23.03.2019

Ali :: Nerde o eski melodramlar!


Sürekli evden çıkıp giden, keyfi isterse de aylar sonra eve dönen, döndüğünde de suratına dahi bakmadığı karısından ilgi; adeta nefret ettiği oğlu Ali'den de sevgi, saygı bekleyen, 'öküzün önde gideni' gemici bir babaya sahip Amasralı bir 'sözde' ailenin hâl-i pürmelâli..

İşte bu iskele babasının eve son gelişinde ortaya çıkan gerçek, dayanılır gibi değildir; dalyan gibi bir delikanlı olan Ali oğlan, tam da kendine güzel bir sevgili yaptığı günlerde, mide kanserinin ileri evresinde olduğunu öğrenmiştir..

Sayılı günleri kalan Ali'nin zavallı anneciği, sevdiceği ve sevgili arkadaşları şoke olmuş vaziyette, ne yapacaklarını şaşırmışlardır..
Hatta hiç beklenmedik bir şey olur; bilmem kaçıncı defa evi terkeden 'sözde' baba, aldığı kötü haberle otobüsü durdurup, bagajını bile almadan, eve doğru koşmaya başlar..
Hayırdır inşallah!




Aylar sonra eve geldiğinde -her zamanki gibi- yine sebepsiz yere terör estiren, karısına, oğluna düşman gibi davranan -birikmiş kirli çamaşırlarını da yıkattığına göre- bir an önce evden uzamak için fırsat kollayan o adamın, sırf oğlunun bayılıp da hastaneye kaldırıldığını duymasıyla (henüz kanser olduğu bilinmiyor) bir baba olduğunu hatırlayarak, 180 derecelik maddi ve manevi dönüş yapması, filmin tuhaflıklarından sadece biriydi..

Amasra'nın coğrafi şekli ilginç, turistik manzarası güzel, tamam anladık, ama her fırsatta aynı 'drone kamera' görüntülerinin filme monte edilmesi; sürekli tamir ediliyormuş gibi yapılan ama bir türlü tamir edilemeyen, film bitene kadar da tamir edilmesi teklif bile edilemeyen o 'meşum' araba; Amasra'ya adını veren 'tarihi prenses' Amastris'in -konuyla ilgisi olmasa da sırf güzel bir görüntü olsun diye- 'canlandırma' girişimleri; ve galiba, filmin 'melodram' olan türünü vurgulama amacıyla, akışa bol bol şarkı eklemek de, hemen aklıma gelen diğer tuhaflıklar..




Hadi genç oyunculara pek bir şey demeyeyim ama, babayı kerhen oynuyormuş gibi duran Hakan Meriçliler, rolünün tüm ciddiyetine rağmen, komik görünmekten kurtulamazken; anne rolündeki Semra Dinçer'den başka işinin hakkını vermeye çalışan pek yok gibiydi..

Ali; "Bir zamanlar 'Yeşilçam Sineması' duygu sömürüsünün dibine vurur, özellikle kadın seyircisini salya sümük ağlatır, ıslanmadık mendil bırakmazdı.. Hazır herkes şimdi komedi ya da korku filmi yapıyorken ben de o eskiler gibi 'ağlak' bir film yapsam da gişeleri patlatsam." deyu hayal ettiğini hayal ettiğim, 'kurnaz' bir yapımcımızın ürünü olsa gerek..




Yalnız kardeşim!. O 'bereketli' günlerin üzerinden kırk yıl geçti yahu!
Ne o Yeşilçam, ne mahalle sinemaları, ne de o seyirci kaldı..
Ağlamayı seven kadınlar, çok isterlerse eğer, evlerinde televizyon karşısında -işini senden çok daha iyi yapan- bir sürü 'ağlak' dizilere bakıp bakıp ağlıyorlar zaten..
Hiç kusura bakma ama, kimse senin şu 'çağ dışı' filmine de kalmadı yani..

Finalde babanın, bir eyleminden -daha doğrusu eylemsizliğinden- sonra seyirciye dönüp de sorduğu; "Siz olsaydınız ne yapardınız?" sorusuna yanıtım, beklenenden biraz farklı olacak: Ben olsaydım, şu filmi yapmazdım!.

Ali


Yönetmen: Ramazan Özer
Senaryo: Gurbet Gurur Cantürk
Müzik: Alper Aytekin
Oyuncular: Gürbey İleri,  Karel Gürtekin, Hakan Meriçliler, Semra Dinçer, Köksal Engür, Baran Şükrü Babacan, Tolga Canbeyli, Yiğit Alp Karadayı, Seyhan Arman, Murat Prosçiler

2   /10