinin bulunması fikrini aklımızdan bile geçirmedik. Herkesi çarpma alanından olabildiğince uzakta ve pirotekniklerin karşı tarafında tutmayı öngördük" diyor.
Oslo Havalimanı terminalinin yerine Los Angeles Uluslararası Havalimanı'ndaki bir terminal kullanıldı.

“Tenet”ın en labirentvari sahnesi Rusya'da terk edilmiş bir şehirde geçiyor. Buranın çekimleri üç ayrı mekanda gerçekleştirildi. Dış çekimler İndio yakınlarındaki, hayalet çöl  kasabası Eagle Mountain'da artık kullanılmayan bir demir cevheri madeninin dışında yapıldı. Nathan Crowley, “Bitki örtüsü olmayan, çorak, Sibirya'yı andıran bir arazide yıkılmış binalar istedik. Eagle Mountain, eski apartmanlara dönüşebileceğimizi fark ettiğimiz bir sürü yapı barındırıyordu".
Eagle Mountain sekansının bazı iç mekanları, Warner Bros.'un en çok, devasa tankı ile tanınan Plato 16'sında çekildi. Crowley, "Plato 16 bize ihtiyacımız olan yüksekliği verdi, çünkü tank, zemin seviyesinin 6 metre altından inşaat yapmanıza elverişli" diyor ve ekliyor: “Bu seti başka bir platoda inşa etmemizin yolu yoktu. Dikey olarak, açık ara en iyisiydi".
Üçüncü mekan, Hawthorne şehrindeki eski, kapatılmış bir alışveriş merkeziydi. Yapım ekibi buraya devasa bir turnike inşa etti. "Endüstriyel, sağlam, beton bir turnikesi olan bir yer altı girişi inşa ettik. Amacımız kullandığımız brütalist mimari temayı sürdürmekti” diyor Crowley.


Yönetmen

ZAMAN TUTMAK

“Tenet”ın son yaratıcı parçası, filmin Ludwig Göransson tarafından bestelenen müziğiydi. Besteci, yönetmenle daha önce hiç çalışmamış olmasına rağmen, “Chris'in filme yaklaşma ve deneyimleme biçimim üzerinde muazzam bir etkisi oldu. Kendisiyle müziğe ilişkin vizyonu hakkında konuşurken, müzikal bilgisinin derinliği ve 'Tenet'ta müzikte sınırları zorlama dürtüsü karşısında şaşkına döndüm. Chris çekime gittiğinde, tüm dünyayı dolaşırken dinlemesi için iki saatlik müzik yazıp vermiştim. Dünyanın neresinde olursa olsun hangi sesin hangi karaktere ait olduğu veya o gün çektiği bir sahneyle müziğin nasıl farklı etkileşime girebileceği hakkında fikirlerle bana notlar yazdı" diyor.
Emma Thomas ise şunu söylüyor: “Müzik her zaman her filmin çok önemli bir parçasıdır, ama özellikle Chris'in filmlerinde müzik neredeyse bir karakter oluyor. Ludwig, skora bir tazelik ve farklı bir enerji getirdi. Muhteşemdi ve onunla çalışmayı kesinlikle sevdik".

"Tenet"ın tamamlanmasının ardından Thomas şunları dile getiriyor: "İzleyiciler için en çok istediğim şey, bu hikaye ile başka bir yere ışınlanmaları, bir kaçış deneyimi yaşamaları. Son birkaç aydır, hepimiz başka bir dünyaya doğru bu tür bir evirtme deneyimini özlüyoruz ve insanların bundan yeniden keyif alması fikri beni heyecanlandırıyor. Filmimiz, bunu gerçekten iyi yapan bir film. Koltuğunuza oturuyorsunuz ve film yakanıza yapışıp son jeneriği bitene kadar bırakmıyor".

Nolan ise sözlerini şöyle noktalıyor: "'Tenet'la başarmayı umduğum şey, aksiyon sinemasına, özellikle de casus türünü yeniden yaklaşmaları ve onu yeniden deneyimlemeleri için izleyicilere bir neden vermek. Onlara farklı bir bakış açısı sunmak istiyorum ki çocukken bu tür filmleri izlerken benim tattığım heyecan hissini yaşasınlar. Aksiyon sekanslarında o bilinmezlik duygusunu tekrar aşılayan yeni bir deneyim sunmaya çalışıyoruz. Gerçekten de, insanlara daha önce yaşadıklarına hiç benzemeyen bir serüven yaşatmak istiyoruz".





Filmin mmknmrtb notu:   7,5   /10