14.04.2019

Instant Family / Şipşak Aile


Pete (Mark Wahlberg) ve Ellie (Rose Byrne) bir aile kurmaya karar verdiklerinde evlat edinme dünyasına adım atarlar.

Aralarında 15 yaşında asi bir kızın da (Isabela Moner), bulunduğu üç kardeşle tanıştıklarında, kendilerini hiç çocukları yokken bir gecede üç çocuklu bir aile olarak bulurlar.

Şimdi Pete ve Ellie'nin aile olma umuduyla, komik bir şekilde şipşak ebeveynliği öğrenmeye çalışmaları gerekmektedir.

Instant Family / Şipşak Aile, yazar/yönetmen/yapımcı Sean Anders'ın hayatındaki gerçek olaylardan esinlenmiştir.

Filmde ayrıca Octavia Spencer, Tig Notaro ile Margo Martindale, Julie Hagerty ve Michael O’Keefe rol alıyor.

Anders, Şipşak Aile’yi yazmaya ortak yazar/yapımcı John Morris ile birlikte Babalar Savaşıyor ve Babalar Savaşıyor 2 filmleri arasında yazmaya başlamış.
İkili, o iki filmde gişe rekortmeni kahkahalarla birlikte modern, karma bir ailenin farklılıklarını da sergilemişler.
Şipşak Aile’de Anders, karma ailenin olasılıklarını zorluyor ve başrol oyuncusu Ellie’nin deyişiyle “bir sonraki bela”ya taşıyor.

Dokunaklı olduğu kadar komik, samimi olduğu kadar özgün olan Şipşak Aile filmi, bir ailenin her yerden gelebileceği fikrini övüyor.
Şükran Günü’yle açılan Şipşak Aile, tıpkı çocuklar gibi insanı güldüren, duygulandıran, şaşırtan, gözlerini yaşartan, etkileyen ve yanınıza taşınarak sizinle yaşayan bir komedi.




BANA SEVGİNDEN BİRAZ VER

Evlat edinme bir film için önemli bir konu olsa da Anders, neşeli yönlerini vurgulamaktan çekinmemiş çünkü bu kendisinin anlatmak istediği kişisel bir hikaye. Anders ve karısı, üç biyolojik kardeşi evlat edinmek konusunda hayatlarını değiştiren bir karar verdiklerinde “yaşanan olaylardan birçoğu hem komik hem de sinir bozucu olabiliyor. Çocukları evinize getirdiğinizde, bir anda onların sizin çocuklarınıza dönüştükleri bir durumun içine giriyorsunuz. Onları hiç tanımıyorsunuz ve onlar da sizi tanımıyorlar. Tam bir karakter komedisi gibi.”

Şöyle devam ediyor; “John Morris (ortak yazar/yapımcı) ile birlikte bu konuda, insanların izlemekten korkmayacağı, yürek burkmayan bir komedi yazmanın ne kadar güzel olacağını düşündüm. Öyle bir film yapabilirdik çünkü benim gerçek hayat deneyimim de komik, samimi ve üzücüydü. Umarım bu film çocukların aileler ve evler bulmalarına yardım eder.”
Anders şöyle anlatıyor; “evlat edindikten yıllar sonra John ve ben hikayelerini yazmaya karar verdik. Benim geri dönüp sosyal hizmetler görevlimle konuştum ve başka ailelerle ve çocuklarla tanıştım. Filmdeki komedi, benim ve hikayelerini ve yaşadıklarını paylaşan başka insanların başına birçok olay geldiği için oluştu.”

Andes’ın üç filmde rol almış olan Mark Wahlberg, Sean’ın kişisel deneyiminin filmi etkileyeceğini düşünüyor. “Bence filme duygusal bir destek veriyor ve sadece dürüstlüğü ve özgünlüğü bile son derece duygusal ve özel kılıyor. Herkesin bağ kurabileceği bir konu. Bence insanların iyi hissetme ihtiyacı duyduğu bir dönemde çok iyi hissettiren bir film olacak.”
Anders şunları söylüyor; “Size yalan söylemeyeceğim. Ben mutlu sonları severim. Beni “Düşler Tarlası”nın karşısına koyarsanız dağılırım. Öyle biriyim. Çok sıcak ve insanlara iyi hissettirebilen ama insanları daha karanlık yerlere de götüren bir film yapmak dürüstlüktür. Sahte ya da uydurmaca değildir. Çünkü ben benimkinden ya da filmdeki karakterlerden çok daha zor süreçler yaşayan ebeveynlerle tanıştım. Tek ortak yönleri her birinin başka türlüsünü istemediklerini söylemeleriydi. Bunun kesinlikle bir komedi ve yürekleri ısıtan bir film olacağını düşünmemin bir nedeni de buydu.”




John Morris, senaryoda Anders’la birlikte çalışmaktan keyif almış. “Sean’ın hayatlarından birçoğunu komedi amaçlı kullandık. Çünkü onun çocukları çok harikaydı. Biraz renk katmak için de bir ergeni ekledik. Evlatlık hizmetlerinden gelen Maraide Green adındaki bir kadından esinlendik. Onun hikayesinin bir kısmını hikayeye ekledik. Bize ilham ve fikirler verdi. Onu Los Angeles’tan çekim yaptığımı Atlanta’ya getirdik ve filmde danışmanımız oldu. Muhteşem biri.”

Anders ve Morris, Maraide’e senaryolarının bir kopyasını vererek fikirlerini almışlar. Anders şunları söylüyor; “Bize çok iyi notlar verdi ve biraz daha samimi olması için yardım etti. Bazı durumlarda acımasızca dürüst olması için.” Yaptıkları eklemelerden bazıları doğrudan Mariede’in gerçek hayatından alınmış.
Mariade Green şöyle anlatıyor; “Evlat edinildiğimde 13 yaşındaydım. Ondan önce sisteme girip çıkmıştım. Önce 8 yaşındayken uyuşturucu kullandığı ve istismarcı erkek arkadaşları nedeniyle annemden alındım. Grup evlerinde ve evlatlık olarak bazı evlerde yaşadım. Sonra tekrar onun yanına taşındım. Bir süre için her şey güzeldi ama sonra tekrar uyuşturucuya başladı. Ben de sisteme döndüm ve evlatlık olarak birkaç aileyle yaşadım. Bir tanesinde bir süre yaşadım ve evlat edinileceğimi sandım ama sonuç başarısız oldu ve başka bir eve gönderildim. Neyse ki onlar beni evlat edindi. Böylece 4 yeni kardeş ve ebeveynlerimi kazandım, bu çok güzel. Şimdi 20 yaşındayım ve hayalim olan California Üniversitesi’ne gidiyorum.”

Maraide şöyle hatırlıyor; “Sean’la tanıştıktan sonra bana senaryoyu gönderdi. Çok güzeldi. Ben de bu asla olmaz, bu mantıksız diye yazdığım birkaç notla birlikte kendisine geri gönderdim. Çok dürüst olması hoşuma gitti. Sistemde yer aldıysanız ve bu filmi izlerseniz gerçekten bağ kuracaksınız çünkü filmi çok gerçekçi yaptı.”
Şöyle devam ediyor; “Bu film, evlatlık çocukların hikayesini yoğun bir dram olmadan anlattığı için heyecanlıydım. En sevdiğim yanı bu çünkü gülebiliyorsunuz.”
Maraide, evlatlık sistemindeki çocukların algısını değiştirebileceğini umut ediyor. “Evlatlık çocuklar, bu sorunları olan hayatı kaymış ya da deli çocuklar değiller.  Sadece çocuklar. Bazı zor olaylar yaşamışlar ama yine de değerliler. Yine de başarabilirler ve onları severseniz muhteşem şeyler yapabilirler.”

Anders ie Morris’in filmi yazarken yaptıkları araştırmalar ve esinlenmelerden bir kısmı Sean ile karısının üç çocuk evlat edindikleri Kinship Merkezi’ndeki sosyal hizmetli Allison Maxon’dan gelmiş. Morris şöyle anlatıyor; “Allison bizi evlat edinme sisteminden evlat edinen ebeveynlerle tanıştırdı. İki tarafından hikayelerini istedik. Bu yüzden hem evlat edinen ebeveynlerle hem de evlatlık sistemindeki çocuklarla konuştuk.”

Maxon şöyle ekliyor: “Pete ve Ellie’nin filmde yaşadıkları gerçek hayatta ailelerimizin yaşadığı iniş çıkışlar. Filmde çocuklarımızın etrafında olan gerçek olayların yer aldığı bölümler var. Sean de bunu senaryoda yakalamayı başardı. Dışarıdan bir gözle yazmadı. Kendi deneyimine dayanarak yazdı. İçinde mizah da var. Evlat edinmede her zaman mizah olmaz.”
Yapımcı Marc Evans şunları söylüyor; “Bence bağ gerçekten önemli. Bence en iyi yönetmenler genellikle aynı filmi tekrar tekrar yaparlar. Sean ve John’un filmleri her zaman bir açıdan aileyle ilgili oldu. Babalar Savaşıyor ve devam filmi de öyleydi. Sean da bunun gibi deneyimler yaşamış. Aile, çocukların iki ebeveyninin de hala aynı evde olduğu kusursuz bir çekirdek aile olabilir. Ya da aile bu filmi birlikte yapan bir grup arkadaş olabilir. Ya da aile evlatlık sisteminden bir çocuk evlat edinmiş ve onları ailelerinin bir parçası yapmış bir çift olabilir.”




BİRİ KAPIYI ÇALIYOR

Şipşak Aile, Pete ve Ellie Wagner’ın (Mark Wahlberg, Rose Byrne) terk edilmiş bir evi gezmesiyle başlıyor. Evli bir çiftler, birlikte ev alıp sattıkları bir işleri var ve işlerini çok seviyorlar. Terk edilmiş evlerin iyi özelliklerini ve olasılıklarını görüyorlar ve rüya evlere dönüştürüyorlar. Ellie, çok iyi bir okul bölgesinde 5 odalı bir enkaz bulmuş ve yeni bir aile kuran kız kardeşi için yenilemek istiyor. Ellie’nin kız kardeşi aynı hayal gücüne sahip değil ve çirkin ev onu ve kocasını kaçırıyor. Ellie ve Pete’le romantik geceler ve golf oynamayı içeren mükemmele yakın hayatıyla rekabet ederek Ellie’ye “Bu ev o kadar güzelse neden siz almıyorsunuz?” diyor. Kocası da “Beş yatak odası ve çocuk parkıyla ne yapacaklar ki? Hiç çocukları olmayacağı ortada.” diyerek biraz daha gaz veriyor.
“Hiç çocukları olmayacak” sözlerinin yüksek sesle söylenmesi Ellie’yi sinirlendirir ve bir yanıt vermesi için Pete’e döner. “Hazır hissetmek” için kariyerinde fazla zaman kaybetmiş ve karşılığında treni kaçırmış mıdır?

Şipşak Aile, evlatlık edinme seçeneklerini araştıran Ellie ve Paul Wagner’ı ve bu süreçte tanışıp çok sevdikleri, 11 yaşından beri evlatlık sisteminde oradan oraya savrulmuş olan, 15 yaşındaki zorlu ergen Lizzy'yi (Isabela Moner) konu alıyor. Lizzy’nin Ellie ile Pete’in, müstakbel ebeveynleri (genelde küçük) çocuklarla tanıştırmak amacıyla düzenlenen tuhaf bir sosyal buluşma olan evlatlık hizmetleri pikniğinde kenarda takılan büyük çocuklarla konuşmaya gidip gitmemek konusunda tartışmalarını gördüğünde tanışıyorlar. Genç kız tarafından eleştirilen ve kovulan Pete ile Ellie onu düşünmeden edemezler.

Ellie ve Pete sosyal hizmetler görevlileriyle (Octavia Spencer, Tig Notaro) buluşur ve Lizzy’nin iyi bir öğrenci olduğunu ama evlatlık hizmetine direndiğini öğrenirler. Lizzy’nin bizzat bakmak istediği Juan (Gustavo Quiroz) ve Lita (Julianna Gamiz) adlarındaki iki kardeşiyle birlikte geldiğini öğrenince şaşırırlar. Lizzy ve kardeşleri çok sayıda mahkemeye çıkmış, evlatlık hizmetleri sisteminde birçok yer değiştirmiş, hayatlarını bir çantada bir evden diğerine taşımışlar. Küçükler her duruşmada verilen dolgu ayıcıkları topluyorlar. Lizzy ise asi, şüpheci, inatçı, bazen manipülatif ve her zaman bir yetişkine güvenmeyi reddediyor. Ama Ellie’nin de belirttiği gibi “onu kim suçlayabilir ki?” Erkek kardeşi Juan hassas, sakar, biraz duygusal, sürekli özür dileyen, başka bir evlatlık hizmeti evine gönderileceğinden korkan biri. Lita, en küçükleri ve yabani, krizleri olan, gürültücü bir kız. Sadece patates cipsi yiyor ve istediği olmazsa tatlı bir kızken bir şeytana dönüşebiliyor.




Pete ve Ellie bocalıyorlar. Pete, Ellie’ye şöyle diyor; “Dürüst olacağım. Çocuklarımızla tanıştığımızda kozmik bir bağ kuracağımızı düşünmüştüm. Bu işte bir yıllık karar verme süremiz yok. Evet dersek bu hafta evimizde olacaklar.”
Onları cesaretlendiren ise ilk evlat edinme hizmetleri destek grupları oluyor. Bir üniversite öğrencisi olan, ilham verici bir konuşmacı Brenda’nın kendisini evlat edinen iki ebeveyniyle hayatının nasıl değiştiğini dinliyorlar.
Brenda: “Bir evden diğerine gönderilirken 14 yaşındaydım. Kimse birkaç yıl içinde büyüyecek olan bir ergeni istemez. Evlatlık sisteminde yaşı dolan çocukların yarısından fazlası iki yıl içinde evsiz, madde bağımlısı, hapse düşmüş ya da ölmüş oluyor. Ben de öyle olacaktım. Ailen olmadan yetişkin hayatına başlamaya çalışacaktım. Tatillerde gidecek bir evim ya da ilk sevgilim terk ettiğinde ağlayacak kimsem olmayacaktı. Sonra o iki özel insan geldi ve ben onların işini hiç kolaylaştırmadım. Ama onları ne kadar zorlasam da öğle yemeği poşetimle birlikte okul yolculuğumda her zaman yanımdaydılar.”

Ellie, Pete’e şöyle diyor: “Şimdi yeterince özel olduğumuzu düşünüyor musun?” Pete, Ellie’ye Brenda’nın ebeveynlerini işaret ederek şöyle diyor; “Söylediklerini duydun mu? Hayatımda duyduğum en muhteşem şeydi. Biz de bunu yaparız. Bir şeylerin içindeki potansiyeli bulup onları tamir ederiz. Tıpkı onların yaptığı gibi.”
Pete şunları söylüyor; “Bakıma ihtiyacı olan bir çocuk buluyorlar. Bir kat boya atıyorlar ve duygusal alçı tavanındaki pürüzleri kazıyorlar ve sevgi ya da özgüven formunda mutfak tezgahları takıyorlar. Bence biz bu iş için mükemmeliz. Heyecanlı mısın? Heyecanlı gibi değilsin. Ellie şunları söylüyor: “Bence her şey şimdikinden daha kolay olacak.” Pete şöyle diyor; “Bunun gibi hayat değiştiren önemli bir anda heyecanlı olman gerek. Çılgınca bir şey yapmak üzereyiz.”

Pete ve Ellie, kusursuza yakın hayatlarının anahtarını çeviriyorlar, kapıyı açıp eksik parçaları içeri alıyorlar; Juan, Lita ve Lizzy’yi. Beşi birden kapıdan içeri girerken sevimli köpekleri Köfte, hole gelerek yeni, şipşak aileyi karşılıyor.
Anders, bu duyguyu şöyle anlatıyor; “Başta başkasının çocuklarına bakıcılık yapıyormuşsun gibi geliyor. Ama öyle değil. Gitmeyecekler. Ve her gün hiç düşünmediğin kurallar oluyor. İnsanı buna hazırlayacak kurslar yok. Filmin adı da bu yüzden Şipşak Aile.”

Anders, kendisini ve karısını evlat edinmek gibi hayatı değiştiren bir kararı vermeye iten şeyin ne olduğunu ve deneyimlerini anlatıyor; “Her yönden beklentilerimizden farklıydı. Yolculuğumuz tıpkı filmdeki karakterlerinki gibi başladı. Karım ve ben çocuk isteyip istemediğimizi konuşuyorduk. Bu konuşmayı yıllardır yapıyorduk ve bir noktada ben çocuk sahibi olmak için biraz yaşlanıyorum. Top atamayan yaşlı bir baba olmak istemiyorum, dedim.”
Karıma şaka olarak “Neden 5 yaşında bir çocuk evlat edinmiyoruz. O zaman sanki 5 yıl önce çocuk sahibi olmuşuz gibi olacak.” Dedim. Karım da” Bunu gerçekten düşüneceğim.” Dedi. Ben “Şaka yapıyordum.” Dedim. Ama sohbet yine de bir şekilde oradan gelişti.
“Karımla katıldığımız evlat edinme pikniği hayatımda yaşadığım en inanılmaz olaylardan biriydi. Bu duruma nasıl gireceğinizi bilmiyorsunuz. Tanımadığımız çocukların yanına gidip onlarla konuşmamalıyız!” Bu tür organizasyonları yapmaları bile çok garip. Çok rahatsız ediciydi ama aynı zamanda bizim için çok iyi oldu çünkü etrafa bakıp çocukları görebildiğimiz ilk anlardan biriydi.”

Anders, senaryoyu ilk yazmaya başladığı zaman için şunları söylüyor; “İlk birkaç taslakta ailemi resmediyordum. Ama başka ailelerin ve sosyal hizmetler görevlilerinin hikayelerini eklemeye başladığımızda farklı insanların deneyimlerini birleştirmeye başladık. Karakterler ailemin kopyaları olmak yerine ailemden ilham alır olmaya başladılar.”




BUNU BİRLİKTE İNŞA EDEBİLİRİZ

Anders, Şipşak Aile filminin geçmişteki filmlerinden biraz farklı olduğunu itiraf ediyor ve bu filmde hassas sorunlar ve bazı zorlu konular olduğunu söylüyor. “Bence hassas konuları, onlar hakkında dürüst olarak ele alıyoruz. Bu da zor olabiliyor çünkü bu konulardan bazıları sert, üzücü ve çirkin ama hepsi gerçek.”
“Ön araştırma yapmak için hiç düşünmeden evlat edinme sınıflarına giderek ailelerle ve çocuklarla tanışıyordum. Ve bunları senaryo araştırması için yapmıyordum.”

Anders’ın üç filminde rol alan Mark Wahlberg şunları söylüyor; “Söz konusu bir şeyleri mizahla anlatmak ve izleyicilere duygusal anlamda aktarmak olduğunda Sean muhteşemdir. Sean’ın evine üç çocuk getirdiğini ve kendi ailesini kurduğunu bilmek başkalarına da aynı konuda cesaret verdi. Bence izleyiciler için çok tatmin edici olacak. Umarım insanlara da evlatlık hizmetlerinden çocuk almaları ve onlara bir yuva vermeleri konusunda da ilham verecektir.”

Rose Byrne, kendisini filme çeken şeyi ve rolüyle nasıl uzlaştığını anlatıyor; “Dürüst olmak gerekirse yarı otobiyografi olmasaydı yapar mıydım bilmiyorum. Çünkü bu aksi takdirde olmayacak bir özgünlük, hassasiyet ve yakınlık veriyor. Bu hassas bir konu ve özgün bir şekilde anlatmak istiyorsunuz. Bu yüzden başta Sean’ın olması çok önemliydi.”
Şöyle devam ediyor; “Sean bunu her zaman bir aile filmi yapmayı, erişilebilir ve eğlenceli kılmayı ve çok kişi tarafından izlenmesini istedi. Bir oyuncu olarak bu, hikayeyi hayata geçirirken daha iyi bir iş sergilemek istemenize neden oluyor. Çünkü Sean’ın bu filmin insanları evlat edinme hizmetlerinden çocuk almaya motive etmesini istediğini biliyorsunuz. Gerçekten iyi bir şey yapmaya çalışıyor.”

Byrne, karakterini anlatıyor; “Ellie’de sevdiğim aynı zamanda hem hassas hem de güçlü olması. Ayrıca durum konusunda çok korkmaya, çocukları severken bir yandan da sevmemenin getirdiği iniş çıkışları yaşamaya da istekli olması. Hata yaptıklarını düşünmesi. Ayrıca Ellie’nin Lizzie’yle ilişkisini de seviyorum çünkü aralarında bana göre bir tür aşk hikayesi var. Bir ilişkiyi anlatıyor ve her anne-kız için çok zor bir ilişki.”
Byrne şunları söylüyor; “Sean’la bu konuyu çok konuştum çünkü onun hikayesiydi ve kendi yolculuğunda macerasında olanları dinlemek müthişti. Karısı Beth’le tanıştım ve muhteşemdi. Birçok sosyal hizmet görevlisiyle, evlatlıkları olan annelerle tanıştım. Bu filmde etrafımız sistemde bulunmuş, şu anda bulunan sosyal hizmetler görevlileriyle veya Allison Maxon gibi evlat edinmek isteyenlerle çevrili. Olağanüstü bir sosyal hizmetler görevlisi ve çok yardımcı oldu.”
Şunları ekliyor; “Filmde harika danışmanlarımız var. Özellikle Maraide Green, muhteşem bir kadın, sistemdeymiş, evlatlık edinilmiş ve sonra daha ileriki bir yaşında kendisi evlat edinmiş. İlişkiler ve nasıl olduğunu, ne kadar karmaşık ve muhteşem olduğunu anlatma konusunda çok yardımcı oldu.”




Oscar ödüllü Octavia Spencer, Wagner’ların evlat edinme danışmanı olan ve her şeyi olduğu gibi söyleyen Karen’ı canlandırıyor. Spencer, neden filmde yer almak istediğini anlatıyor; “Öncelikle Sean’ın filmlerini görmüştüm ve senaryoyu okurken keyif alacağımı biliyordum. Ama o kadar etkileneceğimi bilmiyordum.”
Şunları ekliyor; “Yönetmenin hikayeye kişisel bir bağı olması harika. Çünkü sadece mizah değil, tevazu da eklemiş. Kahkahalarla gülerken bazen hikayenin insancıl yanını ve bu hikayelerin ne kadar önemli olduğunu anladığınız için de ağlıyorsunuz. Hayat sadece dram, sadece komedi değildir. Her şeyin karışımıdır ve bu hikayenin güzel yanı da birçok duyguyu etkilemesi.”
Spencer, filmin konusunun kendisini neden çektiğini anlatıyor: “Hayatımda bu yaşta insanların gülebileceği, ağlayabileceği ve hayatlarından biraz kaçabilecekleri malzemeler sergilemek istiyorum. Bu senaryo bunların hepsini yaptı. Ayrıca bu işi yapabileceğim gerçeğini de gösterdi. Bir çocuğun sevgi dolu ebeveyni olabilirim.”

Pete’in annesi, büyükanne Sandy’yi canlandıran Emmy ödüllü Margo Martindale şunları söylüyor; “Bence evlat edinmeyi tecrübe etmiş bir yönetmen olması konuyla bağı olmayan birine kıyasla filmi güçlendiriyor ve bağları daha komik, daha az duygusal, daha şaşırtıcı ve daha orijinal yapıyor çünkü o bunları yaşamış.”
Ellie’nin annesi Jan’i oynayan Julie Haggerty, projeyi şöyle anlatıyor; “Bu Sean’ın hikayesi olduğu için bu insanların hepsini tanıdığını anlayabiliyorsunuz. Yani onlar sadece birer karakter değil. Onun hayatında yer alan gerçek kişiler. Herkesi gerçekten tanıyor ve bir arada nasıl olduklarını biliyor. Her karakteri ve her durumu sürekli düşündüğünü anlayabiliyorsunuz.”




Birçok sahnede, arka plan oyuncuları olarak evlatlık sisteminden çocuk evlat edinmiş aileler, kullanılmış. Morris şunları söylüyor; “Mümkün olduğunca evlatlık sisteminde yer almış kişilere, evlatlık edinmiş kişilere ya da o dünyayla bağı olan kişilere yer vermeye çalıştık. Evlatlık sisteminden gelen oyunculara rol verdik, oradan gelen teknik ekiple çalıştık. Bu insanlara yardım ederek küçük bir fark yarattığını hissetmek güzel bir duygu yaratıyor.
Anders şunları ekliyor: “Çocuklar, evlat edinme sistemindeyken onlara bir filmde rol verme, görüntülerini kullanma gibi konularda birçok kural vardır. Biz de bu yüzden evlat edinmiş ailelere gittik. O çocuklar resmi olarak evlat edinilmişler. Hepsini bir parkta bir araya getirmek ve o deneyimi yaşamalarını sağlamak harikaydı.”

Isabela Moner (Lizzy), ekibin ya da oyuncu kadrosunda evlat edinilmiş bir çocuk, evlat edinmiş bir ebeveyn ya da bir sosyal hizmetler görevlisi olmasını deneyimlemek konusunda şunları söylüyor; “Bence projenin çok daha iyi olmasını sağlıyor ve herkesin kendini yaptığı işe çok daha adamasını sağlıyor.”
Moner şunları söylüyor; “Yapım öncesinde Maraide Green ile tanıştım. Süper sakin ve bilgili olacağını biliyordum çünkü çok şey yaşamış. Ama aynı zamanda saçma, komik ve kendi durumu konusunda çok dürüst biri. Geçmişini bilmek Lizzy’yi ve neden bu filmdeki gibi davrandığını anlamama yardımcı oldu.”

Wagner’ların daha gerçekçi, pratik sosyal hizmetler görevlisi Sharon’ı oynayan Tig Motaro şunları söylüyor; “Sean deneyimini katıyor ve ben bunun bir parçası olduğum için şanslı hissediyorum. Bence bir şeyin nereden geldiği konusunda gerçekçilik olması heyecan verici. Bu filmde de bu kesinlikle var. Sean olağanüstü biri. Varlığını hissettiriyor ve muhteşem bir mizah anlayışına sahip.”
Notaro şunları ekliyor; “Evlat edinme konusuna ilgim var. Karımla hala konuştuğumuz bir konudur. Birkaç tane oğlumuz var ve her zaman bu olasılığı da konuşuyoruz. Evlatlık veya koruyucu ailelik konusunda çok araştırma yaptım. Bence bu filmde rol almak, özellikle Sean’ı tanımak, çocuklarıyla tanışmak bunun gerçeğe dönüşebileceğini düşündürüyor.”
Bu filmin insanların evlatlık konusundaki algılarını değiştirip değiştirmeyeceği konusunda Spencer şunları söylüyor; “Bence bu film algıyı kesinlikle değiştirecek. Sean, çok ciddi konulara değiniyor. O soruları soruyor ve filmde onlarla ilgili konuşuyoruz. Bu yüzden bence etkisi çok büyük olabilir. Olması için dua ediyorum.”




ALTINDAN NE ÇIKACAĞINI BİLEMEZSİNİZ

Ortak yazar / Yapımcı John Morris şunları söylüyor; “Senaryoyu yazmak bir yıl kadar sürdü. Aslında Babalar Savaşıyor ve Babalar Savaşıyor 2’yi yaptık ve iki film arasında biraz da Şipşak Aile’yi yazdık. Mark Wahlberg’e gösterdik ve bayıldı. Kabul etti ve ondan sonra devam etti.”
Anders, Babalar Savaşıyor filmlerinde Mark Wahlberg’le birlikte çalışmıştı ve Pete, başrol oyuncusunu düşündükleri zamanı şöyle hatırlıyor; “Aklımda Mark vardı çünkü bu çocuklarla duygusal bir bağ kurduğunu görmenin keyifli olacağını düşündüm. Mark’ı genelde çetin, belalı aksiyon kahramanı rollerinde görürüz ve duygusal bir rolde görmek heyecan vericiydi.”

Anders, Ellie rolü için Rose Byrne’ı seçmek konusunda şunları söylüyor; “Ellie, biraz zor bir karardı çünkü karakter daima heyecanlı, tutkulu ve telaşlıydı. Rose, o açıdan Mark gibi. O da hem komediyi hem de dramı iyi bilen az sayıda oyunculardan biri. Hepsini yapıyor. Rose bizim için yeniydi. Muhteşem biri. Şaşırtıcı derecede komik, dramatik ve çok hoş biri.”
Anders şunları söylüyor; “Mark ve Rose birlikte harika oldular. Sonra diğer oyuncular yerlerine oturdu. Filmdeki bütün kadınlar harika. Rose Byrne, Octavia Spencer, Tig Notaro, Julie Hagerty, Margo Martindale ve Isabela Moner, hepsi de harika ve daha mutlu olamazdık.”

Isabela Moner, Pete ve Ellie’nin evlatlık panayırında konuştuktan sonra ilgilenmeye başladıkları genç kız Lizzy rolünde. Anders şunları söylüyor; “Kast yönetmenimiz Sheila Jaffe bize Isabela’nın Mark ile birlikte Transformers’da rol aldığını ve benzer bir yetim çocuk rolünü canlandırdığını söyledi. Bir Skype seçmesi ayarlandı ve Mark ona bakmamız gerektiğini söyledi. Anders şunları söylüyor; “Seçimini Skype üzerinden yaptık. Bu zordur. Birkaç sahneyi canlandırdı ve bitirdiğinde hepimiz gözyaşları içindeydik. ‘Tamam, bu başarılı olur” dedik ve rolü aldı. Çok başarılı oldu.” Evans şunları ekliyor; “Isabela, mucize gibi. Olağanüstü bir şey. Başarılı, akıllı, kendini zorluyor ve kendine meydan okuyor. Mark, Rose ve Octavia gibi kişilerle aynı sahnede çalışırken en iyi performansını sergilemen gerekir ve o da bunu yapıyor.”

Morris şöyle anlatıyor; “Julianna Gamiz, gezegendeki en tatlı çocuk. Kamera da onu çok seviyor. Çok fazla aday gördük. 6 yaşındaki çocuklardan dramatik sahneler oynamalarını ve ağlamalarını istemek zor olabilir. Koçlar getirdik ve onlarla çalıştık. Bu çocukları çok seviyoruz. Çok çalışıyorlar ve çok terbiyeliler.” Anders şunları ekliyor; “Çocuklarda en çok aradığınız şey iyi huylu olması ve dinleyebilmeleridir. Julianna bu işte yeniydi ama dinleyebiliyordu. Çok sevimliydi ve çok iyi huyluydu.”
Yapımcıların Gustavo hakkında düşünceleri farklıymış. Anders şunları söylüyor; “Juan daha ön planda olacaktı ama sonra Gustavo geldi. Çok abartısız, tatlı, 12 yaşında bir çocuktu. Gözlerinde iyilik vardı ve bana biraz oğlum Johnny’yi anımsattı. Onunla tanıştığım için çok memnunum çünkü karaktere senaryoda olmayan ama onunla tanıştıktan sora eklediğimiz özellikler kattı.”

Anders, Octavia Spencer’ın seçimi konusunda şunları söylüyor; “Karen ve Sharon, sosyal hizmetler görevlileri. Hikayede çok önemli olacaklarını biliyorduk. Octavia Spencer’ı ikna edeceğimi hiç düşünmemiştim. İkna ettiğimizde bizim için büyük bir kazanım oldu çünkü onu çok istiyorduk.”
Morris şunları söylüyor; “Octavia’yı ekibe aldıktan sonra “onun iyi bir yardımcısı mı olacak?” diye düşündük. Aklımıza gelen fikirleri söylüyorduk. Sanırım Netflix izliyorduk ve Tig Notaro’nun komedi özel programını gördük ve çok iyi olacağını düşündük. Sonra onunla bir toplantı yaptık ve muhteşemdi. Gerçekten ilham veriyor.”
Morris şunları ekliyor; “Bu iki rolü yazmak zorlayıcı oldu. Aklımızda Octavia’nın
Senaryosunu zaten yazmıştık. Tig gelince stand-up’ını izledik ve performansını, tavırlarını, sözcük seçimlerini belirledik. Daha sonra sahnelerini, onun performansına uyacak şekilde yazmaya çalıştık. Çok iyi iş çıkardı. Çok komik biri ve herkesi kahkahalara boğuyor.”




BİZİ ARTIK HİÇBİR ŞEY DURDURAMAZ

EBEVEYNLER

MARK WAHLBERG (Pete Wagner) – Oğul, Koca, Evlat Edinen Baba

“Sean, Babalar Savaşıyor 2’nin başlarında bana bu filmin yapımından söz etmişti. Ama sadece bir fikirdi ve geçmişte farklı fikirlerden de söz etmiştik. Bana geldiğinde fikri gerçekten çok beğendim.”
Wahlberg şunları söylüyor; “Onunla asıl senaryoyu almadan önce bile ne zaman konuşsam konu her seferinde duygusallaşıyordu. Ebeveyn olduğum ve evlat edinme sistemindeki çocuklar için ne kadar zor olabileceğini bildiğim için benim için hep duygusal oluyordu. Senaryoyu okuduğumda çok güldüm ve epeyce ağladım.”
Rose Byrne, Pete’in karısı Ellie canlandırıyor. “Olağanüstü biri. Ona hayran oldum, filmdeki çocuklara daha da hayran oldum. Tuhaf bir aile olduk. Çok hoştu.”
Sosyal hizmetler görevlilerini canlandıran Tig Notaro ve Octavia Spencer ile birlikte çalışmanın da harika olduğunu söylüyor. “Hem Tig’in hem de Octavia’nın hayranıydım. Onlarla birlikte çalışabilmek, birlikte takılmak ve zaman geçirmek harikaydı. Senaryoda yer alanlar sayesinde ikna edebildiğimiz yetenekleri de görüyorsunuz. Malzeme herkesin ilgisini çekti.”

“Karakterleri iyi polis, kötü polis olayını yapıyor. Çok ikna ediciler. Pete ve Ellie de bir çocuk evlat edineceklerini düşünerek bu işe giriyorlar. Hemen ardından çok hoş bir genç kızla tanışıyoruz ve bize iki küçük kardeşiyle birlikte geldiğini söylemiyorlar. Bu iki rolün onlar için harika olduğunu düşünüyorum.”
Wahlberg, çocuklarla birlikte çalışmak hakkında şunları söylüyor; “Kamera önünde ve arkasında dinamikler farklı. Filmde kamera önünde ve arkasında çocuklarla çok iyi bir bağ kurmadan duramıyorsunuz. Çekimlerde de o gerçek bağı hissediyorsunuz."
Wahlberg gülerek şunları söylüyor; “Isabela, davranışları ve cevap verme biçimi dolayısıyla kızıma çok benziyor. Benim için biraz tuhaf oldu, çünkü evde 14 yaşında bir çocuğum var ve çok şey yaşanıyor. Şimdi de filmde Lizzy’yle, kıyafetleriyle falan bir şeyler yaşanıyor. Evdeki duruma çok benzemeye başladı”

Bu filmde, Sean Anders ile çalışmasını öncekilerle kıyaslayan Wahlberg şunları söyledi; “Ne istediğini çok iyi biliyor ama duygusal konuları ele alırken biraz daha zaman harcıyor. Olgunlaşmaya devam ettiğini ve yazar ve yönetmen olarak daha da geliştiğini görmek çok güzel. John Morris de harikaydı. Çok iyi bir işbirlikleri var. Ne yapmak istedikleri ve nasıl yapmak istedikleri konusunda daha çok deneyim ve güven kazandıklarını görmek çok güzel. Ne istediğini iyi bilen biriyle birlikte çalışmayı her zaman tercih ederim.”
Wahlberg, bu filmin evlat edinme hakkındaki algısını değiştirip değiştirmediği konusunda şunları söylüyor; “Bu süreçte evlat edinme hakkında çok bilgi sahibi oldum. Ama yeterli değil. Aileye ihtiyaç duyan çok sayıda harika çocuk var. Bir aile olmak çok güzel ve ödüllendirici bir olay ama evlatlıklarla da tıpkı öz çocuklarınızla olduğu gibi zaman zaman zor olabilir. Asıl amaç ve ödül sevgiyle elde ediliyor. Çok güzel bir şey.”




ROSE BYRNE (Ellie Wagner) – Kız, Kız kardeş, Eş, Evlat Edinmiş Anne

Byrne şunları söylüyor; “Mark’la çalışmak harikaydı. Çok komik biri, En çok öne çıkan özellikleri çok ağırbaşlı ve çok komik olması. Bence Pete ve Ellie olarak iyi bir çift olduk. Aynı şeyleri düşünmeye çalışmak konusu da evlatlık çocuklarla ilişkide çok önemlidir. Bu ikisi arasındaki bir espri. İyi bir evlilikleri var o yüzden başardığımızı ve başından itibaren buna inanacağınızı umuyoruz.”
Üç çocuk da muhteşemdi. Isabela çok deneyimli ve olağanüstü. Duygularına çok iyi erişim sağlıyor. Sert bir yanı da var ve bence o karakterin inanılır olması için gereken bir özellik. Karaktere özgünlük sağlıyor ve bu da çok önemli. Bunu taklit edemezsiniz.”
“Gustavo, Juan rolünde çok tatlı çünkü hassas bir yanı var ve gerçekten çok üzücü. Her zaman gözyaşlarına boğuluyor. Gerçekten bir aile istiyor. O yüzden kalmaya ve aile olmaya istekli. Bu gerçekten görülüyor. Her halinden belli.”
“Julianna Gamiz, Lita’yı canlandırıyor. Tam bir maytap gibi. Ona El Jefe (Şef) diyorum çünkü o patron. Geliyor ve herkesin ne olduğunu anlamasını sağlıyor. Gerçekten eğlenceli ve tatlı bir kız. Ve gerçekten enerji dolu.”

Sosyal hizmetler görevlileri olarak “Octavia Spencer ve Tig Notaro muhteşemler. Çok komikler. Çok iyi bir komik ikililer. Farklı oldukları ortada. Tig beni öldürüyor. Empati kurabiliyor ve hassas biri. Bu yüzden dramatik sahneleri de çok iyi canlandırıyor. Octavia harika. Bu yüzden rolleri kabul ettiklerinde çok heyecanlandım. O sahnelere komedi unsuru katıyorlar ama aynı zamanda gerçekçi olmalarını da sağlıyorlar ve bu da olağanüstü.”
Byrne şunları söylüyor; “Sean Anders, yönetmen olarak ne istediğini biliyor. Onunla çalışmayı çok sevdim. Bu işte riskleri çok fazla. Bu hikayeyi anlatmayı gerçekten istiyor çünkü onun için anlamı çok büyük. Çevremizde çok yardımcı olan ve bu mesajı, pozitif, komik ve erişilebilir bir şekilde iletmek isteyen muhteşem insanlar vardı.”




KARDEŞLER

ISABELA MONER (Lizzy), GUSTAVO QUIROZ (Juan) ve JULIANNA GAMIZ (Lita)

Moner karakteri hakkında şunları söylüyor; Beni kabul etmeleri için işlerini zorlaştırdım. Lita onlara “anne, baba” dediğinde çok heyecanlanıyorlar. Ama ben tam tersiyim. Bence izleyicinin Lizzy’yle ilgili anlaması gereken şey niyetinin iyi olduğu. Bu karakterin hikayesi aslında bunları yaşamış, evlatlık bir çocuğa dayanıyor. Deneyimlerinin çoğu bu filmde yer alıyor.
“Bence kolay bağ kurulabilecek bir hikaye. İlk başta ilgimi çekmesinin nedeni de sevilmediği ya da istenmediği duygusunu birçok kişinin yaşıyor olması oldu. Durum bu olmasa da beni yakalayan bu oldu. Sean’la konuşuncaya kadar bunun bir tutku projesi olduğunu fark etmemiştim. Senaryo beni çok etkiledi ve nasıl daha fazla bağ kurabileceğimi öğrenmek istedim.”
Moner, filmdeki ebeveynlerini canlandıran rol arkadaşlar hakkında şunları söylüyor; “Çok normal ve sakinler. Ben tam bir ergen gibiyim. Şakalaşıyorduk ve ilginç ve eğlenceli olmasını sağladılar. Ciddi oyuncular da olabilirlerdi ama onlar işlerini seven oyuncular. O yüzden hiç sıkıcı olmadı. Hep eğlenceliydi.”

Lizzy’nin küçük kardeşlerini canlandıran Julianna ve Gustavo hakkında şunları söylüyor; “Onları çok seviyorum. Hep küçük bir kız kardeşim olmasını istiyordum. O bir kız kardeşte olması gereken tüm özelliklere sahip. Her hareketimi taklit ediyor ve çok şirin. Gustavo da çok tatlı ve kocaman bir kalbi var. Onların role büründüklerini görmek çok güzel. Hiçbir tecrübeleri yokken verilen komutla ağlamayı öğrendiler.”
“Sean Anders çok sabırlı ve sahne ve oyuncu üzerinde çalışmak için acele etmemek konusuna çok önem veriyor ve çok saygılı. Yönetmen bütün ekibin ve çekim sürecinin atmosferini belirliyor ve çok sevgi dolu ve samimi bir ortam yaratıyor. Gerçekten çok hoş bir ortam.”




SOSYAL HİZMETLER GÖREVLİLERİ

OCTAVIA SPENCER (Karen)

Spencer, Anders’la çalışmak konusunda şunları söylüyor; “Çok düşünceli biri. Senaryoyu çok iyi biliyor ve herhangi bir soru sorduğunuzda çok güzel bir biçimde yanıtlıyor. Ama aynı zamanda işbirliği yapmayı da daha önce hiçbir yönetmenle deneyimlemediğim kadar seviyor. Sean’ı seviyorum.”
İş ortağı Sharon’ı canlandıran Tig Notaro hakkında şunları söylüyor; “Kendimize Edi ile Büdü diyoruz. Ben Edi’yim o da Büdü. İnce bir espri anlayışı var. Ben de çok heyecanlı ve hevesliyim. O yüzden heyecan ve heves varsa, ince espri anlayışı da varsa çok güzel bir karışım olur.”
Spencer, kamera arkasındaki dinamiklerinin hemen hemen kamera önünde gördüğünüz gibi olduğunu söylüyor. “Birbirimizi hemen sevdik. Ben uzun zamandır onun hayranıydım. Nihayet onunla birlikte çalışmak çok güzeldi. Rolüne çok şey katıyor. Zaten çok iyi yazılmış bir şeyi geliştirmek zordur. Çok komik. Onun karşısında rol yapmak çok zor, çünkü sahnede kalıp gülmemeniz gerekiyor. Ama bu grupla çalışmanın güzel yanı da bu. Hepsi de yaptıkları işte çok iyi.”

Spencer, Mark ve Rose ile birlikte çalışmak hakkında şunları söylüyor; “İkisinin de büyük hayranıyım. Setteki ilk günümde ikisinin şakalaşmasını izledim. Tıpkı normal bir çift gibiler. Muhteşem oyuncular ve komedi zamanlaması konusunda yetenekliler. Ciddiyetle komedi anları arasındaki denge konusunda da şunları söylüyor; “Mizahı eklemeniz gerekiyor ve günün sonunda aile kurmak isteyen bir çifti canlandırıyorlar ve bunun kolay bir yanı yok. Gerçek bir yolda ilerleyişlerini izlemek bazen komik bazen de üzücü anları var.”

TIG NOTARO (Sharon)

TIG NOTARO sosyal hizmetler görevlisi Sharon’ı canlandırıyor. Karakteri şöyle anlatıyor; “Sanırım ben biraz tuhaf, samimi ve çok bilgi sahibi biriyim.”
Rol arkadaşı Karen’ı Octavia Spencer canlandırıyor. Notaro, Octavia’yla birlikte çalışmayı şöyle anlatıyor; “Biz kendimizi Ying ve Yand yerine Edi ve Büdü diyoruz. Edi ve Büdü çarpışıyor. Çok eğlenceli. Karakterimin güzel yanı konularla ilgili daha bilgilendirici ve olumlu özellikleri veriyorum. Oysa Octavia’nın karakteri insanların bu tür durumlarda karşılaşabilecekleri daha çılgın gerçekliklere atlıyor. Bazen onunla birlikte rol yaptığımızı hatırlamam gerekiyor ve onu izlemekten kendimi alamıyorum. Çok eğlenceli geçti.”

Notaro, Mark ve Rose’la birlikte çalışmak hakkında şunları söylüyor; “Harikalar. Rose’u daha önce pek fazla izlememiştim. Mark’ı çok iyi biliyorum. Oyunculuk yapmadan önce onun hayranıydım. Rose’un da hemen hayranı oldum. Çok rahat, oyunculuğu ve mizah anlayışı çok doğal. Beni hemen etkiledi.”
Notaro, şunları ekliyor; “Evlat edinmeye karşı ilgim var. Eşimle hala sürdüğümüz bir sohbet. Birkaç oğlumuz var ve hala bu olasılığı tartışıyoruz. Evlat edinme konusunda çok fazla araştırma yaptık. Bence bu filmde rol almak, özellikle de Sean ve çocuklarıyla tanışmak bunun gerçek olabileceğini hissettiriyor.”



BÜYÜKANNELER

MARGO MARTINDALE (Büyükanne Sandy) -  Pete’in annesi, Büyükanne

Martinadale, senaryoyu okuduktan sonra “komik yanının çok yeni ve beklenmedik olmasıydı. Bu özelliğini çok sevdim. İnanılmaz etkileyici. Çok etkilendim. Senaryoyu başından itibaren sevdim.”
Martindale, filmde Ellie’nin annesini canlandıran Julie Haggerty ile çalışmak konusunda gülerek şunları söylüyor; “En popüler büyükannenin hangimiz olacağı konusunda bir rekabetimiz var. Ve tabii ki ben kazanıyorum. Yarış yok Julie!"
Mark ve Rose’la çalışmak konusunda şunları söylüyor; “Birlikte çalışması inanılmaz kolay oyuncular. Olağanüstü bir şekilde doğallar ve kim olduklarını çok iyi biliyorlar. Muhteşemler.”

JULIE HAGERTY (Jan) – Eş, Ellie’nin annesi, Büyükanne

Mark ve Rose’un duygusal ve komedi arasındaki dengeyi kurmak konusunda şunları söylüyor; “Mizahı dengeliyorlar ama mizah onların gerçekliğinden ve kendi durumlarından kaynaklanıyor. İzlemesi hem çok komik hem üzücü. Şükran Günü yemeği sahnesi sanki en berbat Şükran Günü yemeği gibi. Ama çok tipik bir Şükran günü yemeği. İyi başlıyor ama sonra herkes tartışmaya başlıyor.”
“Sonra bir de Büyükanne Sandy var. Margo Martindale çok tatlı ve bir sebepten ötürü senaryoda yoktu. Gerçekten ilgi çekmek için yarışıyor. Bu haksızlık.”
Anders’la birlikte çalışmak konusunda şunları söylüyor; “Sevdiğim yanı ne istediğini ve sizi nasıl yöneteceğini çok iyi bilmesi. Ayrıca sizi nasıl serbest bırakacağını da biliyor ve bu da harika.”




DANIŞMANLAR

MARAIDE GREEN – Danışman, Yapım Asistanı

Maraide Green, sadece danışmanlık yapmak istemediğin söyleyen bir danışman olarak göreve getirilmiş. Aynı zamanda film yapımını da öğrenmek istemiş ve filmde yapım asistanı da olmak istemiş.
Green, Sean Anders’la ilk tanışmasını şöyle anlatıyor; “Sean, benim evlat edinildiğim ve kendisinin de çocuklarını evlat edindiği büroyla iletişime geçmiş. Evlat edinilmek isteyen kızlarla konuşmak istemiş.”
“Annem beni büroya getirdi ve Sean’la konuşuyorduk. Sean hikayelerine duygusal olarak çok bağlı olan birçok kıza bazı sorularla sordu. Kızlar da her soruyla ağladılar. Büyürken çok fazla terapi aldım, bu yüzden de hikayemi çok fazla duygusallaşmadan anlatabildim.”
Pete ve Ellie’yi canlandıran Mark Wahlberg ile Rose Byrne’ı sorduğumuzda Green şunları söylüyor; “Bence harikalar. Rose’la tanıştım ve biraz e-posta üzerinden konuştuk. Karakterini gerçekten anlamak ve içselleştirmek istedi. Lizzy’ye sadece sorunlu bir kız olarak görmemesi çok hoşuma gitti.”

Anders, Green’den danışman olarak Atlanta’ya gelerek sette bulunmasını istemiş. Green ise sadece oturmak istememiş ve çalışmak istemiş. Şunları söylüyor; “Setteki görevim çocuklarla birlikte çalışmaktı ve ben de onlarla kavga ediyordum çünkü durmadan koşturuyorlardı. Juan’ı canlandıran Gustavo da muhteşem. Şimdiden çok iyi bir oyuncu ve içinden gelerek oynuyor. Isabela da olağanüstü. Gerçekten çok iyi bir oyuncu. Ona biraz kendi hikayemi anlattım. Ama şimdi genç bir kız oluşu çok hoşuma gidiyor ve genç kız rolünü canlandırıyor. Çok duygusal ve role çok iyi bürünebiliyor.”
Green şunları söylüyor; “Evlat edinme sistemindeki çocukların evlat edinilmedikleri için kendilerinde bir sorun olduğunu düşünmelerini istemiyorum. Çünkü onlarda hiçbir sorun yok. Bu onların hatası değil. Onları evlat edinebilecek çok fazla insan var ve bunu bilmiyorlar. Ya ne kadar önemli olduğunu bilmiyorlar ya da hayatlarını nasıl daha iyileştireceğinden haberleri yok.”
“Çok yoğun bir dram olmamasını sevdim çünkü evlat edinme sistemindeki çocukların hikayelerinin bazen çok, yoğun üzücü ve depresif olabilir ama bu öyle değil. Bu hoşuma gitti çünkü hayat böyle. Hayat, dürüsttür ve ağlayabilirsiniz, gülebilirsiniz ve ben de bu filmin bu yönün çok seviyorum.”

ALLISON DAVIS MAXON – Danışman, Kinship Merkezi Sosyal hizmet Görevlisi

Allison Davis Maxon, Kinship Merkezi’nde, Sean ve John’la birlikte 2 buçuk yıldır çalışan bir sosyal hizmetler görevlisi. “Bu gerçekten eğlenceli ve ilginç bir süreç oldu. Özellikle de benim gibi normalde böyle bir şey yapmayan biri için.”
Anders’la ilk görüşmesini şöyle anlatıyor; “Merkezimiz evinde biraz çalışma yaptı ve evlatlık edinme hizmetlerinden evlat edindiği üç çocukla eşleşmesini sağladı. Senaryodaki genç kız karakteriyle ilgili araştırma yapmak istedi. Evlat edinme hizmetleri sisteminde bulunan ve ev evlat edinilmiş kızlarla görüşmek istedi. Evlat edinme ile ilgili iniş ve çıkışlarla daha geniş bir akış açısı elde etmek için birkaç aileyle görüşmek istedi.”
Maxon bu filmi izleyenlerin hissetmesini umduğu duyguları şöyle anlatıyor: “Umarım kalplerini açarlar. En çok heyecan duyduğum şeylerden biri de çocuklarımızın ve evlat edinme sisteminden evlat edinmiş olan ebeveynlerimizin bir filmi izleyip kendi yolculuklarını beyaz perdede görebilecek olmaları oldu. Bu bizim deneyimimiz. Çocuklarımız da ‘İşte o da benim gibi.’ diyebilecek.”
Maxon şunları ekliyor; “Şimdiden çok heyecanlanan birçok aileyle iletişimim var. Umarım herkesi duygulandırır. Ben hep eğer evlat edinemezseniz, koruyucu aile olamazsanız, vaka gönüllüsü ya da danışmanı olamazsanız bağış yapabilirsiniz derim. Birçok şey yapabilirsiniz ve bunun evlat edinme sistemindeki çocuklara yardımı olacaktır.

Filmin mmknmrtb notu:    /10