30.10.2017

Ayla :: Oscar Yolunda!



"1950 yılında savaşta yer alan Süleyman Astsubay savaş meydanında küçük bir kız bulur. 
5 yaşındaki bu Koreli kız yetimdir, nereye gideceğini bilmemektedir. 

Astsubay kızı yanına alır ve Ayla ismini verir. 
Kısa sürede birliğin neşesi haline gelen Ayla ile astsubay kısa sürede baba-kız gibi olurlar. 
Ancak 15 ay sonunda birliğin Türkiye'ye geri dönme kararı çıkar. 

Ayla'yı bırakıp dönmek istemeyen Süleyman Astsubay her yolu denese de Kore kanunlarını aşamaz. 
Küçük kızı geride bırakmak zorunda kalan Süleyman ve yetimlere uygulanan sisteme dahil olarak yetimhaneye verilecek olan Ayla, son vedalarında tekrar bir araya gelmeye söz verirler. 

Yıllar ikiliyi yeniden buluşturacak mıdır?"




Savaşın ortasında kimsesiz kalakalmış küçücük bir kız çocuğu ile onu ister istemez sahiplenen -karakteri askerlik mesleğine tamamen ters- aşırı duygusal bir askerin, Kore'de buluşması..
Ve olayın giderek 'baba-kız' vaziyetine evrilmesiyle de duyguların şelaleye dönüşmesi ve elbette, bencileyin hisli seyircilerin tamamının gözyaşlarına gark olması..

Hesabını kitabını ve son tahlildeki amacını bu formüle göre düzenleyen Ayla, her fırsatta kendini içine attığı 'melodram' kalıbında -mutlu mesut- hedefine doğru ilerlerken, gerekli gördüğü tüm klişeleri devreye sokmayı ihmal etmiyor.. 
 



Yoğun hamasetini, istismara kayacak denli kanırtarak, seyircisini duygu selinde boğmayı kendine vazife edinmiş filmimizin, 'kutlu' Oscar yolunda hiçbir masraftan kaçınmadığı -dolayısıyla da- teknik kalitesini Hollywood yapımları seviyesine yaklaştırdığı söylenebilir..

Bunu söylerken -bir imkansızı başararak- 50 yıl sonra bile her şeyiyle -ama her şeyiyle- aynı kalan bir İstanbul sokağıyla tanıştırılmamız; ya da 'yaşlı' Süleyman'ın -gizlemeye çalışılan- at kuyruğu gibi bazı abuklukları görmezden geliyorum.. aramızda kalsın..
O değil de sette, "Ağbi o şeyi kesmemiz lâzım." diyen arkadaşa Çetin Tekindor'un, "Kestirmem ülen, kestirmem!. Zaten zar zor uzattım şuncağızı!"deyu gürlediğini duyar gibi oldum da şimdi..




Haa.. bir de gerçekler var tabii, filmin hiç umurunda olmayan..
Mesela; bırakın ortak sınırımızın ya da ortak çıkarımızın falan olmasını, haritada yerini gösterebilecek tek bir vatandaşımızın bile çıkmayacağı bir ülkeye savaşmaya -daha doğrusu- ABD'nin emperyal çıkarlarını korumak, Sam Amca'nın gözüne girmek üzere, gençlerimizin göz göre göre ölüme gönderilmesi gibi..

Sonuçta arzulanan gerçekleşecek; iki süper gücün -çıkarları doğrultusunda- paylaşarak ikiye böldüğü Kore'nin kendi insanları birbirlerine kırdırılırken araya konuşlandırılmış binlerce 'kahraman askerimiz' ya şehit ya da gazi olacak ve bunun neticesinde Türkiye, Nato üyeliğiyle ödüllendirilecektir..

Dediğim gibi, bütün bunlara bu film değinmiyor, ima bile etmiyor; ben söyleniyorum öyle işte kendi kendime!.



Peki film ne diyor?.
Şunu diyor: Komünist olmayan Koreliler -nereden akıllarına geldiysek artık- kendilerine acilen yardım etmemizi istiyorlar..

Birileri bizden yardım isteyecek de öyle bakacak mıyız, tabii ki hayır; doldururuz gemilere kahraman askerlerimizi, göndeririz savaşmaya, onlar da gösterirler bütün dünyaya Türk'ün yenilmez gücünü!. 

Hem Türk askeri sadece savaşçı değildir ki, dünyayı hayran bırakacak denli yüce gönüllü olup, inanılmaz da merhametlidir..
Bu manzara karşısında hayranlığını gizleyemeyen Hür Dünya bizi sevmeyecek de kimi sevecektir..

Bir zamanlar, Kore Savaşı'nda gösterdiğimiz fedakarlıklardan etkilenerek bizden hoşlanan ve sınırımıza kadar dayanmış allahsız Komünistler'den koruyan Sam Amca'mız; belki şimdi de verir bize bir Oscar'cık be, belli mi olur hiç!.

Ayla


Yönetmen: Can Ulkay
Senaryo: Yiğit Güralp
Oyuncular: İsmail Hacıoğlu, Kim Seol, Çetin Tekindor, Ali Atay, Murat Yıldırım, Taner Birsel
Yapım: 2017, Türkiye, 125'

6  /10