4.05.2019

High Life


7 numaralı uzay gemisinde bir bebekle birlikte yalnız yaşıyor Monte.
Gemi, bir kara deliğe doğru yol alıyor; uzay-zamanın büküldüğü bir noktaya.

Robert Pattinson, Juliette Binoche, Mia Goth’lu oyuncu kadrosuyla High Life, Toronto’da prömiyerini yaptı.

Çektiği bu ilk bilimkurguda Claire Denis, tüm oyuncularına çekimlerin yapıldığı Köln’deki Avrupa Uzay Ajansı’nda astronot eğitimi aldırdı.

Tabii ki yine Denis’nin tüm filmlerinde olduğu gibi Tindersticks’ın has elemanı Stuart A. Staples, müzikleri ve ses tasarımını üstleniyor.

Claire Denis’nin sözleriyle High Life, “yalnızca arzulardan ve vücut sıvılarından bahsediyor. (..) Umutsuzluk ve insanın hassasiyeti hakkında bir film bu; her şeye karşın sevgi hakkında.”




High Life, 3 Mayıs'ta gösterime girdi..

Yönetmen: Claire Denis
Oyuncular: Robert Pattinson, Juliette Binoche, André Benjamin
Ülke: Almanya, Fransa, Birleşik Krallık, Polonya, ABD
Dağıtım: Başka Sinema Dağıtım
Yapım: Laurence Clerc, Oliver Dungey, Christoph Friedel

(18 yaş ve üzeri izleyici kitlesi içindir. Cinsellik, şiddet ve olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlar içerir.)





İnsan popülasyonun -o da belki- milyonda birini oluşturan, üst düzey eğitimli, uygar, aydın ve elit bir bilimsel grubun değil de; geriye kalan büyük çoğunlukta yer alıp, ağır suçlar işleyerek hapse düşmüş insanlardan oluşan bir grubun uzaya gönderilerek, nihai hedef olan en yakın bir 'karadelik'e doğru 'varoluşun umutsuz karanlığında' süren yolculuğuna dair, içgüdüsel ve provokatif tavırlı, bilimkurgusal bir drama..




Eylemleri sonucu, dünyada 'özgürce' yaşama hakları, hatta yaşamları tamamen ellerinden alınmış bir grup 'suçlu' insanın, hayatta kalma sürelerini -bir uzay gemisinde de olsa- uzatan bilimsel ve 'ahlâksız' bu teklife gönüllü olmaları kaçınılmazdır..

İlginç olduğu kadar anlamlı, muhtelif okumalara da kapı açabilecek özellikte bu 'kök öykü'yü, 'lineer' olmayan bir anlatım biçemiyle ve oldukça başarılı bir işçilikle geliştiren yönetmen Claire Denis'nin; sırf, ezelden beridir sürdürülen, teknoloji ve bilim katkılı 'suni saygınlık' pompalamasıyla sterilleştirilerek insan doğasından uzaklaştırılan -özellikle uzayla ilgili- bilim kurguyu, en 'doğal' hâliyle sunmaya çalışması bile, övgüye değer..




'İnsanca yaşayamadığınız dünyanın, üzerinde yürürken görmeden basıp geçtiğiniz o kara toprağın kıymetini bilin' mesajıyla düşündürten; dünyada iken, eşini ve çocuklarını vahşice öldürmüş bir doktorun, yapay işlemlerle, uzay gemisinde bebek oluşturma çabasıyla şaşırtan; cinsellikle ilgili 'cesur' sahnelerle, bunun yemek içmek kadar doğal eylemlerden biri olduğunu vurgulamasıyla da özel takdirimi kazanan filmin -son tahlilde- insanlığa mesajı şudur: Elit de olsan seri katil de, metroyla şehir turu yapsan ya da uzayda ışık hızıyla yol alsan da, maddi ve manevi tüm defolarınla birlikte var olmaya ve nihayet de yok olmaya mahkûmsun!.

8   /10