23.11.2017

The Snowman / Kardan Adam


MICHAEL FASSBENDER (X-Men serisi)'ın başrolünde yer aldığı The Snowman / Kardan Adam filminin oyuncu kadrosu: REBECCA FERGUSON (Mission: Impossible—Rogue Nation), CHARLOTTE GAINSBOURG (Independence Day: Resurgence), CHLOË SEVIGNY (American Horror Story), VAL KILMER (Heat) ve Oscar ödüllü Academy Award® J.K. SIMMONS (Whiplash).
Dehşet veren gerilim filminin yönetmeni TOMAS ALFREDSON (Let the Right One In, Tinker Tailor Soldier Spy).
Film, NESBØ’nun dünya çapındaki çok satan kitabına dayanmaktadır.
Kendini “Kardan Adam Katili” olarak adlandıran ve av mekanı olarak dondurucu bir manzarayı seçen sosyopat, metodik ve akıl almaz yeteneklerini göstermek için bir kişiyi hedef almıştır; seçkin suç timinin baş dedektifini.
"Polis Bey, size bütün ipuçlarını verdim" gibi kurnaz ve basit yemler atarak hasta oyununu oynamaya layık bir rakip bulmak için yalvarır.


Dedektif Harry Hole (Fassbender) için, kış mevsiminin ilk karında genç bir kadının öldürülmesi, yetki alanındaki olağan bir cinayet vakasıdır.
Kardan Adam, soruşturmanın başından itibaren iğneleyici sözleriyle kendisini hedef almış ve şiddet dolu her yeni cinayette de almaya devam etmektedir.
Uzun süredir ölmüş olduğu sanılan bir seri katilin yeniden harekete geçmiş olmasından korkan dedektif, zeki Katrine Bratt (Ferguson)’i onlarca yıllık kapanmamış vakalarla acımasız yeni vakalar arasında bağ kurması için görevlendirir.
Bunu başarırlarsa, kendilerini kim bilir ne zamandır gizli gizli izleyen psikopatı ortaya çıkaracaklardır.  Başaramazlarsa akıl almaz şeytan, bir sonraki kar yağışında tekrar saldırıya geçecektir.
Kardan Adam’ın yapımcıları Working Title’dan TIM BEVAN ve ERIC FELLNER (The Theory of Everything, Les Misérables) ile PIODOR GUSTAFSSON (The Wife, Border) ve ROBYN SLOVO (Tinker Tailor Soldier Spy, The Two Faces of January).

Alfredson’a Oscar ödüllü görüntü yönetmeni DION BEEBE (Memoirs of a Geisha, Movie) öncülüğünde başarılı bir kamera arkası ekibi eşlik ediyor.
Ekip: Yapım tasarımcı MARIA DJURKOVIC (The Imitation Game, Mamma Mia!); üç kez Oscar ödülü alam editör THELMA SCHOONMAKER (The Departed, The Aviator, Raging Bull) ve Oscar ödüllü editör CLAIRE SIMPSON (Platoon, The Constant Gardener), besteci MARCO BELTRAMI (The Hurt Locker, 3:10 to Yuma).
Senaryo yazarları PETER STRAUGHAN (Tinker Tailor Soldier Spy, The Debt), HOSSEIN AMINI (The Wings of the Dove, Drive) ve SØREN SVEISTRUP (Forbrydelsen, TV’den The Killing).

Kardan Adam filminin tamamı Norveç şehirleri Oslo, Bergen ve Rjukan bölgelerinde çekilmiştir.




İlk Kar: Kardan Adam Başlıyor


Jo Nesbø’nun çok satan Harry Hole serisinin yedinci kitabı olan Kardan Adam, 2007 yılındaki ilk basımından itibaren tüm dünyada izleyicileri büyülemiştir. Roman, sorunlu dedektif ile yaratıcısını bambaşka bir seviyeye ve okuyucu sayısına taşımış ve ABD’de New York Times Çok Satan listesinde birinci sıraya yükselmiştir. Ayrıca İngiltere listelerinde Nesbø’nun birinci sıraya ilk yükselişi olmuş ve seçkin uluslararası suç yazarları arasındaki yerini kabul ettirmiştir. Elbette Norveçliler kendisini bir süredir tanıyordu ama dünyanın onlara yetişmesi için birkaç yıl daha geçmesi gerekmiş.

Tüm dünyada 34 milyonun üstünde kitabı satılan Nesbø şunları söylüyor; “Bazı ülkelerde benim için çıkış romanı oldu. Üçüncü romanım olan The Redbreast’de iddialı bir suç okuyucusu elde etmiştim. Ama sonra “Kardan Adam”la büyük başarı elde ettim.”

İngiltere ve ABD’deki okuyucuların büyük bölümü için bu polisle ilk tanışmalarıydı ve Nesbø’nun bir gece içinde başarılı olacağını düşünmüşler. Şunları söylüyor; “Gerçek şu ki ben o ülkelerde bulunmuş ve 10 yıl civarında kitaplarım yayınlanmıştı. Biraz şu örneğe benziyor; Tom Waits’in “Swordfish Trombone”uyla yaşadığı başarıdan sonra bir gazeteci kendisine “Sonunda başarı elde etmek için ne yaptınız? Diye sorduğunda Farklı bir şey yapmadım. 15 yıldır buradayım. Size gelen ben değilim. Siz bana geldiniz” demiş.”

Aslında Dedektif Hole’un dünyası ve yaratıcı, kültürel isim hakkı İskandinavya’da çok simgeseldir. Bugün, tüm dünyadaki fanları Hole’un Oslo’nun buzlu sokaklarında gezindiği gerçek dışı izleri yeniden yaratmak için Norveç’i ziyaret ediyorlar ve müfettişlerin en anlaşılmazının zihnine girmeye çalışırlarken simgesel Schroder’s Kafe gibi en sevdiği takiplerine saygılarını gönderiyorlar.
Londra için Sherlock Holmes neyse Oslo için de Hole odur ve aynı Holmes gibi Hole da küçük bir sektör oluşturmuştur. Harry Hole turu bile vardır. Yapımcı Robyn Slovo şunları söylüyor; “Harry, bu dünyada bir kurum oldu. İnkar edilemez derecede simgesel bir karakter oldu. Özlü, zor, içe dönük, takım oyuncusu olmayan ama cesur ve yetenekli bir polis. Yine de başka biri tarafından başlatılan bu özel soruşturmanın içine çekilmek için isteksiz davranıyor.”




Kardan Adam’ın kitaptan beyaz perdeye uyarlamasıyla birlikte Avrupa’nın kendi sinematik dedektif serisinin olabileceği gibi heyecanlı bir teklif ortaya çıkmış. Aslında kıtanın bu türe sahip olması Holmes ile başlamış. ABD’ye oranla, dedektiflerin seri katilleri avlaması Avrupa sinemasında iyi işlenmiş bir anlatım değildir. Belki TV’de olabilir ama beyaz perdede değil.
Müfettişin tüm dünyada okuyucuları büyüleyen yanı nedir? Edebiyattaki çok sayıdaki dostu gibi o da dağılmış çatlaklar ve karanlık yanlarla dolu bir özel hayatla mücadele eden tümüyle kusurlu bir adamdır. Güvenilmez, dağınık bir alkoliktir ve kendini adama konusunda doğuştan gelen bir yeteneksizliği vardır. Yine de tüm kişisel başarısızlıkları için o eksiksiz bir dedektiftir; titiz, kararlı ve yaratıcı. Adalet sağlanana dek hiçbir engel tanımayacak biridir. Özgün bir anti kahraman, imkansız bir karakterdir. Ama kendisini sevmemek imkansızdır.

Nesbø şunları söylüyor; “Bu birçok çelişkisi olan bir adam. Yasal sisteme inanıyor. İskandinavya’nın demokratik modeline inanıyor ama İskandinav toplumunda kendini evinde hissetmeyen bir yabancı. Yakınlarına değer veriyor ama kimsenin kendisine yakın olmasını istemiyor. Kadınları, özellikle bir kadını seven bir erkek olmakla hayatını yalnız yaşamanın bir yolunu bulmaya çalışan bir adam olmak arasında mücadele veriyor. Sürünün parçası olmak istemiyor ama yine de çoğumuzda bulunan derin bir sosyal reflekse, bu sürüye katkıda bulunma dürtüsüne sahip.”

Harry Hole, müthiş ama kusurlu, asi ama sadık ve kurum karşıtı ama hayali meslektaşları ve gerçek hayattaki fanları tarafından saygı gören biri. Karşılığında bu beyaz perde uyarlamasına girişen herkese önemli engeller yaratmış.
Slovo şöyle anlatıyor; “Harry’yi beyaz perdeye uyarlamanın zor yanı, kendisini benzersiz kılan karakteristik özellikleri korumanın yanı sıra bir suçu çözen kusurlu polisin klişe sunumuna düşmekten kaçınmak oldu. Harry’yi ne yapacağı tahmin edilemez, orijinal fikirli, çok fazla sosyal olmayan, tam olarak karizmatik olmayan biri yapmaya çalıştık. Kesinlikle zor olarak tanımlanabilecek biri. Onu hayata geçirirken zorlayıcı olan da bu oldu.”

Bir seri katilin hikayesi, Catch a Fire ve Les Misérables’dan Tinker Tailor Soldier Spy ve Love Actually’ye kadar çeşitli başarılı çalışmalara imza atmış dört yapımcı için sıradan bir iş olarak düşünülmez. Ama yapımcıların malzemeye çekilmesinin en büyük nedeni yönetmen Tomas Alfredson’ın teklifinde yatıyormuş.
Alfredson, film yapımına yaklaşımının, işleriyle izleyicileri yönlendirmek ama her bireyin ne yaşaması gerektiğine asla karar vermemek olduğunu ifade ediyor.
Şöyle anlatıyor; “Benim filmlerimin her biri bir eğlence eseridir. Ama sadece öyle olamazlar. Benim için başka bir şey daha olmaları gerekir. İnsanlar veya toplum hakkında ya da dünyanın daha önce görmediğiniz bir yeri hakkında başka bir şey anlatmalılar. Amacım insanların fiziki olarak tepki vermesidir. Korkmaları, gülmeleri ya da terlemeleri gibi. Reaksiyonlar ne kadar farklı olursa o kadar iyi olur. İzleyicilerden birileriyle tanışmak ve çok farklı şeyler duymak çok güzeldir. İşte o zaman başarılı olursunuz.”




Kendini işine bu kadar adamış olması yapımcının anlatmayı seçtiği hikayelerde oldukça seçici olmasına yol açıyor. Alfredson, Nesbø’nun karakterini sürükleyici bulduğunu kabul ediyor. “Bir hikayeyi okuduğumda her karakter için bir hayvan belirlemeye çalışırım. Bu karakter bir tavşan mı, kurt mu, kedi mi ya da köpek mi? Görsel açıdan değil de belli bir hayvanın ruhu olarak. Bana göre Harry bir baykuş. İnsanların görmediği ama onun herkesi görebildiği bir hayvan. Çok zeki ve sessiz. Ne zaman konuşup ne zaman tepki verileceğini biliyor. Ama aynı zamanda dünyanın geri kalanıyla birlikteyken yabancılaşmış hissediyor. Özel hayatı parçalanmış ve işe yarayan tek şey dedektif olarak içgüdüsel yeteneği.”

Slovo şu yorumu yapıyor; “Tomas çok özel yorumlarda bulunuyor. Yani çok satan janr gerilimini alıp beklenmedik bir şeye dönüştürebilirdik. Çünkü İskandinavya’da geçiyor ve Tomas da İskandinav. İlk çekiminde bir heyecan vardı. Orijinal İskandinav suç yöntemiyle gidilmiyordu. Kendisini suç, gerilim ve sürpriz filmlerinde de kanıtlamış. Bütün bu öğelerle iyi uyduğunu düşündüren bir başka özelliği vardır.”
Nesbø şunları söylüyor; “Kardan Adam, önceki kitaplarda yer almayan bir öğeye sahiptir ve o da korku öğesidir. Kardan Adam başlığı belli bir imaj yaratır. Tıpkı masum bir şeyin genel kontekstten alınarak yeni bir kontekste yerleştirilmesi gibi.  Tıpkı kontekstten çıkarılmış masum bir şeyin yepyeni bir kontekste konulması fikri gibi. Ne kadar sıcak ve tanıdık oluyorsa o kadar çok korku oluyor. Sevilen bir malın yularlarını başka bir yaratıcı ekibe teslim etme konusundan bahsederken yazar şunları söylüyor; “Kendi başına bir hikayeci olan bir yönetmen seçmişler."

Yazar, el üstünde tuttuğu bir işi başka bir ekibe teslim etmek hakkında şunları söylüyor; “Hikayeci olan ve sadece kitabın bir versiyonunu sunmak amacında olmayan, kitabı hikayenin bir girdisi olarak kullanan bir yönetmen seçtiler. Ben de bir hikayeci olarak başka türlü yapmazdım. Tomas’ın anlayışı ve benim ona olan güvenim “Yazılmış olan bu sayfaları al ve anlatmak istediğin hikayenin girdisi olarak kullan” dememi kolaylaştırdı.”

Slovo ve Working Title’dan Bevan ve Fellner ile birlikte Kardan Adam ekibine Alfredson’la son altı yıl birlikte çalışmış olan yapımcı Piodor Gustafsson da katılmış. Gustafsson’ın Harry karakterinde en çok takdir ettiği şey ise derin hassasiyeti olmuş. Yapımcı şunları söylüyor; “Savunmasız olmak Harry’yi işin kurdu olmuş bir dedektiften çok daha ilginç kılıyor. Empati kuran insanlar olarak onda kendimizi görüyoruz. Olayı çözdükten sonra olaydan o kadar etkileniyor ki yaklaşmak zorunda olduğu kötülükten kendini koruyamıyor. Çok isteksiz bir dedektif ve çalışmaya devam etmek istemiyor. Ama en iyisi o ve kendinden daha iyi biri gelene kadar devam etmek zorunda.”




Anti Kahramanın Oyuncu Seçimi: Fassbender Kadroya Geliyor


Kardan Adam filminin baş karakterini seçmek her zaman için karmaşık bir süreç olacaktı. Dedektif Harry Hole’un beyaz perdeye uyarlanacağı haberleri ilk çıktığında bu edebi yapıtı kimin canlandıracağı konusunda tahminlerle dolu dedikodu makinesi çok hızlı çalışmış. Herkesin güçlü bir fikri varmış. Slovo şöyle anlatıyor; “Düşünmemiz gereken çok sayıda insan vardı. Okuyucuları ve gelecek olan sinema izleyicilerini kesinlikle memnun etmeniz gerekiyor.”

Başlangıçta dedektifin Fassbender için yazıldığını söylemek samimi olmaz ama Nesbø’nun uzun boylu, atletik yapılı, “sarışın, makineden çıkmış bir adam olarak tanımladığı tarifle Alman oyuncudan çok da uzakta olamazsınız.
Nesbø şunları söylüyor; “Michael’ın Harry olacağını duyduğumda muhteşem bir tercih diye düşündüm. Shame, o yılın en iyi filmlerinden biriydi. Michael da o yıl izlediğim en iyi oyuncuydu. O yüzden heyecanlanmıştım. Kusursuz Harry aslında yok ama Michael’ın yeteneğindeki bir oyuncu hayalimdeki kusursuz Harry’nin en yakın versiyonu.”

Slovo şöyle devam ediyor; “İşleyeceğimiz mükemmel bir malzemeye sahiptik. Jo’dan gelen kaynak malzeme ve çok iyi çalışılmış bir senaryo vardı. Bunlar çok iyi bir yönetmenle birleşince çok iyi oyuncuları çekme konusunda da yardımcı oldu. Michael’ın ismi potansiyel olarak ilk ortaya çıktığında Harry’yi oynayıp oynayamayacağı konusunda hiçbir konuşma olmadı. Kusursuz bir eşleşme gibi görünüyordu. Tabii eğer o da oynamayı kabul ederse.”

Alfredson, Fassbender’ın yaklaşımındaki gösteriş eksikliğini takdir ettiğini belirtiyor. “Kamera farkındalığı çok fazla. Sadece bakış açısı olarak değil ama kameranın yaptığı iş ve sahneyi nasıl bloke ettiğin anlamında da. Michael, açık görüşlü ve düzgün bir oyuncu. Yaptığı işte çıplak. İçgüdülerine güveniyor ama yönlendirilmeye de açık. Bu rol için kusursuz.”




Fassbender için Harry’yi canlandırma isteğiyle ilgili hiçbir soru işareti olmamış. Uzun süredir Alfredson’la birlikte çalışmayı umuyormuş ama fırsat çıkmamış. Zor olan zamanlamayı ayarlamak olmuş. 2009 yılından beri peş peşe film çeken oyuncunun Kardan Adamı başka hiçbir takvim hatası için yer bırakamadan diğer iki büyük yapımı olan Assassin’s Creed ve Alien: Covenan’ın arasında sıkıştırması gerekmiş.
Fassbender, çalışma fırsatını değerlendirmeye kararlıymış. “Projeyle ilgili beni baştan çıkaran ilk şey Tomas’la birlikte çalışma fırsatı oldu. Sonra senaryoyu okudum ve ilginç olduğunu düşündüm. Karakteri ve türü sevdim.”

Fassbender’a sunulan rol ilk dedektiflik rolü olmuş. “Senaryo bana geldiğinde karakter hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Benim için tamamen yeni bir dünyaydı. Sonra kendimi kitaplara ve Harry’in yer aldığı dünyaya bıraktım ve karakteri çok beğendim.”
Bununla birlikte Fassbender, Harry’yi canlandırmadan önce kitapları okumaktan sakınmak konusunda çok titiz davranmış. “Senaryo kitaptan bağımsız ve senaryodakilere değil de kitaptaki şeylere bağlanıp kalmak istemedim. Ancak karakterin nerede başladığı ve Jo’nun versiyonu konusunda fikir edinmek için başını okudum. Sadece o ham karakter özelliklerini, onun tanımlamasını ve fiziksel özelliklerini görmek istedim.”
Şöyle devam ediyor; “Filmi yaparken birinin kitap okuma deneyimini geliştirmek zordur. Okuyucu olarak çok fazla boşluğu dolduruyorsunuz. Cinayet tanımlamaları çok daha dehşetli ve akıldan çıkmaz olabilir. Çünkü hayal güçlerimiz sinemada gördüklerinizden çok daha canlı, korkunç ve çarpıktır.”

Hem başrol oyuncusu hem de yönetmen beyaz perde polisleriyle ilgili klişelerden uzak durma konusunda çok titizlermiş. Oyuncu şunları söylüyor; “Geçmişte ekranda gördüğümüz dedektiflerin çok fazla tehlikeli yanı var. Onlardan uzak durmak, simgesel ama orijinal bir şeyler yapmak istedik.”

Fassbender, Harry’nin sosyal yeteneksizlik anlamında tuhaflığından hoşlanmış. Harry yaptığı şeyleri kendi pusulası olduğu için yapıyor. Başkalarının kendisi için düşündükleri onu ilgilendirmiyor. Duyarlı biri olsa da iş yerinde bile sosyal açıdan kabul edilmekle ilgilenmiyor. Biraz yalnız biri ve insanları istediklerinden daha fazla çalışmaya zorluyor.”




Kendini işine adaması dışında Harry’nin kişiliğinde alkolizm dışında da ilginç yorumlamalar getirilecek çok fazla karmaşık düzey yer alıyor. Fassbender şunları söylüyor; “Bağımlı bir kişilik. Bunun nereden geldiğini söylemek zor. Öyle mi doğmuş yoksa mesleğinden mi geliyor? İnsanların en iyi oldukları şeye kızdıkları konusunda bir tartışma vardır. Duyarlı bir karakter ve kendini gördüklerine olan hassasiyete kapatmak için içen biri. Üzerinde oynanacak çok karmaşık ve ilginç öğeler var.”

Önceki romanlardan Harry’nin alkollü araba kullanırken bir trafik kazasında başka bir polis memurunun ölümüne neden olduğunu biliyoruz. Fassbender şöyle söylüyor; “Departman bir olay kapatma işi yapmış ve memurun direksiyonda olduğunu, Harry’nin de sadece yolcu olduğunu göstermiş. Bu utancı üzerinde taşıyor. İtiraf etme fırsatını bulamamış. Bu karakterin karanlık bir yanı ve böyle bir şeyi üzerinde taşıyor ve içki içmesine ve kendini yok etmesine etki ediyor.”

Elbette Harry ilgisini çeken bir olayla karşılaştığında odak noktası yer değiştiriyor ve içki ihtiyacı azalıyor. Ayık kalma süresi başlıyor ama hassasiyeti hiç uzaklaşmıyor. Her zaman yüzeyin altında duruyor. Fassbender şunları söylüyor; “Düşmanlarıyla fiziksel tehlikeye girdiğinde hurdası çıkıyor. Polislerin yenilmez olduğu birçok filmle kıyaslandığında Harry savunmasız. Sadece içeriden yaralı değil. Aynı zamanda fiziksel olarak da her hikayenin yarasını üzerinde taşıyor.”
Fassbender’in bu karakter detaylarını işlemesi yapım ekibini etkilemiş. Slovo şunları söylüyor; “Michael bu rolde muhteşem. Şaşırtıcı. Rolü canlandırmayı sevdiği çok açık. Tomas için çok ama çok çalıştı.”

Harry’in Hayatındaki Kadınlar: Ferguson ve Gainsbourg Katılıyor


Kardan Adam’ın merkezindeki ilişkiler Harry ile hala aşık olduğu ve sık sık Lars von Trier’le birlikte çalışan Charlotte Gainsbourg’un canlandırdığı Rakel Fauke ile Mission: Impossible serisinde rol alan Rebecca Ferguson’ın canlandırdığı genç polis Katrine Bratt ile gelişmekte olan ortaklığı.
Harry, kız arkadaşı Rakel’den ayrılmış ve kendini toparlamaya çalışıyor ama ona karşı hala bir şeyler hissediyor. İşte ise enerji dolu, muhteşem bir çaylakla tanışıyor. Slovo şöyle anlatıyor; “Bize ilginç gelen ilişkinin öngörülemez bir hal alması. İnsan ilişki üçgeninin belli bir yöne gitmesini bekleyebilir ama öyle olmuyor. Filmde beklenmedik bir ilişki var. Oysa hikaye kesinlikle bu ilişkinin karmaşıklıkları, karışıklıkları ve iki, çok farklı dedektiflik tarzı üzerine kurulmuş.”

Erkek başrol oyuncusu gibi Rakel ve Katrine de kendilerini Harry’yle bağlayan geçmişlere sahip karmaşık karakterler. Katrine’in durumu hikaye ilerledikçe ortaya çıkıyor. Film içinde birçok sır barındırıyor ve bu sırlar ağırlıklı olarak Harry ve Katrine arasındaki ilişkiyle sürüyor.
İzleyici Harry ile başka bir olayı çözmesinden ve bir başka alemden çıkmasından hemen sonra karşılaşıyor. Gustafsson şunları söylüyor; “Başta Harry, kulübesinde olduğu eski bir olaydan hassaslaşan ruhunu tedavi ettiği bir dönemden dönüyor. Oslo’ya ve polis gücüne döndüğünde Katrine ekibe yeni katılmış. Harry’yi çeken gizli bir gündemi var ve Harry Katrine’in enerjisine ve hevesine kapılıyor.

Alfredson şöyle devam ediyor; “Harry, Katrine’den etkileniyor çünkü işine çok tutkulu biri. Üzerinde çalıştığı ve kar yağışında bir anda ortadan kaybolan kadınların yer aldığı olaylara konsantre oluyor. Elbette tuhaf bir tesadüf ve daha da tuhaf bir teori gibi görülebilir. Ama Harry, Katrine’in söyleyecekleriyle ilgileniyor ve teorisine doğru çekiliyor. Yüzü kurbanın evine dönük olan bir kardan adam şekilde bir kartvizit bırakan bu seri katil hakkında daha fazla detayı ortaya çıkarıyorlar.”

Yaşlı polis ve çaylak sadece hikayeyle birbirlerine bağlı değiller. Aynı zamanda bazı aynı özellikleri de taşıyorlar. Ferguson şöyle anlatıyor; “Harry, Katrine’de kendini görüyor. İlk tanıştıklarında aralarında birbirlerine çok benzemelerinden kaynaklanan kesin bir bağ oluyor. İkisi de başka insanlarla etkileşime girmemek için mücadele ediyorlar. Motivasyon olarak gizli gündemleri var. Katrine’in polis olarak çalışmak konusunda gerçek bir arzusu ve güdüsü var. Çalıştığı şeye inanıyor.”
Fassbender şunları söylüyor; “Harry, Katrine’den ilham alıyor. Katrine tutkulu bir polis memuru ve Harry poliste insanların giderek boş verdiği bu tutkunun eksik olduğunu düşünüyor.”

İlk tanışmaları polis merkezindeki sigara odasında gerçekleşiyor. Katrine’in Oslo’nun yoğun polis genel merkezindeki ilk günü. Katrine, Harry’ye şaşkınlıkla bakıyor. Onu tanıyor ama efsanevi Harry Hole olduğuna inanmakta güçlük çekiyor. Hayal kırıklığı çok açık. Ortamın havası belirlenmiş gibi görünüyor ama hikaye ilerledikçe aralarındaki bağın çok daha derin olduğu ortaya çıkıyor.
Ferguson şunları söylüyor; “İlişkide ilginç olan oldukça beklenmedik bir yanı olması. Avrupa’nın en iyi dedektifi olduğu söylenen bir adamla ilgili bir fikriniz olduğunu düşünün ve içeri yarı sarhoş biri giriyor. Harry’yle tanıştığında duyguları karmaşık. Harry’nin çalıştığı olayları incelemiş. Harry inandığı biri. Bunu kendi gündemiyle birlikte dengeliyor. Aralarında çok güzel bir bağ var. Kadın/erkek, baba/kız gibi. Her türlü ilişkiyi dengeliyor.”




Oyuncu seçiminde İskandinav kökenlerin bir etkisi var mı?
Alfredson, Ferguson’da kendisininkine benzeyen bir İsveçli soyu bulmuş. Şunları söylüyor; “Aynı bölgeden geldiğimiz için paylaştığımız gizli bir frekans var. Sessizliklerin ne olduğunu ve ne kadar sürmesi gerektiğini biliyor. Onunla çalışmak harikaydı. Katrine’i ne kadar koruduğunu da takdir ediyorum. İfadelerini 20 kişilik katıyor ve gerçekten muhteşem.”

Ferguson da Fassbender gibi bir Alfredson yapımına katılmak için hevesliymiş ve İsveç’te ilk buluştuklarında Katrine’i oynamak istediğini açıkça belirtmiş. Ferguson rolü menajerinden telefon geldiği anda istemiş. Alfredson’ı ikna etmek hiç zor olmamış.
Ferguson şunları söylüyor; “Menajeriniz arıyor ve size ‘Tomas Alfredson, Jo Nesbø kitabına dayanan bir film yapıyor ve Michael Fassbender’ın karşısındaki kadın karakteri arıyorlar’ diyor. Wİlly Wonka’nın altın biletini bulmak gibi bir şey. Jo’yu severim. Michael’a hayranım ve Tomas’la hep çalışmak istemişimdir. Benim için en iyi ilk beş yönetmenden biridir. O gün bir toplantım olduğunu ve hemen iptal ettiğimi ve Tomas’la buluşmak için biletimi aldığımı hatırlıyorum.”
Şöyle devam ediyor; “Bazen insanlara “görsel yönetmen” ya da karakter yönetmeni” deriz. İnsanları küçük kutulara koymayı severiz. Ama ben Tomas’ı hiçbir kutuya koyamıyorum. Detaylara gösterdiği özen olağanüstü. Sadece yarattığı karakter tercihleriyle değil görünümde de özenli. Örneğin kırık bir dalın açısını düşünmezsiniz bile. Ama Tomas’ın o açı için bir altın hesabı vardır. Oturur ve kakülümün uzunluğu hakkında konuşur. İnsanların yüzünden çekmek isteyeceği derecede rahatsız edici olacak uzunlukta olmasını ister. Ama gözlerini kapatmamalıdır. Olağanüstü biri!”

Ferguson, Fassbender’ın yorumunda ne görmüş? Şunları söylüyor; “Şu anda Harry’yi başka birinin nasıl oynayabileceğini bile düşünemiyorum. Michael inceliği buluyor ve muazzam bir hassasiyete sahip olağanüstü bir dedektife dönüştürüyor. Gerçek duyguları dengeliyor. Michael’ın oyunculuğunda çok fazla katman vardır. İstediğimiz gibi yorumlayabiliriz. Kesinlikle olağanüstü biri.”

Kitap serisi boyunca devam eden bir tema da Harry’nin Rakel’le olan karmaşık ilişkisi. Rakel’e ihtiyacı var. Fakat Kardan Adam’da Harry’le Rakel’in kendisini terk ettiği noktada tanışıyoruz. Harry peşini bırakmayan karanlıkla başa çıkamıyor. Fassbender şunu söylüyor; “Yine de ruh eşi ve dengi olarak Rakel’le gerçekten birlikte olmak istiyor.”

Rakel için sadece Harry’nin yaşına uygun değil aynı zamanda Harry’nin hayatındaki varlığının onun aklından çıkmamaya devam edecek bir kadına ihtiyaçları vardı. Slovo şunları söylüyor; “Film sektöründe günümüzde hikayeleri yapma tarzımız oldukça zorlayıcı. Harry’nin sevmekten hiç vazgeçmediği kadın olmayı başarabilecek yaşça büyük bir kadın aramak oldukça zor.  Charlotte Gainsbourg, o rol için ideal bir oyuncu. Tamamen muhteşem ve karizmatik. Ona aşık olmaya niye son veresiniz ki?”
İngiliz oyuncu/şarkıcı Jane Birkin ile Fransız müzisyen Serge Gainsburg’un kızı olan oyuncu Londra’da doğmuş, Paris’te büyümüş. Harry’nin dünyası için doğru kişi olmasının nedeni de bu Avrupalı kökleri olmuş.
Slovo şunları söylüyor; “Charlootte çok Avrupai ve rolü çok kolay canlandırıyor. Projeye bir ağırlık, şıklık ve zarafet getiriyor. Zarif bir oyuncu ve onun, Rebecca’nın ve Michael’ın karakterlerinin ilişki üçgeni inanılmaz başarılı. Üçünün arasında çok fazla karmaşıklık var ve hiçbiri stoktan canlandırma yapmıyor.”

Gainsbourg bugüne dek yaklaşık 35 film yapmış. Bu filmler ağır kostümlü dram olan Franco Zeffirelli’nin Jane Eyre’ından daha yakın döneme ait ve modern olan Von Trier’la birlikte çalıştığı Nymphomaniac yer alıyor.
Kendisi sinemanın en gizemli provokatörlerinden biri. Canlandırdığı birçok kadın daha önce gerek kurban olarak gerekse suçlu olarak şiddetle karşılaşmış.
Rakel, son derece güçlü ve etkili bir figür. Yine de hikayenin tehlikesiyle çevrelendiği çok açık. Kendisi hikayenin ahlak merkezinde. Gainsbourg şunları söylüyor; “Gerilim filminde değil. Sıradan olmayan bir ikilemde. İki erkek arasında kalmış ve Harry’le muhteşem bir ilişkisi var. Kolay geçmeyen bir şey ve oynamayı sevdiğim yanı da bu. İlgimi çeken bu olmuştu. Gerilin boyutu sanki benim omzumdaymış gibi ama ben sonuna kadar hiç dokunmuyorum.”




Yardımcı Oyuncular: Polisler ve Şüpheliler


Alfredson’ın nasıl saygı gördüğü ve itibar sahibi olduğunun ölçütü, Kardan Adam’ın en iyi oyuncu yetenekleri barındırmasıyla ve genel işlerine kıyasla, küçük rollerde oynamak için nasıl da zaman ayırdıklarıyla ölçülebilir.
Slovo şöyle anlatıyor; “Bu filmin çok özel bir yanı ve Tomas’ın özel bir yanı aslında oldukça küçük roller için nasıl büyük özelliklere sahip oyuncularımız olduğu. Chloe Sevigny, J.K. Simmons, David Dencik, Sofia Helin ve Toby Jones- sadece üç gün boyunca bizimleydi ama karakterine olağanüstü bir mizah ve varlık kattı. Konuk oyuncu kadrosu değiller. Bu oyuncular seçildikleri rolü düzgün şekilde canlandırıyorlar. Bunu hepsi yaptı çünkü senaryo ve mevcut malzeme nedeniyle Tomas’la çalışmak istiyorlar. Performansları için buradalar ve işlerinde de muhteşemler.”

Çağrı alan bir oyuncu da Tinker Tailor Soldier Spy filminde Alfredson’la birlikte çalışmış olan Toby Jones idi. “Tomas bana çok hoş bir mektup yazmış ve bu küçük rolü oynayıp oynamayacağımı sormuş. Bunu bir iyilik olarak görüyordu ama açıkçası ben Tomas’la çalışmak için her şeyi yapardım. Oyunculuğu bir yönetmenden öğrenmeniz çok nadirdir. İlginç bir anlayışa sahiptir. Onunla birlikte zaman geçirmek için teklifini kabul etmemek aptallık olurdu.”

Jones, rol ne kadar küçük olursa olsun Alfredson’ın hikayenin sunacağı ilginç yerlerin araştıracağını biliyormuş. “Val’la hikayede ben küçük bir yerde olsam da Tomas’ın ele alımıyla o yere de aynı oranda önem verilecekti. O filmde incelenmek için diğerlerinden daha az değerli olduğunu düşündüğü hiçbir yer yoktur. Her sahne hikayenin tamamına bakmak için farklı bir potansiyel yol sunar. Tomas’ı sıra dışı yönetmen yapan da budur.
Jones şöyle devam ediyor; “Bir sahnenin nasıl yapılandırılması gerektiğini anlamak konusunda tam bir anlayışa sahiptir. Ama aynı zamanda istekleri konusunda çok belirleyici olsa da size özgür hissettirecek kadar bilgi sağlar görünür. Bunun nedeni de hikayenin nüanslarını anlamasıdır. Bu bir yönetmen için sıra dışı bir özelliktir. Belki tiyatro geçmişinden dolayıdır ama karakterler arasındaki tuhaf nüansları incelemek üzere bir sahneyi açıp beklenmedik bir açıdan çekebilir. Normalde bir filmde alışkın olduklarınızdan farklı duygular açan sıra dışı mekânsal ilişkiler sunar.”

Söz konusu Alfredson’la çalışmak konusunda kendini adamaya ve kararlılığa geldiğinde, çekimin en zorlu hava koşulları döneminde, birkaç gün boyunca çalışmak için herkesten daha çok fedakarlık yapan bir oyuncu olmuş. Sinemanın açık ara en ikonik kahramanlarından biri olan Val Kilmer.
Kardan Adam’da bir dedektifin araştırdığı bir dizi cinayet var. Ama aslında bu film üç farklı ölçekte geçiyor. Zaman çizgilerinden birinde Gert Rafto adında bir dedektife odaklanıyor. Harry Hole’la ilgisi olmasa da on yıl kadar önce bugünkü Kardan Adam’ın özelliklerini taşıyan bir seri katili soruşturan biriymiş. Alfredson, bu abartılı karakteri “Daha fazla içmeye başlarsa Harry’nin başına gelecek olan budur” diye özetliyor.

Slovo şöyle anlatıyor; “Val Kilmer’ı seçtik. Role müthiş bir acıma duygusu ve karizma katıyor. Diğer yardımcı oyuncularımızda olduğu gibi küçük bir rol ama hikayede çok önemli. Val, sadece birkaç gün bizimleydi ama gerçek bir iz bıraktı ve harika bir performans sergiledi. Kendisi filmimizin ortasındaki bir cevher gibi. İkonik bir oyuncu ve güzel iyi bir adam”

Yapım sırasında Kilmer, ciddi bir hastalıktan çıkmış ve Alfredson’la birlikte çalışmaya kararlıymış. Diğer oyuncuların dayanmak zorunda oldukları şeylere kıyasla fiziksel olarak en zorlayıcı rol onunki olmuş. Bir noktada karakterinin Bergen’e bakan bir dağın tepesinde durması gerekmiş. O sahnenin çekildiği gün hava o kadar kötüymüş ki sadece asıl ekibin bölgede olmasına izin verilmiş. Kar ve rüzgar çok sertmiş ama Kilmer’la dengini bulmuş. Sahnenin çekilmesi için yılmadan başka herkesin durmaya korktuğu, rüzgarın çarptığı, kardan göz gözü görmediği uçurumun kenarında durmuş.

Kusursuz bir kökene sahip bir başka oyuncu da Oscar ödüllü J.K. Simmons olmuş. Yine oldukça küçük ama çok önemli bir rol canlandırmış. Slovo şunları söylüyor; “Karakteri bütün hikayeye yayılıyor. Bir siyasetçi, iş adamı, hikayenin çeşitli alanlarını renklendirerek yön veren biri. J.K. role çok ekstra bir şey kattı. Kesinlikle muhteşem biri ve çok güzel bir sesi var. Oslo’da güçlü, etkili bir adamı oynuyor. O muhteşem sesi, onuru ve duruşu, son derece güzel oyunculuğuna katkıda bulunuyor.”
Simmons unları söylüyor; “Seri katil türü benim ilgimi çeken bir tür değildir. Ama bu film türü yüceltiyor. Suçlar karmaşık ve çapraşık. Aynı zamanda şaşırtıcı biçimde zeki, kötü ve acımasız. Ama hikayenin ilginç bulduğum yanı, karakterler ve birbirleriyle olan ilişkileri oluyor.”




Norveç’i Tasarlamak: Kardan Adam’ın Dünyasını İnşa Etmek

BAFTA ve Oscar adaylığı olan yapım tasarımcı Maria Djurkovic Alfredson’la ilk olarak Tinker Tailor Soldier Spy’da çalışmış ve görsel olarak alıcı, olağanüstü ve sinematik açıdan sıradışı fikirlere açık bir ruh bulmuş.
Şunları söylüyor; “Tomas, aklıma gelen görsel olarak en kültürlü yönetmendir. Standartları çok yüksek tutar ve insanların yanında çalışmaları için savaş vereceğim tek yönetmendir. İnsanın normalde yapabileceğinden fazlasını zorlamasına olanak verir. O yüreklendirir, cesur olan gelişir.”

Gelişme, Kardan Adam’da eksik olmayan bir şey. Güçlü ve sert görseli, dönem çalışmalarıyla övülen bir tasarımcı (The Imitation Game) için alışılagelmiş bir bölge olmayan türdeki bu seri katil geriliminin gerilimine ve karanlığına bir dekor oluşturuyor. “Tomas’la modern bir film yapmanın aynı tasarım fırsatlarını sunacağını biliyordum. Fikirleri çok cesur ve herkesten çok farklı.”
Doğal olarak Norveç'te geçen bir yapımın görünümünü yaratmak için tasarımcının çevre üzerinde tam bir kontrolünü gerektirmiş. Sıradan detaylardan nefes kesici özelliklere, yol tabelalarından, kıyafetlere ve mimariye kadar her detayın düşünülmesi gerekiyormuş. Şunları söylüyor; “Tomas'la en küçük detay bile düşünülür, üzerinde konuşulur.”

Kardan Adam için ortamı yaratmak, 2014'te Alfredson ve Djukovic'in filmin görsel paletini araştırmak üzere Norveç'e gidişiyle başlamış. “Tomas'ın Kardan Adam'ı Oslo'da çekmesi önemliydi. Burası birçok farklı yönü olan bir şehir. Oslo'da ve Bergen'de dolaştık ve her şeye baktık. Tomas kendi vizyonunu anlattı.  Ben de onun düşünce biçimini anlamaya çalıştım. Galerilere, müzelere, mimariye baktık ve görsel paleti inşa ettik.”
Oslo'daki Belediye binasını ziyaret ettiklerinde Djurkovic için parçalar tamamlanmaya başlamış. “Belediye binasına geldik ve binanın dışında muhteşem oymalar gördük. Bir aydınlanma anı yaşadım. Birden bu filmi neden istediğini anladım.”

Söz konusu oymalar Norveç'in kuruluş temellerini resmeden 16 ahşap frizden oluşuyor. Norveçli ressam ve heykeltıraş Dagfin Werenskiold (1892-1977) tarafından yapılmış. Norveç kültürünün kumaşa dokunduğu cesur, renkli görseller tanrıların hayatlarını, bilgelik, sevgi, savaş ve nefret konularını ve gelecek vizyonları içeriyorlar. Bu muhteşem oymalar, binanın girişine giden yolun hattını belirliyorlar. Binanın tasarımı ise fonksiyonalizm prensiplerine dayanarak tasarlanmış ve bundan dolayı da oymalarla tam zıt duruyorlar.




Fonksiyonalizm, sanatın pratik amacının küçük olduğu yerde pratik ve kullanışlı olanı över. Binanın içine girince ve fonksiyonelliğin prensipleri devam ederken iç mekan canlı renkler ve cesaret sergiler. Yapım tasarımcı şunları söylüyor; “Binanın dışında mimarinin cesurluğu ve sert karakteriyle ilgili bir şey vardı. Ama içeride olağanüstü frizler var. Binanın canlı bir yanı var. Duvar resimlerimin renk paletiyle birleşince bir anda anladım. Bu duvar resimleri kesinlikle muhteşem. Özellikle bu renk paleti derin, doygun renklerden oluşuyor. Bu da film boyunca gördüğünüz havayı belirledi.”
Belediye binasına girince Dijurkovic’in bahsettiği şeyi anlıyorsunuz. Kar manzaraları renkten yoksundur. Tıpkı gümüş ve griden oluşan monokrom mermer zemin gibi. Duvar resimlerinde başvurulan kozmopolit hayat ve şehrin içindeki zengin, doygun renklerle kontrast oluşturuyorlar. “Belediye binasını görsel bir dayanak noktası olarak ele aldım. Kardan Adam ya tamamen monokrom ya da renklere doygun. Hiçbir ana renk yok ama yoğun ve ton olarak çok zengin ve derin.”

Bu gri tek renkler, kostüm tasarımcı Julian Day’in içgüdüsel olarak Harry’nin görünümüyle ilgili kullanması gereken doğru olduğunu düşündüğü yön olmuş. Alfredson’a gösterdiği ilk fikir panosu bu gri tonları, yumuşak ve doğal yeşilleri yansıtıyormuş.
Day şöyle anlatıyor: “Kömür ve bir ağaç fotoğrafları gönderdim. Kömür oldukça ilginçti. Sadece gri tonlarıydı ve Harry’nin giydikleri de öyle. Tomas, filmin duygusu için bir Norveçli ya da İskandinav bulmak konusunda netti. Bu yüzden ben de öyle bir görüntü yaratmaya çalıştım. Ama uluslararası bir bakış açısından. İsveç’teki birçok tasarımcıyı ve ayrıca Norveçli, Danimarkalı tasarımcıları kullandım. Örneğin Harry’nin ceketi bir İsveç askeri ceketi. Giydiği pantolon ise İsveç yapımı. Harry’nin görünümü herhangi bir döneme özgü değil. 1940’lar da olabilir, bugün de, 10 yıl sonrası da olabilir.”

Çağdaşı olan, ekrandaki diğer dedektifler gibi Harry de dış görünüşünü dert etmiyor ve kişisel duygulardan etkilenmiyor. Görsel olarak öne çıkmıyor. Ama çalıştığı mekana karışıyor ve o mekanda ofis değil seri katilleri avladığı saha.
Sıra polis merkezine geldiğinde Alfredson özellikle Harry’nin tam zıttı olan bir ortam istemiş. Harry gibi birinin anında kendisini dışarıda, rahatsız ve dirençli hissedeceği bir yer. Harry’nin ruh hali, duygu durumu bütün filme yayılıyor. Karakterin mizacı Fassbender’ın performansına bağlı olsa da ortamı yansıtmak tasarım ekibinin göreviymiş. Bu durumda ise polis merkezinin.

Djurkovic şunları söylüyor; “Polis merkezimiz herhangi bir yerde göreceğiniz en acayip polis merkezi. Tomas için bu önemliydi. Çünkü Harry’nin orada kendini yabancı hissetmesi önemliydi.” Bu yüzden de ekip hayal edebilecekleri en korumacı, çalışan dostu iş alanını yaratmış.
Djurkovic şöyle anlatıyor; “Tipik bir ofis ortamının tamamen zıttı gibi. İnsanlara değer verilen ve korundukları, çalışan dostu bir alan.  Harry tüm bunların için de biraz garip hissediyor. Masa tenisi var. Üzerine oturmak için dev, kumaş toplar var. Mola alanları var. Hepsi bıyık altından gülerek yapıldı. Sonra Harry’yi Katrine’le paylaştığı ofiste görüyorsunuz. Kendi alanını onunkinden ayıran bir rafı var ve kendini bütün o saçmalıklardan ayrıştırmak için posterler asıyor. Önemli olan o karakterin ortamı değil de onu rahatsız ya da huzursuz hissettirecek farklı bir alanın ortamıyla ne yapabileceğinizdir.”

Polis merkezinin olumlu enerjisinin aksine Harry’nin kişisel alanı ıssız ve boştur. Yapım tasarımcı şunları söylüyor; “Harry, etrafını hoş şeylerle çevirmekle ilgilenmeyen biri. İnanılmaz hoş, Bauhaus tarzı bir dairesi var. Ama çıplak ve boş. Kişisel etkiler, onun için önemli değil.
Alfredson için önemli olan dairenin görüş açısı olmuş. Oslo’ya hakim bir manzarası olan yüksek bir daire istemiş. Tasarımcı şunları söylüyor; “Tomas, Harry’nin yuvasında, pencerelerinden dışarı baktığında Oslo manzarasını gören bir baykuş gibi olmasını istedi.” Bu yüzden ekip, iç mekanı bir ofis bloğu gelişimde, etrafı şehre bakan pencerelerle çevrilmiş bir mekanda inşa etmiş. Gerçekten de binanın diğer bölümlerinde işçilerin çalıştığı, dışarıda büyük vinçlerin çalıştığı bir inşaat alanıymış. Ama Alfredson bu detayı da avantaja çevirerek kullanmış. Hatta aradığı kareyi güçlendirmek için vinç operatörlerini de telsiz işaretleriyle işe katmış.
Djurkovic şunları söylüyor; “Pencerelerden, manzaradan ve ışık değişimlerinden yararlandık. Işık değişimleri gerçekten yapmaya değerdi. Tomas’la sürekli bir konuşma vardı. Fikirlerin üretken bir şekilde ileri geri uçuştuğu bir tenis maçı gibiydi. İnsanı başka hiçbir yönetmenin yapmadığı gibi zorlar. Bir konuda asla tatmin olamazsınız. Her zaman geri gelip sizi daha fazla zorlar. Bu harika bir şeydir. Görseller onun için çok önemlidir.”
Day şunları söylüyor; “Bakış açısını gerçekten yansıtıyor. Sinema sektöründe onun gibiler çok az kaldı. Hepsi bir ekip tarafından yapılır. Ama Tomas’ın beyaz perdede gördüğünüz her şey üzerinde kontrolü vardır.”




Kar Peşinde


Soğuk şampanya kadehlerindeki yoğunlaşmadan kar sahnelerini yapmaya kadar Alfredson için gerçeği sergilemek çok önemli olmuş. Aksesuar ustası Chriss Cull şunları söylüyor; “Tomas sahte kardan adamlarla ya da sahte karlarla ilgilenmiyordu. Sahte kar farklı görünür, farklı hissettirir ve farklı tepki verir.”
Özgünlüğü sağlamak için ekibe bir kar danışmanı getirilmiş. Görevi Alfredson’ın gerçek karla çalıştığından ve gerçek karın içinde bulunduğu ortama özgün olduğundan emin olmak olan Johan Harnesk gelmiş.
Film, Norveç’te kış mevsiminde ve karın bol olduğu dönemde çekilmiş olsa da zaman geçtikçe ilkbahar gelip çatmış. Bazı bölgelerin ek desteğe ihtiyacı oluyormuş. Ama sonra yapım ekibi stüdyoya çalışmasına döndüğünde Harnesk, bu iş için biçilmiş kaftanmış. Aylarca dış mekanda çekim yaptıktan ve Norveç kışının zorlu şartlarına maruz kaldıktan sonra ekip sıcak ve kuru bir stüdyonun kontrollü ortamında çalışacakları iki haftayı iple çekiyormuş. Aslında yapımcılar rıhtım bölgesinde donduruculu bir depo kiralamışlar. Bu da stüdyo sahnelerini çekmelerine ve Alfredson’ın gerçek karla çalışmasına olanak vermiş.
Kar süpervizörü şunları söylüyor; “Gerçek kar getirdik ve stüdyoyu -5 dereceye kadar soğutarak karın erimemesini ve nefesin görünür olmasını sağladık.

Beyaz karlar, Oslo’nun üstünde yer alan ve ünlü bir kayak tepesi olan Holmenkollen’dan dev kamyonlarla getirilmiş. Film sektöründeki bir kar uzmanı olarak hemen her şeyi görmüş olsa da bu şekilde ilk kez çalışmak zorunda kalmış. “Oldukça sıra dışı. Bunu daha önce hiç yapmadım. Ama Tomas, gerçek karla çalışmayı seviyor bu yüzden bu filmde bunu çok yaptık.”
Elbette büyük miktarlarda karı kamyonlara istiflemeye başladığınızda sıkışmaya başlar. Bu yüzden bir sonraki iş, stüdyoya vardığında içeri alınmadan önce traktörlerle karı havalandırmak olmuş.
Bu da şu soruyu akla getiriyor; sahte karla gerçek kar arasında gerçekten çok fazla fark var mı?
Harnesk şöyle açıklıyor; “Nerede olduğuna bağlı. Yerde sahte kar ölü kardır. Hayat yoktur. Parıldamaz. Gerçek karda hayat vardır. Işıkta görebilirsiniz. Çok fazla renk barındırır. Sahte karda ise tek bir renk vardır. Yakınında olduğunuzda gerçekten büyük bir fark yaratır.”




Kış Manzarası: Gerilimin Mekanları

Londra, Sherlock için neyse Oslo da Harry için odur. İkisi ayrılamaz. Kimlikleri o kadar birbirine geçmiş ki filmin yerinde çekilmesi bir gereklilik olmuş. Alfredson başından itibaren filmin Norveç’te çekilmesi konusunda kararlıymış. Sessizliklerin, o sessiz kuzey şehrinin kendine özgü ritminin ve eşsiz görünümünün önemini göstermek istemiş.
Yapım ekibi, kendisini Harry Hole romanlarının geçtiği mekanları onurlandırmaya adamış. İzleyicileri dedektifin dünyasının merkezine götürmek için dondurucu soğukla savaşmışlar. Gustaffson şunları söylüyor; “Kitap Oslo ve Bergen’de geçiyor. Bu hepimiz için önemli bir öğeydi. Burada çok fazla keşif yapan Tomas, ilk aşamalarda Oslo’nun bağ kurabileceği DNA’sını bulmaya çalışmış. Tomas’ın Oslo ve Bergen şehirleriyle geliştirdiği o ilişkinin altını çizmek için kullanabildiğimiz Frogner Park gibi mekanlar oldu. Politikacılarla ve belediyelerle ilişkiler kurduk ve film ekibi ile her iki şehir arasındaki işbirliği gerçekten ödüllendiriciydi. Sokakları kapatmaktan, park alanları almak gibi aldığımız destek kesinlikle muhteşemdi. Çok ama çok destek oldular.”

Yönetmenin kendi memleketini dünyaya göstermekteki kararlılığı sadece hikayeye saygısından gelmiyormuş. Aslında bir gurur meselesiymiş. Alfredson şunları söylüyor; “Norveçliler içinde büyüdükleri manzaraya takıntılıdırlar. Oradayken hissettiğiniz dağlara ve muazzam oranlara ihtiyaçları olur. Sizin bir parçanız olur. Ben de bu filmin doğasının kendi oranlarıyla kendi karakterinde olmasını istedim. Etkisi bir kişinin aslında ne kadar küçük olduğunu gösteriyor. Ayrıca Norveç içinde de çok çeşitli ama hiçbir zaman sıkıcı ve donuk değil.”
Norveç’te çekim deneyimini sorduğumda Gainsburg şunları söyledi; “Tomas’ın Oslo’da çekim yapmak konusunda söyleyecekleriyle, film boyuna koruduğum sessizliklerin ve ritmin önemiyle çok ilgiliydim.”

Şehir, optimumda kullanılmış. Beyaz perdede şehrin sunduğu her şey sergilenmiş. Lokasyon müdürü Camilla Stephenson şöyle diyor; “Şehri gururla gösterdik. Hemen her bölgeyi kullanıyoruz. En modern bölgeden hala inşa edilen Barcode bölgesine ve eski bölgelere, belediye binası gibi simgesel binalara kadar her şeyi kullandık.”
Slovo şunları ekliyor; “Kardan Adam’ın mekanı Norveçli. Karakteri Norveçli. Ancak İskandinavya’da bulunabilen manzaralarda geçiyor.”




Filmin mekanı Norveç olarak belirlenmeden önce ABD’den İsveç’e ve hatta Londra’ya kadar başka mekanlar da düşünülmüş. Slovo şöyle anlatıyor; “Öncelikle Norveç pahalı olduğu için ve bu film için mevcut bütçemizle yapım değerini alamayacağımızı düşündüğümüz içindi.”
Uzun süren pazarlıklardan sonra Kardan Adam, yabancı film ve televizyon yapımlarını çekmek için tasarlanan yeni devlet teşvik programından destek alarak Norveç’te çekilen ilk uluslararası sinema filmi olmuş.

12 hafta süren çekimler boyunca yapım ekibi Norveç’in sunduğu şaşırtıcı mekanlardan yararlanmış. Oslo’nun havalı, şehir tarzından, Dünya mirası şehri Bergen’e, Telemark bölgesinin dramatik kar manzaralarından Atlantik kıyısını kucaklayan simgesel Atlantik Yolu’na kadar.
Böyle mekanlardan biri de rüzgara açık ve Norveç kıyısındaki yarımadada Rafto’nun kulübesini barındırıyormuş. Kulübe yaşlı bir kadına aitmiş ve başka bir film için yaptığı mekan araştırması sırasında tespit edilmiş. Stephenson şunları söylüyor; “Onu buraya sanat departmanı koymuş gibi görünüyor. Ama her zaman buradaydı. Kusursuzdu.”

Mükemmel olan sadece kulübenin görünümü değil, aynı zamanda içinde bulunduğu mekan da sinemaya inanılmaz uygunmuş. Kuzey denizinden yükselen kayalıkların kenarında yer alan kulübe rüzgarlı ve ücra bir manzarada yer alıyormuş. O kadar ücraymış ki kulübeye arabayla ulaşılamıyormuş ve zorlu denizler tekneler için de oldukça tehlikeliymiş. Helikopterle gitmek ve güçlü bir çift yürüyüş botu bu mekana tek erişim yoluymuş.  Yine de helikopterlerle bile iniş yapabilmek gibi küçük bir sorun varmış.
Stephenson şunları söylüyor; “Aslında helikopteri indirebileceğiniz hiçbir yer yok. Bu yüzden biz de alternatif planlar bulmak zorunda kaldık. Ekipman açısından çok hafif bir gün olması için çabaladık. Kıyafetleri ve ışıklandırmayı minimumda tuttuk.  Kameraları akıllıca kullandık ve taşımak zorunda olduğumuzu planladık.”

Ekipmanı ıssız bir bölgeye taşımak hiç de kolay bir iş değilmiş. Kulübe uzaktan bakınca provoke edecek kadar yakın görünüyormuş. Ekibin başlangıç noktasından itibaren kayalık, sarp ve çamurlu alanlardan yürümesi gerekmiş. Yükleri olmadan bile yürüyüş en az yarım saat sürmüş.  Fakat daha büyük ekipmanlar için bir helikopter kullanmışlar. Deniz kurtarma helikopteriyle havada asılı nakliye konteynerlerini kullanmışlar. Helikopter bazı ekip üyelerini taşısa da filmin yıldızları da dahil herkesin dışarıda yürümesi gerekmiş. Ama günler süren çekimlerin sonunda daha mutlu olunamazmış.
“Norveç’in bu ücra ve yabani bölümünde, bu bitki örtüsünde olmamıza olanak verildiği için çok şanslıyız. Bunu İngiltere’de yapamazdık.”
Stephenson sözlerini şöyle bitiriyor; “Toprağın sahipleri bizim burada oluşumuzdan rahatsız olmadılar. Çok beğenecekler, çünkü çok güzel çekildiği ve izleneceği için gurur duyacaklar.”


Filmin mmknmrtb notu:     /10