14.01.2019

Creed II / Creed II: Efsane Yükseliyor


Metro Goldwyn Mayer Pictures, Warner Bros. Pictures ve Chartoff Winkler Productions Creed II / Creed II: Efsane Yükseliyor'u sunar.

Michael B. Jordan, üç kez Oscar adayı Sylvester Stallone ve Tessa Thompson’ın ilk filmdeki rollerine geri döndüğü, Adonis Creed’in hikayesinin bu yeni bölümünde, genç boksörün yeni kavuştuğu şöhret, aile, babasının mirası ve şampiyon olmak için sürekli mücadelesi söz konusuyken, ringde ve ring dışındaki hayatı anlatılıyor.

Emekli eski ağır sıklet şampiyonu Rocky Balboa’yla çalışmak üzere California’dan Philadelphia’ya gelişinden bu yana geçen üç yıl içinde, Adonis (Jordan) aşkı ve başarıyı bulmuştur.

Akıl hocası, koçu ve “amcası” Rocky’nin kanatları altında, kısa sürede profesyonel boks dünyasındaki ağır sıklet şampiyonluğu arenasında yerini almıştır.
Uzun zamandır birlikte olduğu aşkı Bianca (Thompson) yıldızı yükselmekte olan, güzel ve yetenekli bir şarkıcı-bestecidir.




İki genç artık birbirlerine söz verip bir aile kurmaya hazırdırlar.
Adonis’i evlat edinmiş olan Mary Anne Creed (Phylicia Rashad), her ne kadar onun babasının izinden gitmesini arzu etmemiş olsa da, merhum kocasını boksun en büyük şampiyonlarından biri yapan yeteneği ve tutkuyu Adonis’te de gördüğü için genç adamın seçimini kabullenmiştir.

Adonis, kendisini zirvede hissetmesi gerekirken, içten içe, dünyanın kendisine sunduğu kabullenme ve pohpohlamayla ilgili şüphelerle boğuşmaktadır.
Eski ağır sıklet şampiyonu Apollo Creed’in gayrimeşru oğlu olan Adonis -babası daha o doğmadan önce ringde can vermiştir- şöhretin getirdiği spot ışıklarının altında babasından miras kalan efsane ve kendi hayatı arasında bocalamaktadır.

Genç boksör, başarısına rağmen, beklentilere, özellikle kendi beklentilerine yanıt verememekten korkmaktadır.
Yeteneklerini sorgulamakta ve en iyi dövüşünü ortaya koyup koymadığını, şampiyonluğa layık olup olmadığını merak etmektedir.

Adonis’i şüpheleriyle yüzleşmeye ve aklındaki soruları yanıtlamaya zorlayan bir rakibin ortaya çıkışı çok uzun sürmez: Genç, yenilgisiz ağır sıklet şampiyonu Viktor Drago (Florian “Big Nasty” Munteanu), Apollo’yu otuz yıl önce ringde öldüren Rus boksör Ivan Drago’nun (Dolph Lundgren) oğludur ve Adonis’e dünyanın gözü önünde meydan okur.
Boks dünyası bu maçı, yeni neslin tarihi “Creed-Drago” karşılaşması ilan eder.




Babasının intikamını almak isteyen Adonis için, Drago’yu heyecanlı bir unvan maçında yenmek sıradan bir dövüşten fazlasıdır.
İntikam peşindeki bu iki oğlun karşılaşmasında tarihin tekrar edeceğinden korkan Rocky’ye göre ise, kaybedilecek şey unvandan fazlasıdır.

“Creed: Efsanenin Doğuşu“ndaki rollerini yeniden üstlenen isimler arasında Tony “Little Duke” Burton rolündeki Harris ve boksör Danny “Stuntman” Wheeler rolündeki eski yarı ağırsıklet şampiyonu Andre Ward bulunuyor.

“Rocky IV”te Rus boksör İvan Drago’yu canlandırmış olan Dolph Lundgren, bu ikonlaşmış role geri dönerken, Russell Hornsby de kadroya boks destekçisi Buddy Marcelle olarak katılıyor.
“Creed II: Efsane Yükseliyor”la sinemaya iz bırakacak şekilde adım atan isim ise Viktor Drago rolünü canlandıran Florian “Big Nasty” Munteanu.

Ödüllü sinemacı Steven Caple Jr.’ın (The Land) yönettiği filmin orijinal hikayesini ve senaryosunu, Sylvester Stallone’nin yarattığı karakterlere dayanarak, Juel Taylor ve Sylvester Stallone, hikayesini ise Sascha Penn ve Cheo Hodari Coker kaleme aldı.

“Creed”in ortak yazarı ve yönetmeni olan Ryan Coogler, bu filmin yönetici yapımcılığını Michael B. Jordan ve Guy Riedel’la birlikte üstlendi.
Filmin yapımcılığını ise Irwin Winkler, Charles Winkler, William Chartoff, David Winkler, Kevin King-Templeton ve Sylvester Stallone gerçekleştirdi.




Caple’a kamera arkasında eşlik eden ekip şu isimlerden oluşuyor: Görüntü yönetmeni Kramer Morgenthau (“Thor: The Dark World”, “Game of Thrones“), yapım tasarımcısı Franco-Giacomo Carbone (“The Expendables”, “Rambo“), kostüm tasarımcısı Lizz Wolf (“A Single Man”, “Dreamgirls”), sanat yönetmeni Jesse Rosenthal (“Black Panther”, “Trumbo”), dövüş koordinatörü Danny Hernandez (“Avengers: Infinity War”, “The Fate of the Furious”); teknik boks danışmanı Robert Sale (“Grudge Match”, “Ali”); özel eketler koordinatörü Patrick “Squares” White (“Baby Driver”, “Deepwater Horizon”) ve görsel efektler yapımcısı Crystal Dowd (“Straight Outta Compton”; “Pitch Perfect 2”).

Önceki Creed ve Rocky filmleri geleneğine uygun olarak, oyuncu kadrosunda spor medyasından ve boks dünyasından tanıdık yüzlere de yer verildi.
Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Hakem Kenny Bayless; ring anonsçusu Michael Buffer; yorumcular Max Kellerman, Jim Lampley ve Roy Jones, Jr.; gerçek hayatta boks antrenörü olan ve filmde köşelerde çalışan Robert Sale ve Patrice “Boogie” Harris; ve “Stitch” rolüne geri dönen, dövüş dünyasının efsanevi kesikçi adamı Jacob “Stitch” Duran.

Metro Goldwyn Mayer Pictures ve Warner Bros. Pictures bir Chartoff Winkler yapımı olan Creed II: Efsane Yükseliyor'u sunar.
Filmin ABD’deki dağıtımını MGM, uluslararası dağıtımını ise Warner Bros. Pictures gerçekleştirecek.

Creed II / Creed II: Efsane Yükseliyor, 11 Ocak 2019’da gösterime girdi.


ROCKY : Şimdi kendine şunu sor; “Başka insanlara bir şey kanıtlamak için mi buradayım, yoksa kendime bir şey kanıtlamak için mi?”

Creed, 2015 yılında sinemaseverlerle buluştuğunda eleştirmenlerin övgüsüyle birlikte muazzam bir gişe başarısı elde etti. Yapım ekibi imkansız gibi görünen bir iş başarmıştı: İkon olmuş Rocky filmlerinin ruhuna ve tarzına sadık kalırken, bir yandan da kendi yolunu çizmiş bir film yapmışlardı -bu da hikayenin genç kahramanı olan, hiç tanımadığı dünya ağırsıklet boks şampiyonu babasının izinden giderken kendi efsanesini yaratma peşindeki Adonis “Donnie” Creed’in yaptığından pek farklı değildi.

Adonis’in -Rocky’nin bir dönem rakibi, sonrasında ise dostu ve koçu olan boks efsanesi Apollo Creed’in gayrimeşru oğlu- hayatının ilk dönemlerini de aktaran film, Rocky yapımlarının dokusunu yeniden hayata geçirdi. Bir rüyanın peşinden koşan, kendi kimliğini arayan ve kendi değerini kanıtlama fırsatı için dövüşen genç bir boksörün çarpıcı bir portresini sunan senaryo, yeni kuşak için yeniden bir fabla dönüştü.

“Rocky” en yüksek gişe hasılatını elde ettiği, on dalda Oscar adayı olup (Yılın En İyi Filmi dahil) üçünü kazandığı 1976 yılında bu kuşak henüz doğmamıştı. İşte o film o dönemde ismi duyulmamış olan, günümüzün yıldız oyuncusu ve senaristi Sylvester Stallone’un kariyerinin çıkış noktası oldu.

1976 ile 2006 arası altı film ve 2015’te “Creed”den sonra, ekibi “Creed II: Efsane Yükseliyor”la yeni bir zemin oluşturmaya motive eden şey, yeniden doğuş ruhuydu -ve bir baba ya da oğul olmanın ne demek olduğuna dair duygusal temaydı.
Tüm Rocky ve Creed filmlerinde yapımcılık görevini üstlenmiş olan Irwin Winkler şunları aktarıyor: “Michael B. Jordan’ın çok güzel bir şekilde canlandırdığı Adonis Creed karakteri harika bir fikirdi. Bunun bir sonraki adımında karakteri geleceğe taşımak, Rocky’yle, aşkı Bianca’yla ve onu evlat edinmiş annesi Mary Anne’le ilişkisinin derinlerine inmek, yıldızı yükselen bir boks yıldızı olarak spot ışıklarında yaşamaya nasıl yaklaştığını göstermek çok doğal bir gelişimdi”.




“Creed II: Efsane Yükseliyor” hiç tanımadığı babasının efsanevi mirasıyla yüzleşme peşindeki Adonis’in Apollo’nun ölümünden sorumlu adamla karşı karşıya gelmesini ve Rocky’nin otuz küsur yıl sonra kendi travmasıyla yüzleşmesini irdeliyor.
Adonis kendisinden önce babasının ve Rocky’nin yaptığı gibi ağırsıklet şampiyonu unvanını elde ettikten sonra bu başarının anlamı konusunda içsel bir mücadele vermeye başlar: Kendi için mi dövüşmektedir, hiç tanımadığı babası için mi?

Bu arada, Ukrayna’da bir yerlerde, Adonis’i tarihle yüzleşmeye zorlayacak biri vardır: ABD-Sovyet süper maçında Rocky’ye yenilmesinden önce ringde Apollo Creed’i öldüren İvan Drago. İvan süper maçı kaybettiğinde, her şeyini yitirmiştir. Dolayısıyla, oğlu Viktor zor bir hayat yaşamak zorunda kalmış ve nefret etmeyi öğrenerek boks çalışmıştır. Adonis ağırsıklet şampiyonluk kemerini kazanınca, İvan ve Viktor Drago bekledikleri fırsatı bulduklarını düşünürler ve ailelerinin kefareti için Adonis’i yenmeye azmederler.

Rocky maça çıkmaması için Adonis’i uyarırsa da, Adonis eğer önüne bakmak istiyorsa babasının efsanevi mirasıyla yüzleşmek ve hem sevdiği insanlar hem de kendi için olabileceği en iyi insan olmak zorundadır.
“Ben hayatın döngüsel olduğuna yürekten inanıyorum -dönüp dolaşıyor ve tekrar tekrar geri dönüyor” diyen Stallone, bir zamanlar Drago’nun Rocky’ye yenildikten sonra eski Sovyetler Birliği’ndeki hayatını irdelemeyi düşünmüştü.
“Creed”le birlikte Rocky serisi ebeveynlik, babalar-oğullar ve çocuklara kalan miras gibi temaları daha derinden incelemeye başlayınca, Stallone yeniden Drago’yu hatırladığını aktarıyor: “‘Creed II: Efsane Yükseliyor’un hikaye örgüsünü düşünmeye başladığımda, ‘Bu film babanın günahlarıyla ilgili olmalı’ diye düşündüm. Adonis efsanevi bir mirasın yükünü taşıyan tek oğul olmamalıydı. Bu yüzden, ‘İvan Drago’nun da bir oğlu olsa neler olurdu? Bu oğul ne tür bir miras devralacaktır?’ gibi sorular üzerinde durdum”.




“‘Creed II: Efsane Yükseliyor’da, Rocky’nin geçmişi onu ve beraberinde Adonis’i de yakalıyor çünkü babasını öldürmüş adam söz konusu olduğu için o da olayların içine çekiliyor” diyen Stallone, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Apollo’nun esasen İvan’la gösteri maçına Rocky’nin yerine çıkıp ölmesi Rocky’nin hayatının en karanlık anıydı. Adonis de babasının intikamını almak için İvan’ın oğlu Viktor’u yenmesi gerektiğini düşünüyor. İvan ise, Rocky’ye yenilince sahip olduğu her şeyi kaybetmiş ve yıllar boyunca oğluna nefret ve intikam duygusu aşılamaktan başka bir şey yapmamış. İvan kaybeden biri olmadığını tüm dünyaya kanıtlamak istiyor ve bunun için Viktor’u kullanıyor. Rocky ise tarihin tekerrür edeceğinden korkuyor”.

Adonis’in ringde İvan Drago’nun oğluyla dövüşerek babasının intikamını alması fikri bu karmaşık karakter için doğal, hatta kaçınılmaz bir ilerleme gibi göründü. Adonis’in yolculuğu kısmen hayatıyla, kim olduğuyla ve neden dövüştüğüyle ilgili soruların yanıtını arayışından oluşuyor. “Bunun ilginç bir tema olacağını düşündüm; karakterleri ve hikaye örgüsü bir bakıma Shakespeare oyunlarını andırıyor” diyor Stallone ve ekliyor: “Ayrıca, iki nesil ve popüler karakterler aynı potada eriyor”.

Hikaye örgüsü Adonis’in Bianca’yla başladığı yeni hayata ve çocuk sahibi oluşlarına da -kaçınılmaz olarak geçmişi gündeme getiren bir olay- ışık tutuyor. Baba figürü olmadan büyümüş Adonis için, Viktor Drago’yla yapacağı bu dövüş duygusal bir yapbozun kayıp parçasıdır.
“Creed II: Efsane Yükseliyor”un yönetici yapımcılarından da olan Jordan bu konuda şunları aktarıyor: “Sly, Drago’yla ilgili hikaye örgüsünü bulduğunda her şey yerli yerine oturdu. Adonis’in tıpkı Apollo gibi boksör olması ve Viktor’un da kendi babası gibi boks yapıyor olması son derece doğaldı. Boks dünyasında, dövüşçülerin oğulları genellikle spor salonunda babalarını izleyerek büyürler ve çoğunlukla onları örnek alıp bu spora başlarlar. Dahiyane bir fikirdi bu”.
Rocky ve Creed serilerinin zengin dokusunda çeşitli çarkları ve karakterleri bir araya getiren bir fikir olduğuna da şüphe yoktu.




“Film inanılmaz heyecanlı, dokunaklı ve eğlenceli bir hikaye anlatma fırsatının yanı sıra, Adonis Creed ile Rocky Balboa’nın yolculuğunun çok organik bir uzantısıymış hissi de yarattı” diyen yapımcı William Chartoff, merhum babası Robert Chartoff’un yapımcılığını gerçekleştirdiği Rocky serisiyle büyümüştü.
William “Rocky IV”te de çalıştı; ayrıca, 2006 yapımı “Rocky Balboa”nın ve “Creed”in yapımcılığını üstlendi.
“Artık dünya şampiyonu olan Adonis, birden bire babasının ölümünden sorumlu olan kişiyi karşısında buluyor -ve sonra da onun, Florian Munteanu’nun çok başarılı bir şekilde canlandırdığı, tam bir canavar olan oğlu Viktor’la ringe çıkıyor. Bu dövüşlerin hem karakterlerimiz hem de serinin devam eden mitolojisi için ne anlama geldiğinin muazzam potansiyelinin farkındaydık” diyor Chartoff. 

“Creed II: Efsane Yükseliyor” karakterler için çıtayı yükseltmekle kalmıyor, sinemaseverlerin sinemanın en popüler ve başarılı dramatik spor filmleri serisinden bekledikleri heyecanlı antrenman ve dövüş sekanslarını sunuyor. Bunlar arasında, Moskova Olimpiyat Stadyumu’nda Adonis ile Viktor arasındaki şampiyonluk maçı ve Rocky’nin Adonis’i çalıştırmak için götürdüğü, Death Valley-California’daki iptidai antrenman kampı da bulunuyor.
“Bir takım şeyleri hep taze soluklu tutmayı ve yeni fikirler bulmayı hedefliyoruz. Dolayısıyla, ilk Creed filminde çok başarılı bir şekilde işlediğimiz konsept ve fikirlerde tekrara düşmemek konusunda dikkatliydik” diyen yapımcı Charles Winkler da Rocky serisiyle büyüyüp “Rocky Balboa”nın yönetici yapımcılığını ve ikinci birim yönetmenliğini, “Creed”in ise yapımcılığını gerçekleştirmiş bir isim.
“Seyircilerin pek çoğu bu karakterlere aşina oldukları için, geçmişlerinde yatan trajediyi ve düşmanlığı biliyorlar ki bu bir artı. Ve bu filmde, söz konusu karakterleri daha da geliştiriyor, elimizdeki yeni fikirlerin hayata geçmesini sağlayan harika başka karakterler de ekliyoruz” diyor Winkler.




Kamera arkasında da çok önemli yeni bir isim “Creed II: Efsane Yükseliyor”la bayrağı devraldı. Ödüllü bir bağımsız sinemacı olan Caple, “Creed II: Efsane Yükseliyor”un yönetmenlik koltuğuna oturmadan önce, Emmett Till’in yaşamını ve ölümünü konu alan bir HBO dramasının senaryosunu kaleme almış, Netflix belgesel dizisi “Rapture”ı yönetmişti.
Caple’n ilk sinema filmi olan “The Land”, 2016 Sundance Film Festivali’ndeki galasından önce IFC’ye satılmıştı. Bu film Caple’a “Hollywood & Entertainment 30 yaşın altındaki 30” listesinde sağlam bir yer getirmişti.

Karakterler ve aksiyonun dinamik bir karışımını içeren, Caple’ın memleketi Cleveland-Ohio’da çekilen “The Land”, “Creed” ve orijinal “Rocky”yle aynı kasvetli, eski ekol gerçekçilik tarzına sahipti.
Jordan, Caple’ın film için aynı vizyonu paylaşmanın da ötesinde, yaratıcılığı ve kişiliğinden ötürü “Creed II: Efsane Yükseliyor”un yönetimi için mükemmel bir seçim olduğunu söylüyor: “Ryan Coogler’la çok güçlü bir ilişkimiz vardır. Kendisinin çalışma takvimi bizimkiyle uyuşmadığı için Steven’ı önerdiğinde -tanıdığı, güvendiği ve yine bizim kuşaktan olan biri- heyecanlandım” diyen Jordan, şöyle devam ediyor: “Steven’la çalışmak bir nimetti. Gerçekten zeki ve aşırı işbirlikçi. Ayrıntılar üzerinde çok düşünüyor ve filme kendi kasvetli, duygusal ve gerçekçi tarzını yansıtıyor”.

Chartoff ise, “Yönetmen koltuğunu Ryan Coogler’dan devralacak bir sinemacı yaratmak zorunda olsaydık, o kişi Steven Caple Jr. olurdu” diyor ve ekliyor: “Steven’ın anlayışı Ryan’ınkinden azıcık farklı. Ve Steven hikayenin herhangi bir anında karakterin, sadece yüzeyde değil içten içe de, neler yaşadığını fark etmede çok becerikli. Olağanüstü konsantre ve muazzam yetenekli. Steven bu filmi yönetmeyi kabul ettiği için çok şanslıyız”.

Caple Rocky filmlerinin çok büyük bir hayranıydı. “Rocky’yi ilk kez çocukken izlemiştim; yakın zamanda yeniden izledim. Bugün bile o gün olduğu kadar güncel” diyen Caple, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir mazlumun hikayesiyle her zaman özdeşleşebilirsiniz; tutku duyduğu bir şey için mücadele eden biriyle her zaman özdeşleşebilirsiniz. Tüm Rocky filmleri o ruhu taşıdı; ve Adonis Creed’in hikayesi de bu destanı benim için başka bir bağlantı düzeyine taşıdı”.




Caple, Rocky film serisinin yeniden yaratılmasını ilham verici bulduğunu, “Creed”de sunulmuş temaları ve karakterleri irdeleyip üzerlerine bir şeyler inşa etmeye istek duyduğunu belirtiyor.
“İki efsane sinemacıdan bayrağı devraldığınızda, önünüzdeki en büyük zorluk onların tüm yaptıklarına sadık kalırken, kendi damganızı da vurabilmektir” diyor Caple ve ekliyor: “Sly özünde bir sinemacı ve muazzam bir işbirlikçi; aynı şekilde Ryan da öyle. Her ikisi de benim bu filmi sahiplenebilmeme izin vererek çok yardımcı oldular”.

“Creed II: Efsane Yükseliyor”da, Caple bir başka heyecan verici fırsata da sahipti: İvan Drago’nun dönüşü ve oğlu Viktor Drago’nun ortaya çıkışıyla film serisinin mitolojisinin çok önemli bir kısmını geliştirmek.
“Rocky IV”te, 1.96’lık Rus boksör kanlar içindeki, ölümcül derecede yaralanmış Apollo Creed’in tepesine dikilip, hiç pişmanlık duymadan, “Ölürse ölsün” dediğinde, Drago karakteri Rocky destanının en unutulmaz kötü adamı olarak yerini sağlamlaştırmıştı.
Caple “Creed II: Efsane Yükseliyor”u Drago-Creed hikaye örgüsüyle bir “intikam filmi” yapmaktan kaçınmaya kararlıydı. Bu amaçla, Adonis ve Viktor için nelerin risk altında olduğuna odaklandı: Kendilerine ait rüyaları olan, babalarının efsanevi miraslarına takılıp kalmış ve belki de aynı trajedinin bağlantılandırdığı iki oğul.

İlk sahneler İvan ve Viktor’un Ukrayna’daki hayatlarını gözler önüne seriyor: Boşlukta ama bir şeylere aç bir baba-oğul… gözlerinde İvan’ın kendinden alındığını düşündüğü bir zaferin izleri… Viktor’un sadece duyduğu, hiç bilmediği bir dönemden kalma hatıralar. “İvan ve Viktor Drago’nun karakterlerinin derinliklerini gerçekten irdelemek istedim” diyen Caple, şöyle devam ediyor: “Bir bakıma, bir başlangıç hikayesi vardı elimde: 1985’teki dövüşten sonra neler olmuştu ve İvan’ın Rocky’ye yenilmesinin ardından dışlanmış olarak hayatlarını sürdüren bu iki karakterin motivasyonları ve yaşadıkları acılar nelerdi? İvan’ı yıllardır görmedik, ona ne oldu? İvan tam olarak nelere maruz kaldı? O zamandan bu yana hayatlarının neye benzediğini bilmek istedim. Drago alt hikayesine girip onu hayata döndürmek harikaydı”.

Caple biliyordu ki Creed-Drago karşılaşması film için heyecan dolu bir yüksek risk çerçevesi oluştursa da, en büyük dramatik vuruşlar bu iki genç dövüşçünün ve çevrelerindekilerin duygusal yaşamını mercek altına almakla sağlanacaktı.
Caple bu konuda şunları söylüyor: “Hep dönüp dolaşıp tek bir kökene geliyoruz: Bu hikaye neyle ilgili? Çünkü biz boksla ilgili olmadığını biliyoruz. Sağ kroşe ya da sol direkle alakalı değil. Ringdeki iki insanın arasındaki ilişki ve ikisinin köşedekilerle, ring kenarındakilerle, hatta kalabalıkla ve medyayla ilişkileri ve tüm bunların neyi temsil ettiğiyle ilgili. Tüm bunlar o iki boksörün ruhuna nasıl işliyor? Ringdeki aksiyon, boksörlerin sevenlerini nasıl etkiliyor? Gerçekten neyin önemli olduğuna odaklanmak için her zaman ringin ötesindekine geri dönüyoruz: Karakterlerin yolculuklarına”.

Lundgren Rocky ve Creed filmlerinde kilit metaforların çoğunun bizi birleştirdiğini çünkü karakterlerin çok özdeşleşilebilir, çok insan olduğunu vurguluyor. “Kendi sahnenizi çekip, onun üzerinde düşünmenin, ne tür bir hikaye anlatıldığını görmenin hakikaten büyülü bir yanı var” diyen Lundgren, şöyle devam ediyor: “Bir Rocky ya da Creed filminden keyif almak için boks hakkında herhangi bir şey bilmeniz gerekmiyor. Özünde bu filmler boksla ilgili değil, hayatla ilgili. İnsanları kendi hayatları ve hayalleri üzerinde düşünmeye teşvik ediyorlar. Ve ‘Creed II: Efsane Yükseliyor’da, Steven Caple Jr. bence buna gerçekten fazlasını kattı. Artık temalar daha da derinleşiyor”.




AİLE, BABA OLMA VE HAYATININ DÖVÜŞÜ

ADONİS: Sevdiğin şeyi yapmazsan, müzik yapmazsan, kimseye bir faydan olmaz. Ve ben de bunu doğru şekilde ele almazsam, kimseye bir faydam olmaz. Ve ben artık tek kişilik bir ordu olamam. Sen de olamazsın. … Onu yeneceğim. 
BIANCA: Yensen iyi olur.

Kariyerlerinin ve yeni elde ettikleri şöhretlerinin gerekleri ile ilişkilerini geliştirmek arasında dengeyi kurmaya çalışan Adonis ve Bianca’nın yolculukları devam etmektedir. İki genç nişanlanıp çocuk sahibi olduklarında, beraberce aşmaya çalıştıkları engeller filmin kalbini oluşturur.
“Aile, filmin konusunun özünü oluşturuyor; Rocky filmlerinde her zaman olduğu gibi” diyor Caple. Rocky’nin Adonis’e boks konusunda öğrettiği şeylerden biri, en zorlu rakibin ringdeki diğer boksör değil aynada gördüğü kişi olduğudur. Ve “Creed II: Efsane Yükseliyor”da, Adonis, elde ettiği başarıya rağmen, hâlâ kendiyle mücadele etmektedir.
Jordan canlandırdığı karakter hakkında şunları söylüyor: “Bence Adonis, şampiyon olduğundan beri, kendini bir mazlum gibi hissediyor. Kendini hiç şampiyon gibi hissettiğini sanmıyorum. Kendini hiç mutlak kazanan biri olarak görmüyor; bunu oynamak ilginçti. Hep kanıtlaması gereken bir şey varmış gibi hissediyor. Neden kendimi boş hissediyorum, neden bütün hissetmiyorum, diye merak ediyor. Adonis’in bu soruları yanıtlayıp hayatına devam etmeden önce, geriye dönüp bakması gerek. Merhum babasıyla olan bağlantısı sanki hep bir gölge boksörle dövüşüyor gibi hissetmesine neden oluyor; ona dokunamıyor, Apollo’yla aynı mı yoksa ondan farklı mı bilemiyor. Adonis kendini yalnızca efsane ve öykülerle, sembolizmle kıyaslayarak ölçebiliyor. Geçmişi birçok katman içeren genç adamın nereden geldiğini bilmesine yardımcı olmak için Rocky ve Mary Anne’in bile yapabilecekleri sınırlı”.




Jordan sözlerini şöyle sürdürüyor: “Birden bire, geçmişten gelen bir yankı Adonis’i karanlık bir yola sürüklüyor. Adonis bu yolda neden dövüştüğünü ve muhteşem bir dövüşçü olmak için gerekenlere gerçekten sahip olup olmadığını sorguluyor. Bu film neyin önemli olduğunu fark etmek için bazen karanlık bir yolda ve ateşte yürümeniz gerektiğini gösteriyor. Korkularınızla yüzleşmeli ve acı çekmelisiniz”.

Tessa Thompson “Creed II: Efsane Yükseliyor”la şarkıcı-besteci Bianca Taylor rolüne geri dönmekten memnundu, çünkü Jordan gibi o da daha önce bir devam filmi yapmamıştı. Her iki oyuncu da karakterlerinin yolculuğunu sürdürmeye istekliydiler.
Thompson, “Michael da ben de bu karakterleri oynamayı seviyoruz. İlk filmde aramızda gerçek bir bağ oluşmuştu. O zamandan beri irtibatta kaldık ve dostluğumuzu sürdürdük, çeşitli vesilelerle görüştük. Aradan hiç zaman geçmemiş gibi geliyor. Sanki birlikte büyüyormuşuz gibi hissediyorum” diyor.
Jordan ise şunu ekliyor: “Tessa’yla hep şunu söylüyoruz: Adonis ve Bianca artık yetişkin oluyorlar. Tabi ki ilk filmde de yetişkindik ama aradan üç yıl geçtikten sonra insan kendini daha olgun hissediyor. Kendimizi yetişkinlerin sorumluluklarına sahip insanlar olarak görüyoruz”.

Jordan ve Thompson, karakterlerinin filmde yaşadıkları şeylerin pek çoğunu kendi hayatlarında da yaşadıklarını fark ettiler. Thompson şunu söylüyor: “Bu filmde, hem Donnie’nin hem Bianca’nın şöhretle ve belli bir başarı düzeyiyle başa çıkmaya çalıştıklarını görüyorsunuz. Benim ve Mike’ın hayatında da ‘Creed’i yaptığımızdan bu yana çok şey olup bitti. İkimiz de halkın gözü önünde olmak ile kişisel yaşamlarımız arasındaki o alanda dengeyi bulmaya çalışıyoruz. Filmde bunun da yansımalarının olması ilginç”.

“Creed II: Efsane Yükseliyor”da, Adonis ve Bianca evliliğe adım atmanın -özellikle de Bianca’nın bebek beklediğini öğrendiklerinde- kişisel ve profesyonel hayat arasındaki dengeyi illa kolaylaştırmadığını fark ediyorlar. “İki kişi bir aile kuracaklarsa, onlar için riskler daha da büyüyor. Gerçekten aynı düşünmeleri gerekiyor” diyor Thompson.




Müzik Bianca’nın hayatının önemli bir parçası olarak kalır. Onu son gördüğümüzden bu yana, memleketi Philadelphia’da bir hayran kitlesi oluşturmuştur ve plak şirketlerinin ilgisini çekmeye başlamıştır. Bir plak şirketiyle anlaşma imzalayan Bianca, şirket tarafından tutkusunun ve albüm yapma hayalinin peşinden gitmesi için Los Angeles’a çağrıldığında, Adonis arada kalır: Özellikle, ağırsıklet şampiyonluk unvanını korumak için nasıl ve ne zaman maç yapması gerektiğini belirlemeye çalıştığı şu dönemde, koçu ve akıl hocası Rocky’yi bırakmaya isteksizdir; ama bir yandan da Bianca’ya destek olmayı arzu etmektedir. Bianca ilerleyen işitme kaybından dolayı zamanın kendi yanında olmadığını bilmektedir.
“Müzik yaşamını bir sonraki seviyeye taşıma anlamında, ne yapması gerektiğine şimdi karar vermek zorunda” diyor Thompson ve ekliyor: “Hâlâ becerebilirken müzik yapmak istiyor”.

Thompson, Bianca’nın işitme kaybını kabullenmeye başlayınca işaret dili öğrenmeye daha istekli hâle geldiğini belirtiyor. Thompson ilk filmde iletişim bozuklukları eğitimi almış bir işaret dili tercümanı Zinzi Evan’la -Coogler’ın o zamanki nişanlısı, şimdiki eşi- çalışmıştı.
“Creed II: Efsane Yükseliyor”da, Bianca ve Adonis işaret dilini birbirleriyle samimi ve mahrem bir şekilde iletişim kurmak için kullanıyorlar. “Bu filmde işaret diline birazcık daha fazla yöneldik çünkü filmde karakterlerin daha benimsedikleri bir şey bu” diyen Thompson, buna ek olarak bir kez daha beste yapma sürecine dahil oldu. Aktris, Bianca’nın gelişen sound’unu oluşturmak üzere besteci ve yapımcı Ludwig Göransson’la yeniden bir araya geldi. Göransson ise projeye Bibi Bourelly ve James Fauntleroy gibi üst düzey bestecileri ve sanatçıları getirdi.

“Bianca’nın tarzının ve sesinin genişlemesini ve daha geniş bir kitleye ulaşmasını arzu ettik” diyen Thompson, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bianca’nın sevdiğim yanı, kendi menajerliğini yapması ve dünyasında pek çok şeyin olup bitmesi. Sound’u olgunlaşmış ve gerçekten de yeni, taze soluklu bir şey hedefliyor. Şu anda yaptığı müzik de onun bir yansıması. Müziği ben de çok severim. Film için yazdığımız müzik, eğer müzisyen olsaydım benim yapacağım türden bir müzik hissi veriyordu. Bu çok hoştu çünkü bu müziği yaşamak için Bianca’nın arkasına saklanabiliyordum”.




Müzisyen bir aileden gelen ve zamanında bir grubun solistliğini yapmış olan Thompson, filmde üç şarkıyı seslendirdi. Bianca bunlardan biri olan, ilahi tarzındaki “I Would Go to War”u,  Moskova Olimpiyat Stadyumu’nda, Viktor Drago’yla yüzleşecekleri ringe doğru ilerleyen Adonis ve Rocky’nin önünden yürürken söylüyor. “‘I Would Go to War’u söylediğim sahnenin en hoş yanı, Bianca’nın Adonis’e, ‘Bunun senin için ne anlama geldiğini biliyorum, senin yanındayım’ demesi. Adonis’i desteklemek ve bebeğe bakmak için müziğinden bir adım geri atan Bianca, artık hayallerinin kendi için ulaşılmaz olup olmadığını merak ediyordu. Şimdi ise, onun orada şarkı söylediğini gördüğümüzde, güzel bir gelişmeye tanık oluyoruz” diyor aktris.

Adonis’in ring içinde ve dışında, iniş çıkışlarda yolunu bulmasına yardım eden bir baba figürü var: “Amca”, yani Rocky. “Creed II: Efsane Yükseliyor”da, Bianca da Adonis’in manevi annesi Mary Anne’in öngörülerinden, bilgeliğinden ve rehberliğinden yararlanıyor.
Jordan, “Bu filmde Mary Anne karakterinin daha fazla yer bulması ve ailenin büyüyüp yakınlaştığının gösterilmesi bence gerçekten önemliydi” diyor ve ekliyor: “Mary Anne, Adonis’in hayatının büyük bir parçası; Bianca ile Mary Anne arasında bir ilişki olduğunu görmek sahiden güzeldi. Bunlar gerçekten yürek ısıtan sahneler”.

Thompson ve Jordan için, Rashad’ın geri dönüşü gerçek bir aile buluşması gibiydi; performanslarını da güçlendiren bir aşinalık ve rahatlık söz konusuydu. “Ortam rahat ve daha elverişli olduğunda, daha çok risk alabilme olanağı doğuyor” diyen Thompson, şöyle devam ediyor: “Phylicia’nın tekrar bizimle olması heyecan vericiydi. O, daha kariyerim başlamadan önce bile örnek aldığım bir kadın ve sanatçıydı. Birkaç gün ring kenarında oturup sohbet ettik ve birbirimizi gerçekten tanıma fırsatı yakaladık. Sanırım kişisel olarak birbirimize duyduğumuz yakınlık filme de yansıdı -ki bu da filmin gerçek hayatı kopyalamasının bir başka örneği”.

Hem Thompson hem Jordan, Mary Anne’in genç çift henüz fark etmemişken Bianca’nın hamile olduğunu bildiği akşam yemeği sahnesinin çekimlerinin, yapımdaki en çarpıcı kesitlerden biri olduğunu düşünüyorlar. “Mary Anne’in annelik sezgileriyle o aile dinamiğinin içine girişini görmek çok hoşuma gitti. Öylece biliveren bir annenin bilgeliği… Bianca ile Adonis’in bebeklerinin olacağını anında bildiği o anda, Phylicia öylesine asil ve şık ki…” diyor Jordan.

Thompson gerçek hayatta profesyonel bir boksörün eşi olan, Andre Ward’la evli Tiffany Ward’u dinlerken ve izlerken Bianca karakteri için çok şey öğrendiğini belirtiyor. Tiffany hem Thompson’a hem yapım ekibine boksörlerle eşleri arasındaki birliktelik hakkında çok değerli içgörüler sundu (Tiffany filmde Andre ve çocuklarıyla birlikte kısa bir süre görünüyor).
Thompson bu konuda şunları aktarıyor: “Tiffany’nin Andre maça gittiği zamanları öyle bir anlatıyordu ki sanki o da ringde kocasıylaymış gibiydi. Steven Caple Jr.’a şöyle şeyler söyledi: ‘Rakiplerimizi izliyoruz’, ‘Hazırlanıyoruz’. Her cümlede ‘biz’ vardı. Biz de filmin dokusuna bunu işledik: Bianca ve Adonis ‘Biz’ oldular. Bianca ringde onunla birlikte”.

Bianca, kariyerinde bazı fırsatlar doğmuşken, Adonis’in fiziksel ve duygusal olarak mücadele verdiği bir dönemde ondan ihtiyacı olan desteği doğru zamanlamayla nasıl alabileceği konusunda Mary Anne’e akıl danıştığında, Mary Anne hiç duraksamadan bir beraberlikte ve bir ekipte işlerin karşılıklı yürüdüğünü söyler: “Sen her adımda onun köşesinde oldun. Şimdi ona senin köşende olma şansı ver. Siz bir ekipsiniz -asla unutma, bu iş karşılıklıdır”.




KEFARET İÇİN SAVAŞAN BİR BABA-OĞUL

IVAN DRAGO: Senin yüzünden her şeyimi kaybettim. Ülkemi, saygınlığımı, eşimi… Oğlum senin çocuğu parçalayacak.

Adonis babasının bıraktığı mirasla başa çıkmaya çalışırken, dünyanın bambaşka bir yerinde mükemmelliğe ulaşmayı isteyen bir başka genç boksör de kendi babasının başına gelen şeyle yaşamaktadır. Olimpiyat boks şampiyonu İvan Drago, yıllar önce kendi ülkesinde Rocky Balboa’yla yaptığı maçta aldığı küçük düşürücü yenilgiden beri çok zor bir hayat yaşamaktadır. İvan o gece sadece bir boks maçı kaybetmemiştir; karısını, evini, ayrıcalıklarını ve itibarını kaybetmiştir. Sovyetler tarafından bir üstünlük abidesi olarak göklere çıkartılmışken, kendini Ukrayna’da dışlanmış biri olarak bulmuştur; bir zamanlar aynı ülkede yenilmez Sovyet gücünün gururlu simgesi olan bu adam, artık yıkılmış ve kızgın birine dönüşmüştür. 
İvan’ın kaybetmediği tek bir şey vardır: Oğlu Viktor. Ve geçen yıllar içinde, Viktor’un büyüyüşünü izlerken, genç oğlunu kefaret ve intikam için bir fırsat olarak görmüştür.

“İvan yıllar önce Rocky’yle dövüştüğünde, yenilgisiz bir Olimpiyat şampiyonuydu; Sovyetler Birliği’nde bir kahraman ve ünlü bir şahsiyetti” diyor Lundgren ve ekliyor: “Ama artık Ukrayna’da bir kulübün bodyguardlığını yapacak kadar kötü duruma düşmüş. Oğlunu ailenin şanına geri kavuşmak için bir araç olarak görüyor”.

Milli kimliğinin, kişisel gururunun ve tamamen Rocky Balboa’ya odaklanmasının otuz yıl önce İvan’ın bakış açısını çarpıttığını belirten Lundgren, “Bunca acıya ve öfkeye sahip, kendini vatandaşları tarafından yanlış anlaşılmış hisseden birini resmetmek ilginçti. İvan bütün bunların suçlusu olarak Rocky’yi görüyor. Tüm bunlardan bir sonuç çıkarıyor ve bütün dünyaya öfke besliyor. Benim karakterle yapmaya çalıştığım şey, kimsenin hayal edemeyeceği kadar fazla öfkeye ve kefaret ihtiyacına sahip bir adam görmekti. Bu adamın Adonis’le olan maçın kendisiyle değil oğluyla ilgili olduğunu anlaması gerekiyordu. Hikayede çok güzel ve karmaşık olan kısım buydu” diyor.




Hiçbir yere varamadıkları bu varoluş içinde, yıkık dökük bir apartman dairesinde büyüyen Viktor’un bildiği tek şey, iki işte birden çalışmak ve her gün saatlerce antrenman yapmaktır. Viktor babasının koçluğunda yaptığı on dört ağırsıklet maçının hepsini nakavtla kazanmıştır ve onu besleyen şey babasının geçmişidir.
“Viktor daha iyi bir hayat için dövüşüyor ama onun esas istediği şeyler aile ve sevgi çünkü bunlara hiç sahip olmamış” diyor Munteanu ve ekliyor: “Annesi Ludmilla artık onlarla değil. Babasının on yıllar öncesinden kendi sorunları var. Viktor bir oğul olarak sevildiğini, hatta takdir edildiğini hissetmiyor; ve bu onun en büyük iç mücadelesi”.

Caple, İvan Drago karakteri sayesinde eski bir kötü adamın yeni yönlerini ortaya çıkaracak olmaktan heyecan duyduğunu aktarıyor. “Onu yeni ve gerçekçi bir şekilde geri getirmek harikaydı. Dolph benim bu temayla oynamama gerçekten izin verdi; karakteri portrelemek için kendini açtı ve karakterin derinliklerine ulaştı. Bunu ‘Rocky IV’te yapamamıştı, çünkü karakterin o filmdeki varlığı farklı bir amaç taşıyordu”.

1985’te, İvan Drago’yu canlandırmak Lundgren için hayatını değiştiren, kariyerini başlatan bir olaydı. İsveçli aktör bu konuda şunları aktarıyor: “‘Rocky IV’ün galasına gittiğimde kimse beni tanımıyordu. Galadan çıkarken ise, herkes tanıyordu!”
Fakat yeni elde ettiği şöhret popüler bir aktör ve yapımcı olmasının yolunu açtıysa da, Lundgren bu karaktere geri döneceğini hiç tahmin etmiyordu. “Yetmişten fazla filmden sonra, yeniden İvan Drago’yu canlandırmak için burada olacağım aklımın ucundan geçmezdi!”
diyen aktörün karaktere hissettiği bağ yeni filme de yansıyor: “‘Creed II: Efsane Yükseliyor’da benim bir aktör olarak otuz yıl sonra aynı karaktere dönüp yaptığım şey şuydu: İvan’ın eskiden göstermek istediği ama gösteremediği bir başka yönünü ortaya koymak. Bu tıpkı, ‘Dolph şu anda nasıl biri?’ demek gibi. Bunu da kısmen görüyorsunuz ama tabi İvan Drago maskesinin ardından” diyor Lundgren.




Aktör, ‘Rocky IV’ten bu yana geçen yıllarda, birilerinin kendisine İvan Drago’nun adından söz etmediği neredeyse bir gün bile geçmediğini söylüyor: “Her gittiğim yerde başıma geliyor, dünyanın her yerinde. Sanırım İvan yıllar içinde ikon hâline gelen şu karakterlerden biri. Burada çok önemli bir tema var: Zamanın geçtiği. Stallone pek çok filminde doğuştan sahip olduğu gerçekliği yapıtlarına yansıtma yeteneğini ortaya koyuyor. Filmde kendi hayatı ve Rocky’nin hayatından, benim hayatımla İvan Drago’nun hayatından bazı şeyler var. İkimiz arasında geçen ilk sahnede, Rocky şöyle diyor: ‘O olayın üzerinden milyon yıl geçti’. İvan ise şu karşılığı veriyor: ‘Bana daha dün gibi geliyor’. Tüm bunlar birer yansıma.”

Lundgren 2010’dan itibaren hit film serisi The Expendables’da Gunner Jensen olarak Stallone’la kamera karşısına geçti. Fakat kariyerinin en kötü şöhrete sahip karakterini yeniden üstleneceğini hiç düşünmedi. Sonra bir gün Stallone’dan bir telefon mesajı aldı. Lundgren bu olayı şöyle aktarıyor: “Kısa sayılabilecek bir mesajdı; ‘İvan Drago’yu tekrar canlandırmayı düşünür müsün? Babaların günahları gibi bir konu var aklımda’ diyordu. ‘Vay canına, ilginçmiş!’ diye düşündüm’”.

Stallone, “İnsanlar yaşlandıkça hayallerini ya da becerilerini terk etmezler; Drago da gerçekleşmemiş hayalleri temsil ediyor” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “Fakat şan ve şöhreti yerle bir olmuş pek fazla insan olduğunu sanmıyorum. Bu tür insanlar hayat kendilerine ucuz numaralar yapmış, bel altı vurmuş gibi hissederler. Kötü sonlanmış anlık bir olayla her şey domino taşı gibi çökmüştür. İvan kendi eliyle gelen yıkımını -karısının onu terk edişini, ailesinin onu terk edişini, ülkesinin onu yüzüstü bırakışını, yoksulluk içinde yaşıyor oluşunu- tamamen Rocky’nin suçu olarak görüyor… Mutsuz; saldıracak bir yer arıyor. Ve bu filmde, öyle de yapıyor”.




Yönetmen Steven Caple Jr.’la İvan Drago’ya derinlik ve insaniyet katmak için birlikte çalışınca coşkusunun daha da arttığını söyleyen Lundgren , “Steven Caple süper yetenekli bir yönetmen. Daha tanışır tanışmaz ondan hoşlandım. Bu film için harika bir yönetmen olacağını hemen hissettim. Karakterler için vizyonu, baskı altındaki ve hayatta kalmaya çalışan insanları anlama şekli inanılmaz. Genç bir sanatçı olarak sahip olduğu bilgelik etkileyici” diyor.

Tüm bunlara ek olarak, Lundgren’in kendi babasıyla arasındaki sorunların İvan ve Viktor arasındaki dinamiğe benzerliği aktöre güçlü bir dayanak noktası sağladı. Lundgren bu konuda şunları aktarıyor: “Buhran döneminde büyümüş ve çok zorlu bir çocukluk geçirmiş olan babamla pek yakın değildik. Çocukken, doğal olarak, yaşadığı şeylerin babamı nasıl etkilediğini, belki de onlar yüzünden böyle biri olduğunu düşünmemiştim. Düşündüğüm şey, zaman zaman bana çok yanlış davranıldığıydı. Babam orduda görevliydi ve bana fiziksel sertlik uyguluyordu. Yani durumumuz Viktor ile İvan’ınkine oldukça yakındı. Kullanabileceğim pek çok malzeme vardı”.

Aktör sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu filmin güzel yanlarından biri, bir bakıma şiddet döngüsünü engellemeye ve insanların bunu anlamasını sağlamaya çalışması, özellikle de babaların ve oğulların. Ben babamı yaptığı her şey için affettim, ama gençken bir dönem bunu yapmak zordu. Filmlerde, böyle hikayeler beni her zaman yakalar”.

Lundgren’in İvan olarak Rusça konuşması gereken sahneler vardı. Birçok dil konuşmasına rağmen, bunun kendisine zor geldiğini belirtiyor. “Bu filmde kırk kadar Rusça repliğim var. Sanırım birileri İsveçli olduğum için Rusça da konuşabildiğimi sandı” diyor aktör gülerek ve ekliyor: “Ama Rusça bilmiyorum. Steven her şeyin gerçekçi olmasını istediği için Rus bir koçla çalıştım ama zordu”.

Lundgren, İvan’ın yaşadığı yoksulluk ve mücadeleyi yansıtabilmek amacıyla karakterin görünümünü ve yaşını değiştirmek için de Caple’la birlikte çalıştı. Bunu şöyle açıklıyor: “Steven’la dişlerimi daha kahverengi yapmayı, gri saçlar eklemeyi, daha solgun ve zayıf görünmeyi konuştuğum zaman önce buna biraz karşıydı. Ama sonra, bunu daha bile ileri taşımaya karar verdi. Böylece, benim önerilerime ek olarak, daha bol kıyafetler ve üç numara büyük ayakkabılar giymemi istedi. Dolayısıyla, Florian’la antrenman sekanslarında fiziksel olarak ne kadar çalışırsam çalışayım, yine de daha zayıf görünüyorum”.




UNVANA TALİP OLMA

ROCKY: Dinle, o çocuk nefretle yetiştirilmiş. Sen öyle büyütülmedin. Bu adam… tehlikeli olabilir.

“Creed II: Efsane Yükseliyor” yapımcıları Drago’nun oğlu Viktor rolü için, hem fiziksel olarak babası gibi uzun boylu ve heybetli, hem de oyunculuk ve boks yeteneği olan bir aktöre ihtiyaçları vardı. Bu kişinin, bir yandan ringde kasırga gibi esip korku salması, bir yandan da onaylanma derdindeki yaralı bir oğlu hayata geçirmesi gerekiyordu. Seçme süreci aylar sürdü ve tüm dünyaya yayıldı. Yapım ekibi çeşitli spor dallarından —dövüş sporları, kick boks, boks ve futbol— aktörlere ve sporculara baktılar. Yüzlerce fotoğraf, video ve demo kaydını değerlendirdikten sonra, Stallone nihayet Almanya’da 106 kilo ağırlığında ve 1.93 boyundaki boksör Florian “Big Nasty” Munteanu’yu buldu. 

Stallone, “Florian hakkında içime bir şey doğdu” dedikten sonra şöyle devam ediyor: “Böyle bir role oyuncu seçerken komple paket bulmanız zordur. Dövüşebilen iri yarı adaylarımız oldu ama oyunculukları yeterli değildi. Ya da harika görünen ama dövüşemeyen adaylar oldu. Florian eşsizdi”.
Bugüne kadar yaptığı maçlardaki galibiyet mağlubiyet sayısı 68-10 (altı beraberlik) olan amatör ağırsıklet boksör Munteanu’ya dövüş menajeri ilginç bir haber verdi: “Creed II: Efsane Yükseliyor” yapımcılarının onun fotoğraflarını görmüş, seçmelere katılmak isteyip istemeyeceğini sormuşlardı. Çok geçmeden —hevesli bir boksör olan babasıyla birlikte Rocky filmleri izleyerek büyümüş olan—  yirmi yedi yaşındaki Romanya asıllı Alman boksöre, “Sylvester Stallone seninle Skype görüşmesi yapmak istiyor” dendi.




“Benim çocukluk kahramanım olan Stallone’un karşısında Skype üzerinden seçmelere katılmak kesinlikle gerçeküstüydü” diyen Munteanu, şöyle devam ediyor: “Özellikle de, bir boksör olarak tüm Rocky filmlerini tekrar tekrar izlemişken, bilgisayar açılıp karşımda Stallone’u gördüğümde ve bunun gerçekten olduğuna ikna olduğumda yaşadığım duyguyu anlatmam mümkün değil”.
O aşama olumlu sonuçlanıp, bunun ardından Caple’la yapılan toplantıdan da olumlu bir bildirim çıkınca, Munteanu’nun ifadesiyle, iyi haber filmlere yakışır bir şekilde geldi: “Seçmeler için son durağım Los Angeles’tı. Noel’den hemen önceydi. Sonra Münih’e evime döndüm. Menajerim beni 23 Aralık gecesi aradı ama annem babam çoktan yatmıştı. Dolayısıyla, ertesi gün ailemle akşam yemeği yerken onlara güzel bir Noel armağanı olarak, rolü aldığımı söyledim. Böylesi senaryolarda bile olmaz”.

Stallone, Viktor Drago’yu bulmak için aylar süren oyuncu seçimi sürecinin, 30 küsur yıl önce İvan Drago’yu oynayacak bir aktör aradığı zamanki dokuz aylık sürece çok benzediğini söylüyor: “İvan’ı oynayacak birini bulmak dokuz ay sürmüştü. Dolph Lundgren’i bulmadan önce, binlerce fotoğraf taramış, demo kaydı ve canlı performans izlemiştik. Dolph eşsizdi. Çok yakışıklı, uzun boylu ve sarışındı; üstelik dövüşebiliyordu! İsveç’te ve Avrupa’da karate şampiyonluğu vardı, yani dövüşün gereklerini biliyordu. Florian da öyle. Gerçek hayatta da dövüşmeyi biliyor. Ayrıca, inanılmaz iri ve kaslı. Onunla ilk buluştuğumda, ‘Vay canına’ dedim. Üstelik rol yapma yeteneği de var”.

Lundgren de kendisi ile Munteanu arasındaki çok sayıda benzerlik karşısında hayrete düştüğünü ifade ediyor. “Aramızda birden fazla benzerlik var. Florian benim İvan’ı canlandırdığım yaşta. Ben de Avrupalıyım, o da. Her ikimiz de spor yapmaya ve dövüşmeye on yaşında başlamışız. Ben karate yapıyordum, o ise K-1 kick boks ve boks yapıyor. Sanırım Michael ve Stallone yaklaşık aynı boydalar; Florian da benimle aynı boyda; yani iki boksör arasındaki fiziksel karşıtlık da benziyor”.

Chartoff, Munteanu’nun seçilmesi konusunda şunları aktarıyor: “Eğer Sly’ın bir Rocky filminde olması gereken bir şeye ya da bir karaktere veya oyuncuya dair içine bir şey doğmuşsa, bunu dikkate alırsınız çünkü kimse seriyi onun bildiği gibi bilemez. Bu yüzden de, Sly bize Florian’ı getirdiğinde, onun niteliklerine baktık ve doğru kişinin o olduğunu anladık. Çok geçmeden, Munteanu önce Los Angeles’a, ardından Philadelphia’ya geldi ve ‘Creed II: Efsane Yükseliyor’un kapsamlı boks sekanslarının çekimi için gereken üç aylık antrenman ve koreografi çalışmalarına başladı”.




Viktor rolü için seçildikten sonra Munteanu’yla Los Angeles’ta bol bol birlikte vakit geçirdiklerini ve bu sayede kamera önünde işlerinin kolaylaştığını söyleyen Lundgren, “Sanki aramızda gerçekten bir baba-oğul ilişkisi varmış gibi hissettim çünkü onun dünyasına girmeme izin verdi. Birlikte antrenman yaptık, akşam yemeklerine çıktık, film ve karakterler hakkında saatlerce konuştuk. Ekranda, aramızda derin bir bağ görebilirsiniz” diyor.

Munteanu’yla beraber aylarca antrenman ve dövüş koreografilerini çalışan Jordan da rol arkadaşının dövüş ve oyunculuk becerilerinden etkilendiğini belirtiyor: “Florian süper alçakgönüllü; çalışmaya ve öğrenmeye istekli. Ringde boks koreografisinde aramızda gerçekten hızlı bir kimya oluştu. Florian role pek çok duygu ve çeşitlilik kattı. Performansı son derece katmanlı”.

Munteanu ise gerek Jordan’la, gerek “akıl hocaları” Lundgren ve Stallone’la çalışmanın onu “daha iyi bir oyuncu ve daha iyi bir insan” yaptığını dile getiriyor: “Ancak kendinizi size bir şeyler öğretebilecek insanlarla doldurursanız daha iyi olursunuz; sizden daha iyi ya da daha deneyimli insanlarla. Ben Michael, Sly ve Dolph’tan o kadar çok şey öğrendim ki… Deneyimlerini dinlemeye ve sindirmeye çalıştım”.

Munteanu performansından beklenmedik şeyler çekip çıkardığı için yönetmenine de övgüler yağdırıyor: “Beni Sly buldu ama benimle birlikte oyunculuğum üzerinde Steven Caple çalıştı ve bana rehberlik etmek için çok zaman harcadı. Kameranın önünde doğal olmam için beni her zaman cesaretlendirdi. Doğru moda girebilmek için sahnelerden önce onunla hep konuştum”.

Jordan’ın arkadaşlığı da bu yeni ortamda Munteanu’nun daha rahat olmasını sağladı. “Michael’la aramızda sadece birkaç ay var. Ayrıca, değer verdiğimiz şeyler konusunda da fikirlerimiz çok benziyor” diyen Munteanu, sözlerini şöyle noktalıyor: “Jordan etrafındaki sadık ve dürüst insanları takdir eden bir aile adamı. Hemen kaynaştık ve birkaç hafta içinde arkadaş olduk. Bu benim için harika bir şeydi çünkü sette yeni olmam bir yana, çekimler sırasında yanımda ailemden ya da arkadaşlarımdan kimse yoktu. Michael neye ihtiyacım olsa ona gidebileceğimi söyledi ki bu benim için gerçekten değerliydi”.

Filmin mmknmrtb notu:   6   /10